23 ve 24 ekim'de tekrar buradalar, avrupa turnesi kapsamında ankara'da 2 konser verecekler. detaylar için http://blog.krip.org/... adresine bakın ltf tşk.
özellikle "hang on little tomato" albumlerindeki aynı zamanda "mr and mrs smith" filmine soundtrack olan "never stop falling in love" şarkısına bittiğim,büyüleyici kadın vokaliyle beni etkileyen grup.eklemeliyim ki yapılan bir slide gösterisine inanılmaz uyan bir fon müziğidir.
ispanyolca, japonca, ingilizce, yunanca ,fransızca gibi dillerde şarkı söyleyen ,apayrı bir tarzları olan muhteşem gurup.her şarkılarında ayrı bir sihir vardır grubun.müzikleri o kadar içten ve doğaldır ki...bence en güzel şarkıları la soledad dır ki içimde bi yerlere dokunur bu şarkı.
amado mio
no hay problema
sympathique
qué sera sera
la soledad
donde estas, yolanda¿
song of the black lizard
never on sunday
andalucia
brazil
lullaby
bolero
hang on little tomato (2004)
let's never stop falling in love
anna (el negro zumbon)
hang on little tomato
the gardens of sampson & beasley
veronique
dansez-vous
lilly
autrefois
u plavu zoru
clementine
una notte a napoli
kikuchiyo to mohshimasu
aspettami
song of the black swan
pink martini nin piyanisti thomas lauderdale kendileri için şöyle demiş:
'pink martini is like a romantic hollywood musical of the 1940s or 50s – but with a global perspective which is modern,we bring melodies and rhythms from different parts of the world together to create something which is new and beautiful'
sanırım bu söz müzik tarzlarını çok güzel anlatıyor
ayrıca hey eugene adlı müthiş şarkının da sahibi amerikalı grup.
china forbes (vokal)
thomas lauderdale (piyano)
robert taylor (trombon)
gavin bondy (trompet)
paloma griffin (keman)
brian davis (vibrafon & perküsyon)
derek rieth (perküsyon)
martin zarzar (davul)
phil baker (bas gitar)
timothy nishimoto (vokal & perküsyon)
maureen love (arp)
je ne veux pas travailler (calışmak istemiyorum)
je ne veux pas dejeuner (yemek yemek istemiyorum)
je veux seulement oublier (sadece unutmak istiyorum)
et puis je fume (ve sigara içiyorum)
bunlar grup mu? yoksa söyleyen kadının ya da erkeğin ismi pink, soy ismi martini mi hiçbir fikrim yok.
pink floyd açayım derken fark ettim hemen yanındaki dosyada pink martini denen eğlenceli şeyi.
hayır, bilmiyor değildim, türkiye'ye gelip konser bile verdiler ama hiç merak etmedim. oysa ben bunları seviyormuşum dinlemiştim önceden zira. ancak bilmeden, yani şarkıyı söyleyenin o olduğunu bilmeden. neyse şimdi biliyorum. eşleştirme tamam.
ilk olarak bonus track denen bonus ile başladım dinlemeye. sanırım ispanyolca söylüyorlar. olee ve perfavor * dışında zerre ispanyolca bilmiyorum. ama alıp götürdüler beni küba'ya.
gece gece sayelerinde; sıcak küba sokaklarında yalınayak dans ettim, bir elimde mohito denen "iç beni, ben aslında gazozum" diyen kandırıkçı içki, öbür elimde güzel latin kızlarının dizlerinde sardıkları puro, saçlarımda koca koca çiçekler, üstümde çiçekli desenli rengarenk eteğim. galiba rüzgar esmez oralarda, ama eteğimin etekleri yine de uçuşuyor çünkü dans ediyorum etrafımda her renkten kübalı ile birlikte.
sonra çok dinledim sanırım bu parçayı kendimi fazla kaptırıp, birden sıkıldım. işte o an korkunç bir şey oldu, "cubana"dayım gibime geldi benim. kendime geldiğimde aynı kadın, fransızca bir şeyler anlatıyordu parçada. biraz daha dikkat edeyim dedim, dinlerken baktım ingilizce de var repertuarda. hatta "kikuchiyo to mohshimasu " isimli; insanı içine döndüren, çakrasını zirve yaptıran, evde japon çayı eşliğinde kimono giymesini zorlayan, dur gideyim bir aynaya bakayım çekik gözlü nasılım acaba diye düşündüren, korkunç parça sonrası; "amaan" dedim "pink martini de bozdu, zaten jüpiter'i de gezegenlikten çıkarttılar". (emin de olamadım jüpiter mi yoksa başka bir tanesi miydi, bu da sinirimi bozdu)
o japon şemsiyesinin ardından dinlediğim şarkıda napoli kelimesi geçiyordu, sanırım italyancaydı parça, albüm adının "hang on little tomato" olduğunu ise oldukça geç fark ettim. kızdım bunlara "tomato, napoli filan ne bu yemek tarifi mi ne ayıp" dedim, ayrıca italyanca bilgim ile ispanyolca bilgim bence kapışabilirler ve berabere biter maç.
nasıl yüz kere dinlediğim de beni küba'ya götüren parçayı ispanyolca bilmeden anlayabildiysem, bu tomato soslu napoliten makarnayı anlatan, arada quandoto derken bence karabiberdi kastedilen, parçayı da anlayabildim. parçanın sonunda ısrarla söyledikleri içerno liporto cümlesi de "iç onu liberta" şeklinde emir kipi de içeriyordu. yani kabalar bi de bunlar.
ayrıca anna, veronica, lily ve clementine isimli şarkılar ise kadın düşkünlüklerini de gösterdi. kadın düşkünlüğü neyse hadi, ama bir de gecenin üçünde beni dertlerin en gücüne sürükleyip clementine diyerek çocukluğumuzun korkulu rüyasını yeniden hatırlattılar. neyse işte kızdım bunlara bi güzel.
efkârlandım hemen, dedim aç orhan gencebay, desin sana "hatasız kul olmaz".
düşündüm de martini içeceğim ben, ayrıca bunların dediği gibi rengi pink de değil biliyorum filmlerden görmüştüm.
sanırım türkiye'ye gelmeleri yalan olan gruptur. hani nerde lan bir türlü etkinlik şeysi kesinleşemedi? gözümüz events kısmında "istanbul" görme hevesiyle sitelerindedir.
http://www.pinkmartini.com/
bu yaz şimdi daha harika geçecek diyebiliyorum, 6 temmuz pazar günü bu güzel grubun açık havada yapacağı konser ile..2-16 temmuz arasında gerçekleşecek olan 15. uluslararası istanbul caz festivali kapsamında cemil topuzlu açık hava sahnesinde sahne alacak olan gruptur..en son geçen yıl gelmişlerdi bu sene yeni albümleriyle bizi daha da bir çoşturacak grup..heycanımı klavyeye yansıtamıyorum ve bakınız diyorum;
alacati konserleri ne kadar ağzımın suyunu akıtsa da uzaktan el sallamak durumunda bırakmış mağdur etmiş grup. allahtan bir kac gün sonra izleme fırsatım olacak.
ilgilenenler konser tarihlerini su adresten inceleyebilir.
güzel bir hediye. yanında da yiğit özgür karikatür kitabını paketleyin. ben yaparken keyif aldım. bana böyle bir hediye verseler kimbilir ne sevinirdim. çok güzel bir ikili. sanki fuşya rengi.