yönetmen david fincher'ın tüketim toplumunu itin g.tüne soktuğu ve filmin son sahnesine sadece çok çok dikkat edilirse görülebilen bir penis koyarak biz seyircilerle taşşak geçtiği bir yeni dönem klasiğidir.
david fincher'ın daha önceki filmlerinde olduğu gibi,süpriz bir sona bağladığı,edward norton ve brad pitt'in muhteşem oynadığı,çıktığınızda deli gibi kavga etmek istediğiniz,testesteron yüklü film.tyler durden'ın "we are all dancing,all singing crap of the world" lafı da çok anlamlıdır.
fincher'in en başarılı filmi olan fight club bir romandan uyarlamadır.bir kısım insan dövüş filmi sanarak izleyip hiç bi halt anlamadıklarını ve filmin bok gibi olduğunu iddia ederler.film ayrıca pek çok süprizi barındırmaktadır.
örneğin:
1-filmin dikkatle izlenmesi halinde tek karelik bradd pitt resimlerini görebilirsini.
2-film boyunca edvard norton'un adından bahsedilmez ve imdb sitesinde narrator(anlatıcı) diye tabir edilir.
"you are not your bank account,
you are not the clothes you wear.
you are not the contents of your wallet.
you are not your bowel cancer.
you are not your grande latte.
you are not the car you drive.
you are not your fucking khakis.
you have to give up,
you have to realize that someday you will die,
until you know that you are useless"
çok az kişi tarafından doğru dürüst anlaşılmış , kavga felsefesi ve de kavga filmi diye akıllarda kalmış , modern yaşamın yarattığı bireyin açmazlarını konu eden film.hayatımda izlediğim en iyi filmler arasındadır ve de oscar alamamıştır(alması da beklenmezdi).film icerisinde doğu felsefesi son derece ağır basmaktadır , herşeyi bırakmaktan kastedilen , bireyin süperegosunun ve de bireyin , toplumun bireyin bilincinde yarattığı dünyanın penceresinden bakmanın getirdiği açmazları kırmaktır.film tarihinde yerini alacak olan , değeri geç anlaşılacak olan film.
felsefe açısından aynı yılda çıkan the matrix adlı filme fark atan, felsefenin kimsenin anlayamayacağı garip cümlelerde değil, basit ve sade cümlelerde gizli olduğunu izleyiciye öğreten bir başyapıttır.. izleyiciler matrix'teki ağdalı felsefe repliklerini anlamadığından, onlara yüce gözüküyor.. david fincher'a ve chuck palahniuk'a çok teşekkür ediyoruz, basit kelimelerle hayat felsefemizi aydınlatabilme başarısını gösterdiğinden.. brad pitt, edward norton ve helena bonham carter'ın oyunculuk başarıları zaten bilinmekte..
(bkz: in tyler we trust)
kitabı okunana kadar yönetmenine taptırtan fakat daha sonra vay anasını dedirten film. o halde chcuck palahniuk'un romanı demek daha doğru olur. david fincher bir kaç özel efekt ekleyerek ve chuck palahniuk'un yazdıklarını sonunu değiştirerek filmleştirmiştir. düşünüldüğünde bundan da güzel bir şekilde çekilemezdi fakat sonlardaki uyumsuzluk direkt olarak hollywood sineması'nın ürünü olduğunun göstergesidir. filmi seyretmemenin ayıp olduğu düşünülürse aşağıdaki noktalara değinmek yapacağım bir haksızlık olmayacaktır.
filmde edward norton'ın canlandırdığı karakterin ismi yoktur; narrator (anlatıcı) olarak geçer. o karaktere jack diyenler eski bilim teknik dergilerinde de geçen "l am jack's raging bile duct" gibi anlatımdan esinlenerek bu ismi bulmuştur. fakat chcuck palahniuk anlatımıyla, diğer bir kaç makalesi de dahil, narrator olarak geçer.
tyler durden'ın asıl hedefi kredi kartları binaları değil, bu binaların ortasındaki "ulusal müzedir". tyler bunu şöyle açıklar. "bu bizim dünyamız artık, şimdi, bizim dünyamız. o eski insanlar öldü" (temel olarak anarşizm'e dayanan bu anlatım chuck palahniuk'un kimliği hakkında bize ipucu verir).
filmdeki (kitaptaki) müthiş anlatımlardan birisi:
i felt like putting a bullet in every panda
that wouldn't screw to save its species.
l wanted to open the dump valves on oil tankers
and smother those french beaches i'd neversee.
i wanted to breathe smoke
yok etme isteği ancak bu kadar güzel anlatılabilir ve bir filmde bu kadar güzel verilebilir. (sarı saçlı adamın ağzını gözünü dağıttığı an)
ayrıca tyler, marla ve narrator arasındaki ilişki şöyle açıklanmıştır.
we have sort of a triangle going on here. i want tyler. tyler wants marla. marla wants me. this isn't about love in caring. this abaout property as in ownership.
"ayrıca tyler, marla ve narrator arasındaki ilişki şöyle açıklanmıştır.
we have sort of a triangle going on here. i want tyler. tyler wants marla. marla wants me. this isn't about love in caring. this abaout property as in ownership."
valla burdan ve daha önce film hakkında okuduğum bazı yorumlardan çıkan sonuç: anlatıcı homonun önde gideni. ha, film güzel mi? güzel.
first rule is; you do not talk about fight club
second rule is; you do not talk about fight club
third rule is; when someone says stop or goes limp the fight is over
fourth rule is; only two guys to a fight
fifth rule is; one fight at a time
sixth rule is; no shirts no rules
seventh rule is; fights go on as long as they have to
eight rule is ; if this is your 1st night at fight club you have to fight
1- esasoğlanlar olarak brad pitt ve edward norton'un boygösterdiği, "sinema perdesinde felsefe ve metafizik" kavramını dünya gençliğinin kafasına, gözüne ve gönlüne sokmuş vurdulu kırdılı başyapıt.
2- an itibariyle insanlık cemiyeti üyelerinde bulunan sinir, stres ve gerginlik yüzünden, varolması durumunda üye kayıtları için buradan memlekete yol olacak bir kuyruğun oluşacağı sosyal topluluk lokali.