pink floyd'un müzik dünyasına kattıklarını pink floyd'un syd berret'li dönemi ve syd gruptan ayrılana kadar olan süreci ele almaya çalıştım.
şimdi efendim:
sahnede veya müzik icra ederken, şarkı söyleyen ve tıngır tıngır estrumanlar çalan dört adamla yetinmek yerine, insanlara biraz daha teatral, biraz daha piyes benzeri bir şeyler vermek fikrinden yola çıktı
pink floyd.
müziği görsellikle ve sanatla birleştirme amacıyla.
işte
pink floyd rock’ta veya müziksel veya görsel hiçbir sınırın bulanmadığına veya bulunmaması gerektiğine inanan bir müzik grubuydu ve gelen yeni kuşağında temsilcisiydi. pink floyd çıkana dek, o zamana kadar bunu hiç kimse yapmamış ve denememişti.
rock müzik keşfedilmemiş alanlara ilerledikçe yepyeni dünyalar yaratılmaya başlandı.pink floyd ve bu keşifleri aslında şu şekilde tarif edersek:
“ rock’ı henüz yeryüzünde keşfedilmemiş bir kıta gibi düşünün, syd berret ve roger waters’ın gemilerine atlayıp o kıtayı aramaları ve bulma çalışmaları gibi bir şey farzedin.
bulup bulmadıklarını henüz bilmiyoruz ama etki ettiği diğer müzisyenler ve gruplar da gemilerine atlayıp o keşfe hala ve hala katılmaktadırlar.
kocaman bir bir okyanus ta binlerce gemiden oluşan bir filo.
pink floyd’un yaptığı veya yapmaya çalıştığı şey:
“ sanat kolları içerisinde kişinin hep yenilik yapması, yeniden anlam katması ve öyle ilerlemesi gerektiği duygusu vardır” işte pink floyd rock müzik te bunu yaptı. (bkz:
progressive rock).
klasik tabulaşmış kurallar gitti ve pink floyd sayesinde deney ruhu geldi diyebiliriz.
o zamanlar klasik dizeler, klasik koro, klasik sololar, sahnede af edersiniz öküz gibi duran grup üyeleri işlerini görür ve bitti diye çekip giderlerdi. ben bunu iki kişinin, iki odunun öküz gibi sex yapıp, sonra birbirlerine götlerini dönüp yatmasına benzetiyorum. hiçbir romantizim yok, ön sevişime yok, fantezi yok. son derece durağan bir ilişki.
ama pink floyd’un yapmak istediği şeyler hakkında bir fikriniz, sırada ne var bilemiyordunuz. tamamen süprize açık bir ilişki ve fantezilerle dolu.
artık klasikleşmiş bir kız, bir erkekle tanışır lalala lelele gibi saçma sapan parçalar ve statik ritimlerle dolu artık adamı bayan şarkıların sonu geldiğini düşünüyorlardı.
pink floyd artık bu kapılara tekmeyi vuruyordu ve aynı bir çocuk gibiydi. yeryüzünde ki en iyi flozoflar çocuklardır deyişi gibi, bir çocuk misali sürekli merak, sürekli her şeyi araştırma, her şeye dokunma isteği, koklama ve ağzına götürme isteği gibi bir halleri vardı.
pink floyd rock müziği a basit başlangıcından çıkartmış ve geniş ölçekli tiyatrosal bir gösteriye çevirmiştir. ve yaptıkları olay gelecek olan her rock etkinliğini sarsacak bir deprem yaşattılar. yaşattıkları depremin artçı şokları şu an bile hala devam ediyor.
rock’ın ikinci çağı artık başlamıştı.
peki nasıl mı başladı anlatalım:
1967 yılı ve rock müzik te bir devrim yaşanmak üzereydi. ama hala ve hala ne listelere girmiş, ne de daha doğru düzgün kimseler tarafından fark edilmemiş bir devrim.
ingiltere de bir plak firması ülke de müziğin çehresini değiştirecek bir grupla sözleşme yaptı.
grup’un ismi pink floyd’tu. grup ilk olarak
arnold lane adlı bir 45 lik hırsızlık yapan, atlet don çalan bir travestinin hikayesini anlatıyordu. illet önce " bu ne lan, bu nasıl şarkı" dendi.
http://www.youtube.com/...
hemen fark edilmedi, listelere bile giremedi.
o zaman ki yazılı medya da dalga konusu bile oldular. pembe acayipler diye yorumlar bile çıkmıştı. hatta ve hatta bbc radyosu ve televizyonu bi ara yayın yasağı filan koydu. ama bu işin diğer tarafını da sorgulayan müzik yazarları pink floyd’un işi biraz güle oynaya zorladığı kanaatindeydi.
