pinhan 

adana çık aradan

  1. bir fuzuli beyitinde de geçer.
    "gâmım pinhan tutardım ben didiler yâre kıl rûşen
    disem ol bi-vefa bilmen inanur mu inanmaz mı"

    edit: başlık başıma kaldığı için silinen ilk giride pinhan kelimesinin "gizli, saklı, saklanmış" olarak tanımlandığını belirtmeyi görev sayarım.
    (eksiksizuyum, 19.12.2005 21:44 ~ 05.10.2007 17:36)


  2. içinde şöyle bir bölüm geçen _okumaya değer elif şafak kitabı_;
    'görünenle yetinirsen eğer sadece tırtılı bilirsin. çirkindir ya tırtıl, gönlünü çelmez. görünenin ötesine geçmek istersen eğer, aradan örtüyü kaldırıp da gönül gözü ile bakarsan, kelebeği bulursun karşında. güzeldir ya kelebek, gönlün ona akar. lakin gönül gözünle görürsen eğer, kelebeğe değil tırtıla sevdalanırsın'.
    (gülümsün, 26.02.2006 15:24)
  3. elif şafak'a ait tüm alışkanlıkları içinde bulunduran, okuması gayet zevkli kitap. içindeki cinler periler, dudakları sürekli pır pır edip dua okuyan nineler, ahşap evler kitabın en tatlı detayları bana göre.
    (clementine, 05.04.2006 11:01)
  4. kimine kafi gelir bu ten sureti
    böyle doğar, böyle sırlanır
    kimine dar gelir bu ten sureti
    hep arar,savrulur

    kiminin imanı korkudur
    "ve inne rabbeke leşediydül'ikaab"
    kiminin imanı safi aşktır
    "ve ma rabbüke bizalamin lil'abiyd"

    her kim ki aşk için, aşkla yaşar
    aşkı arar, aşkla yanar
    işbu vücud şehrinin
    kapısını aralar

    dizeleriyle çoktan başucu kitabı olmayı haketmiş,günümüzde tasavvufu amaçları için maşa olarak kullanan kesimlerden çekinmeden,tasavvufun batıni yanını,cinsiyetsiz ve kimliksiz yüzünü ortaya çıkaran elif şafak mucizesi.
    (baruch, 15.04.2006 16:37)
  5. çekildim bir köşeye/sessiz sedasız/baktım olan bitene/seni gördüm kaderimde/ebrunun halkalarını saydım/tastamam dört etti/halkalardaki kıvrımları hesapladım/tastamam senin ismin etti/isminin yanına beni de kazı dedim/boyalar isyan etti.
    (kurufasulyepilav, 20.04.2006 22:19)
  6. pihan o vakit anladıki;
    vücudu, şu koskoca varlık aleminin benzeridir. ve vücudu şehri şehr-i istanbul'un benzeridir. ve vücudu sittinsenenin akrep arif, yeni adıyla nakş-ı nigar mahallesinin benzeridir. ve nasıl ki kendisi iki başlı ise, işte bu mahallede iki başlıdır.
    pinhan o vakit anladı ki;
    kaçarak,korkarak,saklayarak,bitmek tükenmez can sıkıntılarından mürekkep bir hayatı yaşamak, yaşamak degildir. insan ki eşref-i mahlukattır; bir nebat gibi hissiz yaşamak ona yakışmaz.

    hem ne demişti dürri baba?
    "vücudun şehrine gir, onu seyreyle"
    dememiş miydi?

    ne söylemişti dürri baba?
    "biz nefsimizi silmekten degil bilmekten yanayız" dememiş miydi?

    ve pinan o vakit anladı ki;
    vücudun şehrine girme vakti çoktan gelmiştir. madem ki kaleme alınmamış bir hikayedir bunca zamandır arayıp durdugu ve dürri baba tekkesine taşımayı arzuladığı, işte o hikayeyi uzaklarda, başka başka diyarlarda degil de kendi içinde, kendi derinliklerinde bulabilir.
    "kabulümdür," dedi pinhan.
    ka-bu-lüm-dür!
    (baruch, 12.10.2006 21:22)
  7. "ademde dahi dört od mevcuttur.mide odu , şehvet odu ,soğukluk odu ve muhabbet odu.hem dünyada dahi dört od vardır.taş odu, ağaç odu ,yıldırım odu , tamu odu.nasıl ki yedi kat gök var;ten dahi yedi kattır.et,kan,damar,sinir,süğük,ilik yedi kat göğe benzer.
    hem dünyada ırmaklar var.amma gözyaşı ırmaklara benzer.ve hem dünyada dört türlü su var.evvel safi;ikinci acı;üçüncü koyu;dördüncü yer suyu.amma tende dahi var:evvel ağız suyu , tatlı...ikinci göz suyu acı...üçüncü kulak suyu...dördüncü burun suyu koyu...
    ve hem dünyada bulutlar yağmurlar var.pes kaygu buluda , göz yaşı yağmura benzer.ve hem artmak eksilmek var.pes tende dahi kuvvet var.kimiyerde kuvvet eksilir,kimiyerde eksilir.

