içinde şöyle bir bölüm geçen _okumaya değer elif şafak kitabı_;
'görünenle yetinirsen eğer sadece tırtılı bilirsin. çirkindir ya tırtıl, gönlünü çelmez. görünenin ötesine geçmek istersen eğer, aradan örtüyü kaldırıp da gönül gözü ile bakarsan, kelebeği bulursun karşında. güzeldir ya kelebek, gönlün ona akar. lakin gönül gözünle görürsen eğer, kelebeğe değil tırtıla sevdalanırsın'.
elif şafak'a ait tüm alışkanlıkları içinde bulunduran, okuması gayet zevkli kitap. içindeki cinler periler, dudakları sürekli pır pır edip dua okuyan nineler, ahşap evler kitabın en tatlı detayları bana göre.
kimine kafi gelir bu ten sureti
böyle doğar, böyle sırlanır
kimine dar gelir bu ten sureti
hep arar,savrulur
kiminin imanı korkudur
"ve inne rabbeke leşediydül'ikaab"
kiminin imanı safi aşktır
"ve ma rabbüke bizalamin lil'abiyd"
her kim ki aşk için, aşkla yaşar
aşkı arar, aşkla yanar
işbu vücud şehrinin
kapısını aralar
dizeleriyle çoktan başucu kitabı olmayı haketmiş,günümüzde tasavvufu amaçları için maşa olarak kullanan kesimlerden çekinmeden,tasavvufun batıni yanını,cinsiyetsiz ve kimliksiz yüzünü ortaya çıkaran elif şafak mucizesi.
çekildim bir köşeye/sessiz sedasız/baktım olan bitene/seni gördüm kaderimde/ebrunun halkalarını saydım/tastamam dört etti/halkalardaki kıvrımları hesapladım/tastamam senin ismin etti/isminin yanına beni de kazı dedim/boyalar isyan etti.
pihan o vakit anladıki;
vücudu, şu koskoca varlık aleminin benzeridir. ve vücudu şehri şehr-i istanbul'un benzeridir. ve vücudu sittinsenenin akrep arif, yeni adıyla nakş-ı nigar mahallesinin benzeridir. ve nasıl ki kendisi iki başlı ise, işte bu mahallede iki başlıdır.
pinhan o vakit anladı ki;
kaçarak,korkarak,saklayarak,bitmek tükenmez can sıkıntılarından mürekkep bir hayatı yaşamak, yaşamak degildir. insan ki eşref-i mahlukattır; bir nebat gibi hissiz yaşamak ona yakışmaz.
hem ne demişti dürri baba?
"vücudun şehrine gir, onu seyreyle"
dememiş miydi?
ve pinan o vakit anladı ki;
vücudun şehrine girme vakti çoktan gelmiştir. madem ki kaleme alınmamış bir hikayedir bunca zamandır arayıp durdugu ve dürri baba tekkesine taşımayı arzuladığı, işte o hikayeyi uzaklarda, başka başka diyarlarda degil de kendi içinde, kendi derinliklerinde bulabilir.
"kabulümdür," dedi pinhan.
ka-bu-lüm-dür!
"ademde dahi dört od mevcuttur.mide odu , şehvet odu ,soğukluk odu ve muhabbet odu.hem dünyada dahi dört od vardır.taş odu, ağaç odu ,yıldırım odu , tamu odu.nasıl ki yedi kat gök var;ten dahi yedi kattır.et,kan,damar,sinir,süğük,ilik yedi kat göğe benzer.
hem dünyada ırmaklar var.amma gözyaşı ırmaklara benzer.ve hem dünyada dört türlü su var.evvel safi;ikinci acı;üçüncü koyu;dördüncü yer suyu.amma tende dahi var:evvel ağız suyu , tatlı...ikinci göz suyu acı...üçüncü kulak suyu...dördüncü burun suyu koyu...