şimdi efendim bilmeyenler için isimleri tekrar sayalım, pink floyd:
roger waters,
nick mason,
rick wright ve cambridge’te güzel sanatlar okuyan
syd berret adlı 4 çakır oğlan tarafından oluşuyordu.
burada syd berret’in güzl sanatlar okuduğuna dikkat çekmek isterim. progressive rock’ın ve onun alt oluşumularından biri olan art rock’ın syd’le olan bağlantısını ileride değineceğim.
rick wright arnold lane parçası için “ o günlerde syd berret’den başkası bu tip bir şarkı yazamazdı ve bu da adamın beyninin bizimkilerden farklı çalıştığını gösteriyor “ demişti.
ve işte o an syd ve arkadaşları o gün rock müzik te yeni bir tür belirlediler. adı psychedelic yani zihin açıcı denen bir tür.rock müzik o an bu türle tanıştı.
daha sonraları
david bowie ve
peter gabriel gibi ikonlar “ pink floyd ve syd berret’in yaptığı şarkılara tutkulu bir biçimde aşıktık, syd’te bizde olmayan bir şey vardı ve bu bizleri çok etkiliyordu. inanılmaz bir tutku” tuhaf bir şekil de syd’te peter pan tarafı vardı.” demişlerdir.
http://www.youtube.com/...
bu link te david bowie’nin yukarıda tercüme ettiğim sözlerini orijinalini dinleyebilirler.
pink floyd’un ikinci 45 liği
see emily play parçası aslında
psychedelic kız öğrenci olan genç bir soyluyu anlatır.
http://www.youtube.com/...
see emly play parçası mükemmeldir. o org la beraber girişi adamı dumura uğratır. zaten parça da o kadar tutuldu ki pink floyd birden tüm ülke de tanınmaya başladı ve bcc’nin efsane programı top of the pop programına bile çıktılar.
ve bu olay syd berret’ı çok da yakışıklı olmasından da gelen ilgi ve hiç de hoşuna gitmeyen bir popilerite getirdi.ama syd bu kadar tanınmak istemiyordu ve rahatsızlık duymaya ve bu durumu diğer arkadaşlarıyla paylaşmaya karar verdi.
aslında syd berret bir sanatçı olmakla, işi ticarete dökmüş bir rock müzisyeni arasında gidip gelmekle boğuşmaya başlamıştı. syd zaten çok narin, kırılgan ve duygusal bir insan olduğundan” aslında syd’e sanatçı diyelim” bu durum onun kafasının iyice karışmasına sebep veriyordu. ve bu bocalama ilerde yaşayacağı psikolojik sorunlarının da başlangıcıydı sanırım.
syd'in yaptığı
interstellar overdrive’ın emprovize ,uzun, sözsüz, atmosferik ve tek parça içerisinde bir dizi müzikal figür içeren yapısı tamamiyle ona ait bir eserdi. tam bir sanat şahaseriydi.
http://www.youtube.com/... - interstellar overdrive-part 1
http://www.youtube.com/... - interstellar overdrive-part 2
ve bu parça grubun sahne repartuarının ana parçası oldu. bir bakıma bu parça gelecekte ki pink floyd sahne performanslarının o teatral showlarının başlangıcıydı. parça ana melodiden sapmamak kaydıyla istedikleri kadar sahne üzerinde doğaçlayarak bazen yarım saat bazen de 40 dakika kadar sürebiliyordu. ve konserlerine gelen insanlar tarafından sanki bir ayin, bir ritüel gibi izlenip katılınıyordu.
bu şarkı deneysel müzik şeklinde inşa edilmişti. syd, roger, rick ve hatta nick bile sahne de bile neler yapabileceklerini arıyorlardı. adı rock müzik ama ondan önceki anlaşılan rock müzikten çok farklı bişey. davul var, gitar var, bas gitar var, solist var ama başka sesler de var. millet “ ula noli yav bu da ne diye duruyorlardı. kimisi hayranlık, kimisi de ağız bükerek.
bir başka pencereden bakarsak aynı zamanda new yoork’lu grup
velvet underground’la beraber aynı yolu izliyorlardı.
