yaşanabilecek en üzücü senaryonun kahramanları.
"askerimiz kahraman, ordumuz yenilmez" diyoruz, ancak bir düşündüğümüzde, şu an orda esir olarak bulunan askerlerimizin 20 yaşında, hayatının baharında, "karşıdaki kaşarlanmış düşman gibi dağların kurdu" değil,; evinden bir kaç ay önce ayrılmış ana kuzuları olduğunu düşünüp daha derinden eziliyorum.
bizler bilgisayar başında
yaran diyalogları okurken, 8 adet gencecik fidanımızın tırnaklarının şu anda kerpetenle sökülmekte olduğu, dişlerinin döküldüğü...yazamıyorum... aklıma geldikçe çıldırıyorum.
aklımdan sorular geçiyor: ne yapabilirim?
askerden geleli 6 ay oldu henüz. açıkçası oraya dönmek cesaret ister, buna cesaret edemiyorum (masa başından vatan kurtarmayıp ciddi ciddi gönüllü askerliğe başvurup da sıcacık odalarından çıkıp
gabar'a çatışmaya gitmeye cesaret edebilecek olanınız varsa saygıdan ellerini öperim ama yok biliyorum.
iş yerime sabah gelir gelmez bir
bayrak astım, tesadüfen şu an hatırlamadığım bir bir yazarın girisinde, "bayrak asmanın ayrımcılığı körüklemek anlamına geldiğini" yazdığını hatırlıyor, şaşıyorum. kendi ülkeme ait bayrağı asmak ayrımcılık yapmakmış... ayrımcılık olmasın diye benim şerefli
ay yıldızlı bayrakımın yanında bir de al yeşil bayrak mı asmam bekleniyor acaba diyorum.
msn ime solmuş gül koyuyorum, bunu msn başından vatan kurtarmak olarak görüyorlar. "haklılar" diyorum. sadece yapılan msn e solgun gül koyup somut tek bir adım atmamaksa haklılar. ancak düşünüyorum, kendi
eğitimime olduğu kadar, çevremdeki insanların eğitimlerine de katkıda bulunmaya çalışan,
yerli malı kullanmaya özen gösteren,
vergisini veren,
vatanını seven ve zamanında da hilesiz hurdasız askerliğini yapmış olan biri olarak yeterince (kime göre neye göre yeterli o da ayrı bir konu) somut adım atmış olduğumu düşünerek bir yakama
ay yıldız diğer yakama
atatürk rozetini takıp msn ime solgun gül koyup üzülüyorum.
inanın çok üzülüyorum.