ve hem dünyada bulutlar yağmurlar var.pes kaygu buluda , göz yaşı yağmura benzer.ve hem artmak eksilmek var.pes tende dahi kuvvet var.kimiyerde kuvvet eksilir,kimiyerde eksilir.
hal böyle iken dört unsur var insanda.safra dediğin ateştir;tabiatı sıcak ve kuru.kan dediğin havadır;tabiatı sıcak ve rutubetli.balgam dediğin sudur;tabiatı soğuk ve rutubetli.sevda dediğinse topraktır;tabiatı soğuk ve kuru.ola ki bu dördünden herhangi biri ötekine galip gelirse , o vakit vucut hastalanır.vücudun selameti için dördünün muhabbetlerinin aksamaması elzemdir.aksamaması içinde baş dediğin,iki de olsa tek de olsa aşkla yoğrulmalı ,yaradandan ötürü yaradılanı sevmeyi bilmelidir."
kuşkusuz verilen ödülü gerçekten haketmiş bir kitap pinhan.tanımlamaları ile insanı hiç sıkmıyor ve kullanılan sözcükler bakımından gerçekten lezzetli bir çorba gibi.her kaşıkta biraz daha istiyor insan.ben uzun zamandır ilk defa bir kitabı yavaş yavaş okudum.kitap hiç bitmesin istedim.ilk defa gözlerim sayfa sayısına kaymadı.ilk defa kendi kendimle yarış içerisine girmedim erkenden bitireceğim diye.
nasıl şiirler ile dolanmışsa bu hayalden dünya , içinde pek çok girift bilmeceyi barındırıyor bu esrarlı hava.
sözün özü alın okuyun. emin olun hiç pişman olmayacaksınız.
pinhan'ın denizli yakınlarındaki dürri baba tekkesine girmesiyle başlayan hikaye pinhan'ın kendini bulma çabalarıyla devam eder ve sonlanır. yine elif şafak kitaplarında görülen başta anlatılan bölük pörçük, havada gibi duran hikayeler sonlara doğru bağlanmaktadır. tekkede herkese dürri baba tarafından bir isim verilmektedir, dürri baba, pinhan'a ismini verdiği gün şu çarpıcı cümleleri sarfetmiştir:
"görünenle yetinirsen eğer sadece tırtılı bilirsin. çirkindir ya tırtıl, gönlünü çelmez. görünenin ötesine geçmek istersen eğer, aradan örtüyü kaldırıp da gönül gözü ile bakarsan, kelebeği bulursun karşında. güzeldir ya kelebek, gönlün ona akar. lakin gönül gözünle görürsen eğer, kelebeğe değil tırtıla sevdalanırsın.
sade tırtılı ile kelebek değil elbet. sakın ola hor görme pinhan; canları horgörme. bak bu gayb alemine, bir kendini gör. bak kendine, cümle mahlukatın özünü gör. devri tamam olan gelir, devri tamam olan gider. gelen, gidende saklıdır; giden gelende saklı." sf.22
elif şafak için isimler çok önemlidir; sırf bu yüzden uzunca düşünüp soyadı olarak annesinin adı olan şafak'ı seçmiştir. kızına koyduğu iki ismin de sebebi vardır. elif şafak için isimlerin çok önemli olduğu bu romanda açıkça görülebilir:
"isim dediğin, hz.adem’den bu yana, kendini taşıyanı kah usul usul yoğurur, kah efsunlu iplerle sıkı sıkı bağlardı.