(bkz:
velvet underground).( velvet underground daha sonraları pop art’ın baba isimlerinden
andy warhol tarafından, yönlendirilmiş ve proje halinde orda, burada zengin ortamlarda sanki bir sanat aktivitesiymiş gibi, sergileriyle beraber onları da yanında taşımıştır.)
art rock’ın doğuşu burada başlamıştır. (bkz:
pink floyd’un müzik dünyasına kattıkları)(bkz:
andy warhol)
daha sonraları
david bowie new york’a giderek velvet underground’la beraber kıs bir süre çalışıp tekrar ingiltere’ye dönmüştür.
pink floyd sanat ve müzik arasında ki engelleri yıkmak üzereydi. burada daha önce de belirttiğim gibi syd berret’in sanatçı genleri bu yola doğru götürüyordu grubu. sahne showları, parçalardaki anlatım, betimlenmek istenen hikaye. yani pink floyd bir rock grubu değil sanat grubu gibiydi. ve bu akım daha sonra gelecek olan 100 lerce gruba ilham verdi.
pink floyd’un neden bu kadar çabuk bir şekilde büyümesinin sebebi yaptıkları işin kültürel açıdan farklı olması ve çıktığı dönem itibariyle de o kuşağın devrim açlığının hayatın her yerinde olduğu gibi müzikte de kendini hissettiriyor olmasıydı.
hem toplumsal hem de siyasal anlamda çok köklü fikirleri ve mesajları vardı.
pink floyd’un müzikleri ve ışığı dönemin uyuşturusu lcd ile birleşince rock akımının işte o an psychedelic devreside başlamış oldu. ama bu akım ve lcd syd’in sonunu da getirmiş oldu. zaten kırılgan olan o sanatçı kişiliği lcd ile birleşince syd kafayı kırdı ve tedavisi olmayan şizofren bir adam oldu ve gruptan ayrılmak zorunda kaldı. ayrılmadan önce kendisini anlatan aklını kaçıran birisinin hikayesini anlattığı
jugband bluesparçasını yaptı.
http://www.youtube.com/... – syd baret – jugband blues
syd berret son konserini 15 ocak 1968 güney sahilinde bir rıhtımda çıktı ve o konser pink floyd’un tam kadro ki buna david’de dahil çıktığı son konserdir.
derler ki aslında pink floyd o konser sonrası dağılmıştır. syd gittiğinde.
ve syd ayrıldıktan sonra david gilmour (s.a.v) gruba katıldı.
syd berret gitti ama rock müziğini bambaşka bir gezegene taşımış ve fitilin ateşini yakmıştır.
daha sonraları roger waters önderliğinde
meddle albümünde ki
echoes le başlayan, dark side of the moon albümüyle doruğa ulaşan arkasından bu sanatsal başyapıtların bana göre the wall albümüne dek devam eden gelen süreçte pink floyd ve syd berret müzik dünyasına ne mi katmıştır? progressive rock’ın ve alt kültürlerin doğmasını sağlamışlardır.
devrim yapmışlardır ve devrim hala sürmekte.
(bkz:
progressive rock)
nokta.
not: bazıları pink floyd’u dünyanın en iyi grubu olarak görmezler kabullenmezler ki elbette ki olacaktır.
queen,
u2, rolling stones` gibi gruplarla hala karşılaştırılırlar.
ama mesele pink floyd’un dünyanın en iyi grubu değil kâinatın en önemli grubu olmasıdır.
sokaktan geçen yabancılar
rastlantıya karşılaşır iki ayrı baş
ve ben senim ve gördüğüm sey ise ben
ve elinden tutuyorum seni
ve yol gösteriyorum karada
ve yardım ediyorsun bana daha iyi anlayabilmem için.............................
copy paste değildir, alın teridir.