    hal böyle iken dört unsur var insanda.safra dediğin ateştir;tabiatı sıcak ve kuru.kan dediğin havadır;tabiatı sıcak ve rutubetli.balgam dediğin sudur;tabiatı soğuk ve rutubetli.sevda dediğinse topraktır;tabiatı soğuk ve kuru.ola ki bu dördünden herhangi biri ötekine galip gelirse , o vakit vucut hastalanır.vücudun selameti için dördünün muhabbetlerinin aksamaması elzemdir.aksamaması içinde baş dediğin,iki de olsa tek de olsa aşkla yoğrulmalı ,yaradandan ötürü yaradılanı sevmeyi bilmelidir."

    kuşkusuz verilen ödülü gerçekten haketmiş bir kitap pinhan.tanımlamaları ile insanı hiç sıkmıyor ve kullanılan sözcükler bakımından gerçekten lezzetli bir çorba gibi.her kaşıkta biraz daha istiyor insan.ben uzun zamandır ilk defa bir kitabı yavaş yavaş okudum.kitap hiç bitmesin istedim.ilk defa gözlerim sayfa sayısına kaymadı.ilk defa kendi kendimle yarış içerisine girmedim erkenden bitireceğim diye.

    nasıl şiirler ile dolanmışsa bu hayalden dünya , içinde pek çok girift bilmeceyi barındırıyor bu esrarlı hava.
    sözün özü alın okuyun. emin olun hiç pişman olmayacaksınız.
    (madbrother, 04.02.2007 19:54 ~ 19:55)
  8. pinhan'ın denizli yakınlarındaki dürri baba tekkesine girmesiyle başlayan hikaye pinhan'ın kendini bulma çabalarıyla devam eder ve sonlanır. yine elif şafak kitaplarında görülen başta anlatılan bölük pörçük, havada gibi duran hikayeler sonlara doğru bağlanmaktadır. tekkede herkese dürri baba tarafından bir isim verilmektedir, dürri baba, pinhan'a ismini verdiği gün şu çarpıcı cümleleri sarfetmiştir:
    "görünenle yetinirsen eğer sadece tırtılı bilirsin. çirkindir ya tırtıl, gönlünü çelmez. görünenin ötesine geçmek istersen eğer, aradan örtüyü kaldırıp da gönül gözü ile bakarsan, kelebeği bulursun karşında. güzeldir ya kelebek, gönlün ona akar. lakin gönül gözünle görürsen eğer, kelebeğe değil tırtıla sevdalanırsın.
    sade tırtılı ile kelebek değil elbet. sakın ola hor görme pinhan; canları horgörme. bak bu gayb alemine, bir kendini gör. bak kendine, cümle mahlukatın özünü gör. devri tamam olan gelir, devri tamam olan gider. gelen, gidende saklıdır; giden gelende saklı." sf.22

    elif şafak için isimler çok önemlidir; sırf bu yüzden uzunca düşünüp soyadı olarak annesinin adı olan şafak'ı seçmiştir. kızına koyduğu iki ismin de sebebi vardır. elif şafak için isimlerin çok önemli olduğu bu romanda açıkça görülebilir:
    "isim dediğin, hz.adem’den bu yana, kendini taşıyanı kah usul usul yoğurur, kah efsunlu iplerle sıkı sıkı bağlardı.
    isim dediğin, yüksekte uçanın belini bükecek, alçaktan geçenin başını doğrultacak; pervasıza perva, korkusuza korku katacak kadar kudretli idi." sf.23

    yine diğer romanlarındaolduğu gibi belirli cümleler değişik sayfalarda aynen boy göstermektedir. mesela:
    "isimler büyülüdür. sade büyülü mü, isimler hem de büyücüdür." sf.35 ve sf.71

    pinhan'da dikkati çeken başka bir nokta ise kitabın ana olarak dört bölüme ayrılması ve her bölüm başındaki dizelerin sırasıyla toprak, hava,ateş ve sudur ki son bölümde bu 4 unsura ilişkin derin manalar içeren cümleler vardır. (bkz: @1134263)

    ana bölümlerin altında yer alan her bir alt bölümün başında da çeşitli kaynaklardan dörtlükler verilmiştir ki kaynakların çokluğu, konuyla ilişkisini cuk oturması gözönünde bulundurulursa elif şafak'ın birikiminde hayran kalmamak imkansızdır. bu lezzetlerden bir örnek :