isim dediğin, yüksekte uçanın belini bükecek, alçaktan geçenin başını doğrultacak; pervasıza perva, korkusuza korku katacak kadar kudretli idi." sf.23
yine diğer romanlarındaolduğu gibi belirli cümleler değişik sayfalarda aynen boy göstermektedir. mesela:
"isimler büyülüdür. sade büyülü mü, isimler hem de büyücüdür." sf.35 ve sf.71
pinhan'da dikkati çeken başka bir nokta ise kitabın ana olarak dört bölüme ayrılması ve her bölüm başındaki dizelerin sırasıyla toprak, hava,ateş ve sudur ki son bölümde bu 4 unsura ilişkin derin manalar içeren cümleler vardır. (bkz: @1134263)
ana bölümlerin altında yer alan her bir alt bölümün başında da çeşitli kaynaklardan dörtlükler verilmiştir ki kaynakların çokluğu, konuyla ilişkisini cuk oturması gözönünde bulundurulursa elif şafak'ın birikiminde hayran kalmamak imkansızdır. bu lezzetlerden bir örnek :
"kırılmamak için bükül
düz olmak için eğril
dolmak için boşal,
parçalan ki yenilen
az şeye sahip olanlar
çoğa kavuşabilirler
çok şeyi olanların zihni karışır.
tao te chıng" sf.65
ayrıca bir ilginçlik de şudur ki puslu kıtalar atlası'nda ilgimi çok çeken bir cümle:
"çevrede o kadar çok kör, kötürüm, inmeli, aksak, dilsiz, düztaban, damlalı, çolak, paytak, sağır, topal, şaşı, yatalak, kolsuz, çalık ve şehla vardı ki , yabancı biri burayı hastane sanabilirdi. " sf.108
cümlenin bende benzerlik hissi uyandırması. şöyle ki bu kadar ayrıntılarda her roman birbiriyle kesişebilir; fakat naçizane fikrim; konu, örgü v.b birtakım özellikler nedeniyle bende birbirini çağrıştıran elif şafak ve ihsan oktay anar'ın cümlelerinin benzeşmesi kanımca tesadüf değildir çok da hoşuma gitmiştir. çağrışımlara rağmen iki yazar da bende çok farklı ama sevdiğim tatlar bırakmıştır.
keyifle, düşünceyle okunası bir romandır pinhan...
elif şafak'ın neden eşsiz bir yazar olduğunun cevaplarından sadece biridir bu kitap.
"periden güzel huriden müstesna
sebeb-i enva-i bela türlü cefa
tam üç tane ismin var iken,
sonuncusu canfeza
yedi düvel çehrene müptela
ben garip aşık-ı şeyda iken
terk-i can etmen reva mı bana
müsterih ol sırrını vermem ağyara
sırrın da senle beraber karıştı toprağa
tam anlayabilmek için biri üst biri de analitik olmak üzere 2 okunma yapılması gerektiğini düşündüğüm elif şafak kitabı ki mevlevilik bilgisini konuşturmuştur
" o gün, sabahtan akşama kadar babamı seyrettim. seyretmeyi işte o zaman öğrendim. insanları izlerken, daha evvel hiç görmediklerini görebilir, hiç hissetmediklerini hissedebilirsin pinhan. insanları uzaktan seyrederken,onlara her zamnakinden yakın olabilirsin. eğer bakmayı bilirsen gözlerin sana oyun etmez, dosdoğru görürsün. içte saklı olanı, acıtanı,kanatanı görürsün. o vakit anlarsın ki o dediğin sensin, seyrettiğin kendi bedenin ,kendi suretin; ağladığın kendi acıların. "
"işbu vücudum şehrine,bir dem giresim gelir
içindeki sultanın, yüzün göresim gelir
işidirim sözünü, görümezem yüzünü
yüzünü görmekliğe, canım veresim gelir
ol sultanın halvetinin, yedi hücresi vardır
yedisinden içeri, varıp giresin gelir
her kapıda bir kişi, yüzbin çerisi vardır
aşk kılıcın kuşanıp, cümle kırasım gelir
erenlerin sohbeti arttırır marifeti
bi dertleri sohbetten, her dem süresim gelir
leyli vü mecnun benem, şeyda-yi rahman benem
dost oldu bize mihman, bunca yıl bunca zaman
gerçek ismail'leyin, kurban olasım gelir
erenlerin nazarı toprağı gevher eyler
erenler kademinde, toprak olasım gelir
miskin yunus'un nefsi dört tabiat içinde
ışk ile can sırrına pinhan varasum gelür"
kitabın yazarına bakılmadan okunsa yazarının neredeyse ihsan oktay anarolduğu iddia edilebilecek bir elif şafak romanı. olay örgüsü, roman karakterleri, sürükleyiciliği ve mistiğiyle elif şafak'ın en güzel romanı olduğunu düşünüyorum. yazarın tasavufa olan ilgisi bu romanla daha da hissedilir olmuş.
“ben dostumu gökte ararken yerde buldum pinhan. lakin bulur bulmaz da yitirdim. senin yüreğine gurbet düşmüş bir kere, kavli karar etmişsin göçmeye. gönlün o yöne akmış pinhan, elden ne gelir. sana verebileceğim topu topu iki hediyem var sadece. birisi kulağına küpe olsun diye. her ne yöne gidersen git, kaç menzil tüketirsen tüket sakın ola kendinden utanma.” (s.61)
"ateş oğlanı sofralarına yaklaştığında cüce cafer neşelendi.. boyundan beklenmeyecek kadar gür bir sesle haykırdı:
- gel hele sakız adalı; yak şu ateşi!
oysa pinhan içinden yalvarmaktaydı:
- sakın ola yaklaşma. yakma bu ateşi!"
gizli anlamındadır.aynı zamanda elif şafak hanımefendinin ilk romanıdır.1998 yılında çıkan bu roman mevlana büyük ödülünü kazanmıştır.dili oldukça ağır ve konu da biraz karmaşıktır.2008 martında 10. baskıyı yapmıştır bu kitap.
''görünenle yetinirsen eğer sadece tırtılı bilirsin. çirkindir ya tırtıl, gönlünü çelmez. görünenin ötesine geçmek istersen eğer, aradan örtüyü kaldırıp da gönül gözü ile bakarsan, kelebeği bulursun karşında. güzeldir ya kelebek, gönlün ona akar. lakin gönül gözünle görürsen eğer, kelebeğe değil tırtıla sevdalanırsın.
isimler ki büyülüdür/ sade büyülü mü/ isimler hem de büyücüdür/ sanmam ki çıkmış olsun hatırından/ismini ''fasl-ı hazan'' koyalım/ söndüğü yerde aradığını bulasın/ lâkin fasl-ı hazan demek/ fasl-ı hüzün demek/ söndüğü yerde/ sana kavuşmam gerek/ onun söndüğü yerde/ benim tutuşmam gerek...
binbir gece masallarına başlar her ortadoğulu çocuk cin ali serilerinden önce. belli bir yaşa gelip de hayatın monotonluğuna girildiğinde en çok özlenen şeyin, gece elektrik kesintilerinin karanlığında veyahut köyde yağ lambalarının titrek alevleri ışığında, har har yanan sobanın etrafına serilmiş yer yataklarında dinlenen bu masallar olduğunu fark ettiğinizde artık çok geçtir.. siz artık yaşlanmışsınızdır.
elif şafak o gecelere götürür pinhanda okuyucuyu. kendi hiç yaşadı mı öyle geceleri bilmem ama yaşatmakta, hayret verici bir biçimde usta olduğunu gösterir pinhanda. hatta anlatımdaki tını yıllar görmüş, yaşlarla dolmuş bir nenenin ses tellerini çağrıştırır. bundan olsa gerek kandırıldığınızı hissedersiniz, elif şafak ın daha çocuk doğurmamış genç bir yeniyetme olduğunu duyduğunuzda(şükür ki iki dane nurtopu gibi çocuğu oldu da artık bir ana gözüyle bakılabiliniyor o ceylan gözlere). özellikle pinhanı okuyup bitirmenin ertesi bu duygularla örülüdür.