    "kırılmamak için bükül
    düz olmak için eğril
    dolmak için boşal,
    parçalan ki yenilen
    az şeye sahip olanlar
    çoğa kavuşabilirler
    çok şeyi olanların zihni karışır.
    tao te chıng" sf.65

    ayrıca bir ilginçlik de şudur ki puslu kıtalar atlası'nda ilgimi çok çeken bir cümle:
    "çevrede o kadar çok kör, kötürüm, inmeli, aksak, dilsiz, düztaban, damlalı, çolak, paytak, sağır, topal, şaşı, yatalak, kolsuz, çalık ve şehla vardı ki , yabancı biri burayı hastane sanabilirdi. " sf.108

    ve pinhan'daki
    "mahalleliler kocakarı yerine cazır, cangoloz, dudu; hafifmeşrep kadına fırkıtma, kırıklı, totomlık, yalık, sagar-ı gerdan; fahişelere ayakkarısı, yalama, paçoz, süflü, löpçük; tombul kadına bıldırcın, hoşor; çirkin kadına kakanoş, gurabi, mırmırik boza; evde kalmışa küflü küpecik, patlıcan turşusu, kalık, köhnemiş peymane; metres yerine zamazingo, gaco, vıngır; ay yüzlü delikanlılara sakız muhallebisi, mahlep, zencefil; sofulara çerağ, davlumbaz, dü-alem; harfendazlara kavruk, yalpa, dil iti; saraylılara kafes bülbülü, şazkaz, karakuşi; sözünde durmayıp riyakarlık edenlere medd ü cezir, kıvırdak, ehl-i nar; gözünü budaktan esirgemeyenlere fitil otu, koçbaşı; pintilere fukara devesi, hurda akçe; nazik tabiatlılara hanım iğnesi, iğne oyası, yassı kadayıf derlerdi. " sf.87

    cümlenin bende benzerlik hissi uyandırması. şöyle ki bu kadar ayrıntılarda her roman birbiriyle kesişebilir; fakat naçizane fikrim; konu, örgü v.b birtakım özellikler nedeniyle bende birbirini çağrıştıran elif şafak ve ihsan oktay anar'ın cümlelerinin benzeşmesi kanımca tesadüf değildir çok da hoşuma gitmiştir. çağrışımlara rağmen iki yazar da bende çok farklı ama sevdiğim tatlar bırakmıştır.

    keyifle, düşünceyle okunası bir romandır pinhan...
    (lupin, 22.05.2007 00:28 ~ 23.05.2007 19:43)
  9. nihan'ın eş anlamlısıdır.
    (cala, 22.05.2007 00:38)
  10. küçükyalı'da deniz manzaralı bir restorandır aynı zamanda.

    http://www.pinhan.com.tr/
    (pseudonym, 01.06.2007 13:46)
  11. elif şafak'ın neden eşsiz bir yazar olduğunun cevaplarından sadece biridir bu kitap.

    "periden güzel huriden müstesna
    sebeb-i enva-i bela türlü cefa
    tam üç tane ismin var iken,
    sonuncusu canfeza
    yedi düvel çehrene müptela
    ben garip aşık-ı şeyda iken
    terk-i can etmen reva mı bana
    müsterih ol sırrını vermem ağyara
    sırrın da senle beraber karıştı toprağa

    bi-vefa, bi-vefa, bi-vefa"
    (zarpandit, 01.06.2007 14:54)
  12. tam anlayabilmek için biri üst biri de analitik olmak üzere 2 okunma yapılması gerektiğini düşündüğüm elif şafak kitabı ki mevlevilik bilgisini konuşturmuştur
    (hepimiz nokta vuruşluyuz hepimiz lazeriz, 29.06.2007 18:04)
  13. (bkz: külhan)*
    (azwepsa, 01.08.2007 10:34)
  14. " o gün, sabahtan akşama kadar babamı seyrettim. seyretmeyi işte o zaman öğrendim. insanları izlerken, daha evvel hiç görmediklerini görebilir, hiç hissetmediklerini hissedebilirsin pinhan. insanları uzaktan seyrederken,onlara her zamnakinden yakın olabilirsin. eğer bakmayı bilirsen gözlerin sana oyun etmez, dosdoğru görürsün. içte saklı olanı, acıtanı,kanatanı görürsün. o vakit anlarsın ki o dediğin sensin, seyrettiğin kendi bedenin ,kendi suretin; ağladığın kendi acıların. "
    (fihimafih, 14.08.2007 00:28)
  15. "işbu vücudum şehrine,bir dem giresim gelir
    içindeki sultanın, yüzün göresim gelir
    işidirim sözünü, görümezem yüzünü
    yüzünü görmekliğe, canım veresim gelir
    ol sultanın halvetinin, yedi hücresi vardır
    yedisinden içeri, varıp giresin gelir
    her kapıda bir kişi, yüzbin çerisi vardır
    aşk kılıcın kuşanıp, cümle kırasım gelir
    erenlerin sohbeti arttırır marifeti
    bi dertleri sohbetten, her dem süresim gelir
    leyli vü mecnun benem, şeyda-yi rahman benem
    dost oldu bize mihman, bunca yıl bunca zaman
    gerçek ismail'leyin, kurban olasım gelir
    erenlerin nazarı toprağı gevher eyler
    erenler kademinde, toprak olasım gelir
    miskin yunus'un nefsi dört tabiat içinde
    ışk ile can sırrına pinhan varasum gelür"

    (bkz: yunus emre)
    (zarpandit, 26.11.2007 16:59 ~ 17:01)
  16. kitabın yazarına bakılmadan okunsa yazarının neredeyse ihsan oktay anar olduğu iddia edilebilecek bir elif şafak romanı. olay örgüsü, roman karakterleri, sürükleyiciliği ve mistiğiyle elif şafak'ın en güzel romanı olduğunu düşünüyorum. yazarın tasavufa olan ilgisi bu romanla daha da hissedilir olmuş.

    “ben dostumu gökte ararken yerde buldum pinhan. lakin bulur bulmaz da yitirdim. senin yüreğine gurbet düşmüş bir kere, kavli karar etmişsin göçmeye. gönlün o yöne akmış pinhan, elden ne gelir. sana verebileceğim topu topu iki hediyem var sadece. birisi kulağına küpe olsun diye. her ne yöne gidersen git, kaç menzil tüketirsen tüket sakın ola kendinden utanma.” (s.61)
    (sunflower, 27.01.2008 12:59)
  17. sadece bir kitap değildir pinhan; arayışların belki de en güzelidir. varmakla değil de gitmekle ilgilidir. bulmak değil de aramakla ilgilidir. kavuşmak değil de vuslatla ilgilidir. hayata dair ne varsa hepsidir; aşktır, vuslattır, kavuşmaktır, gitmektir, aramaktır, şehr-i istanbuldur, bir kitap karakterine aşık olma nedenidir. en çok da iki başlılıktır pinhan. ve sonunda ikiyken bir olmaktır. tam bir olduğunda ise terk-i can eylemektir.

    aşkın en saf halidir pinhan, hem de en güzeli;

    "ateş oğlanı sofralarına yaklaştığında cüce cafer neşelendi.. boyundan beklenmeyecek kadar gür bir sesle haykırdı:
    - gel hele sakız adalı; yak şu ateşi!
    oysa pinhan içinden yalvarmaktaydı:
    - sakın ola yaklaşma. yakma bu ateşi!"
    (zarpandit, 28.03.2008 11:58 ~ 12:02)
  18. gizli anlamındadır.aynı zamanda elif şafak hanımefendinin ilk romanıdır.1998 yılında çıkan bu roman mevlana büyük ödülünü kazanmıştır.dili oldukça ağır ve konu da biraz karmaşıktır.2008 martında 10. baskıyı yapmıştır bu kitap.

    ''görünenle yetinirsen eğer sadece tırtılı bilirsin. çirkindir ya tırtıl, gönlünü çelmez. görünenin ötesine geçmek istersen eğer, aradan örtüyü kaldırıp da gönül gözü ile bakarsan, kelebeği bulursun karşında. güzeldir ya kelebek, gönlün ona akar. lakin gönül gözünle görürsen eğer, kelebeğe değil tırtıla sevdalanırsın.

    isimler ki büyülüdür/ sade büyülü mü/ isimler hem de büyücüdür/ sanmam ki çıkmış olsun hatırından/ismini ''fasl-ı hazan'' koyalım/ söndüğü yerde aradığını bulasın/ lâkin fasl-ı hazan demek/ fasl-ı hüzün demek/ söndüğü yerde/ sana kavuşmam gerek/ onun söndüğü yerde/ benim tutuşmam gerek...
    (langara, 28.07.2008 14:16 ~ 03.08.2008 22:51)
  19. "biz nefsimizi silmekten değil, bilmekten yanayız" diyen dürri baba'ya rahmet okutan elif şafak kitabı..

    hem bunları söyleyerek "aşık ol, aşk ol" demeye getirirken o, aynı zamanda "vücudun şehrine gir, onu seyreyle" dememiş miydi?

    benim de tavrım pinhan gibi olur öyleyse:
    kabulümdür..
    ka-bu-lüm-dür..
    (acibadem, 26.08.2008 04:13)
  20. "korktu. gidip de varamamaktan değil, varıp da dönüş yollarını kaybetmekten değil, dönüp de geride bıraktıklarını yerlerinde görememekten değil; bir kendini bulmaktan, bulduğundan korkmaktan korktu."
    (grace, 03.09.2008 00:13)