okumamışlara, okumadan önce tavsiye verilmesi gereken bir kitap sonuçta.. aynalar şehrinin her gün baygınlık geçirten gürültüsüyle dolmuş adayların mutlaka dikkat etmesi gereken ise pinhanın bir buket uzuner kitabı olmadığıdır; ya da ahmet altan.. ismail yk yı dinlemenin, recep ivedik esprilerine gülmenin çok daha ötesinde bir deneyim olacağını, günlerce kitapta yaratılmış atmosferden çıkılamayacağını da belirtmek gerek.. hele ki o çokbaşlılık konusunun dantel gibi işlendiği ve hatta gündelik yaşantılarımıza göndermelerle dolan bölümlerin sarsıcı etkisinin, basit bir ilacın yan etkisinden çok daha kuvvetli olduğunu söylemek bir görevdir kanımca..
en iyisi tüm her şeyden sıyrılmak amacıyla oturulmalı pinhanın karşısına.. elif anlatmalı, okuyucu gelen uykunun tesriyle mayışmalıdır. öyle bir uyku başlangıcıdır ki bu, sıcaklığıyla örter ruhu, ve mayışıklığıyla sobada yanan portakal kabuklarını duyumsatır. bir yandan aymaz bir ruh halinin boşvermişliğiyle uykuya dalınmak istenir, diğer yandan hikayenin sonunu öğrenme isteğiyle kavrulan aklın merakıyla uykuya direnilinir. tam bir ikibaşlılık hali.. okurken bir de bakmışsınız ki siz de pinhanmışsınız hayatınız boyunca ve sizi yaşar kılan da bu pinhan olma durumunuz..
ve son olarak;
"
önce elif dediler sonra be.. o günden beridir insanlar sonunu bekler durur şehrazatın anlattıklarının. sonu ölümdür dediyse de birileri, başkaları sonrasına inandılar.. ne diyelim.. inancın karşısında akıl bile duramazmış ki, biz duralım.. bize düşen dinlemek ve dinlemek..
en güzelinden bir elif hanım kitabı. betimlemeler başarılı, dil akıcı, konu sürükleyici. cart diye bitmese, gerçek bir klasik olabilecek eserdir ayrıca.
beni böyle tutma,
ben avcı kuşum, alıcı doğanım
kalamam artık bundan başka,
baykuş gibi viranede*
--
bütün dünyevi şeylerden eli eteği çekip, oraya dürri baba'nın tekkesinde ahrevi işlere yönelmeyi, arınmayı, kendinle evrensel olmayı arzulatır insana "pinhan". o elma ağaçlarına nazır demir çerçeveli pencerenin önünde "ahir zaman gelir, bu dünya göçer gider" demeyi düşündürür insana.
--
bir de baktım ki ben ben değilim artık,
suretim başka suret, ismim başkasının ismi
gönlüm ne yöne akar, ben ne yöne
verdiğin emaneti yitirdim yollarda
hata ettim, kusur ettim, affola!
"hayalle hafıza ateşle su gibidir. her biri ister ki, bir tek kendi kalsın orta yerde, öteki kaybolsun. hayal dediğin hafızayı boğmak, hafıza dediğin de hayali yakmak ister. onlar didişirken biz de deriz ki; 'bu yaptığınız gaflettir. zira sade bu demde değil, başka başka demlerde yaşamışlığımız var. aslında siz karındaşsınız.' o vakit anlar, kavgayı keser. anlarlar ki; hatırlamak için hayal kurmaya, hayal edebilmek için de hatırlamaya muhtacız. hikaye dediğinde budur zaten. bu andır. içinde geçmiş ve gelecek, hafıza ve hayal barındırır. her hikaye ezeli evveli olmayan alabildiğine hudutsuz bir andır. ne başta, ne sonda, tam da ortadadır."
"o vakit hayal de hafıza da anlar ki; hikayeler hep eskidir, aynıdır. velhasıl bunca süslü kelime, bunca harf tek bir noktada saklıdır."
okurken müthiş tat aldığım, elif şafakın ilk romanı. ihsan oktay anar sevenler'in ayıla bayıla okuyacaklarına eminim.
üstünde çok uğraşılmış olduğu aşikar olan değerli bir kitap.