selanikte bir türk kızına aşık olduktan sonra, kızın istanbula taşınmasıyla onun peşinden istanbula sürüklenen fransız yazar.daha sonra bu aşkını aziyade romanıyla kitaplaştırmıştır.
balkan savaşları sırasında bütün avrupa kamuoyu ağız birliği etmişçesine, türkleri katil, suçlu ilan ederken,onların arasından yükselen tek muhalif ses -kendi halkı tarafından afaroz edilme pahasına- pierre lotiye aittir.
evet pierre loti istanbulu ve türkleri çok sevmiştir. ancak bu sevgi karşılıksız değildir. istanbulda her gittiği yerde büyük sevgiyle, muhabbetle karşılanmış ve hatta onun için resmi karşılamalar düzenlenmiştir. loti türklerin bu yapmacıksız,içten vefa duygusundan hatıralarında sıkça söz eder.
"esrar!
tevekkül!
kısmet!
kafes, han, kervan
şadırvan!
gümüş, tepsilerde rakseden sultan!
mihrace, padişah,
bin bir yaşında bir şah.
minarelerden sallanıyor sedef nalınlar,
burunları kınalı kadınlar
ayaklarıyla gergef dokuyor.
rüzgarlarda yeşil sakallı imamlar ezan okuyor!’
işte frenk şairinin gördüğü şark!
işte
dakikada 1.000.000 basılan
kitapların
şarkı!
lakin
ne dün
ne bugün
ne yarın
böyle bir şark
yoktu,
olmayacak!
şark
üstünde çıplak
esirlerin
aç geberdiği toprak!
şarklıdan başka herkesin
orta malı olan memleket!
açlığın kıtlıktan öldüğü diyar!
ağzına kadar
buğdayla dolu ambar!
avrupa’nın ambarı!
asya!
amerikan dretnotlarının tel direklerine
senin çinlilerin
uzun saçlarından
sarı mumlar gibi asıyorlar kendilerini!
himalaya’nın
en yüksek
en dik
en karlı tepesinde
britanya zabitleri cazbant çaldırıyorlar,
kara tırnaklı ayaklarını daldırıyorlar,
paryaların
beyaz dişli ölülerini attığı ganj’a.
anadolu baştan başa
armistrong’un
talim meydanı oldu.
asya’nın bağrı doldu.
şark
yutmayacak
artık.
bıktık be bıktık.
içinizden biri
can verebilse bile
açlıktan ölen öküzümüze,
burjuvaysa eğer
gözükmesin gözümüze.
hatta sen
sen piyer loti.
sarı muşamba derilerimizden
birbirimize
geçen
tifüsün biti
senden daha yakındır bize
fransız zabiti.
fransız zabiti sen,
o üzüm gözlü azade’yi
bir orospudan
daha çabuk unuttun.
kalbimize diktiğin
azade’nin taşını
bir tahta hedef gibi topa tuttun.
bilmeyenler
bilsin:
sen bir şarlatandan başka bir şey değilsin.
şarlatan!..
çürük fransız kumaşlarını
yüzde beş yüz ihtikarla şarka satan
piyer loti!
ne domuz bir burjuvaymışsın meğer..
maddeden ayrı ruha inansaydım eğer,
şarkın kurtulduğu gün
senin ruhunu
köprü başında çarmıha gerer
karşısında cıgara içerdim.
ben elimi size verdim
size verdik biz elimizi
kucaklayın bizi
avrupa’nın san-külotları
sürelim yan yana bindiğimiz al atları!
menzil yakın
bakın
kurtuluş günü artık sayılı.
önümüzde şarkın kurtuluş yılı
bize kanlı mendilini sallıyor.
al atlarımız emperyalizmin göbeğini nallıyor."
mezunları normal francophone lise öğrencilerine nazaran çok daha iyi fransızca bilen ve denilene göre kapısından içeri adım atılınca fransız toprakları sayılan, ankara versyonu charles da gaulle olan okul. bac equivalent falan almazlar direk babalar gibi baccalaureatya girerler, mezunlarının çoğu fransada devam eder tahsil hayatlarına.
edit:ingilizce hocaları hala değişmediyse mehmet ali erbilin bulunduğu eski hababam sınıfındaki mr.hasstir pizvinktir, kendisi aslen fransızdır.
türkiye'yi batıya tanıtmakta büyük payı olan bir yazardır. bu arada, osmanlı türkleri'nin yaşayışını yakından incelemiş, o cağın geleneklerini, göreneklerini eserlerine canlı renklerle aktarmıştır. büyük fransız yazarı bu bakımdan bizi ilgilendirdiği gibi romanlarında ele aldığı konular, çizdiği portreler, bunları işlerken kullandığı uslup bakımından da xx. yüzyıl başı fransız edebiyatında kendine benzeri az bulunur bir değer kazanmıştır. görevi dolayısıyla dünyanın birçok yerinde bulunmuş, bu arada istanbul'da da uzun süre kalmıştır. ilk romanının konusunu türkiye'den aldığı gibi, daha sonra da aynı kaynaktan esinlenen eserler vermiştir. "les desenchantees" (hayal kadınlar) bunların başında gelir.
asıl adı julien viaud olan pierre loti 14 ocak 1850'de fransa'nın batı kesiminde liman şehri rochefort'ta doğdu. çocukluğundan beri denizciliğe meraklıydı. onyedi yaşında deniz subayı oldu, fransız donanmasıyla okyanusya seferlerine katıldı. fransa'nın deniz aşırı topraklarından tahiti'de yerliler ona loti adını taktılar. büyük oynanus adalarında yetişen bir çiçeğin adıydı bu. julian viaud, daha sonra, yazarlığa başlayınca, eserlerinde kendisine bu adı seçti.
pier loti, görevli bulunduğu gemilerle, dünyanın birçok liman şehirlerini görmüş, bu arada en çok istanbul'u sevmişti. buraya ikinci gelişinde(1876) daha uzun kalma imkanını buldu. hasköy'dekiraladığı evde oturuyor, haliç'in güzelliklerini doya doya seyrediyor, yakın kırlarda gezintilere çıkıyordu. bu ara da güzel bir türk kızını da tanıdı. ilk romanının esinini bu tanışmadan aldı. "aziyade" (azade).
pier loti istanbul'a daha sonra da gelmiştir. bu sefer çemberlitaş'taki bir evde kalıyordu. bu evin yanındaki sokağa 1910'da pier loti caddesi adı verilmiştir. ayrıca, eyüp mezarliğı'nın yukarısında tepedeki kahve de onun adını taşır.
emekli olduktan sonra,güney fransa'da hendaye'de bir kır evine çekilmişti. 10 haziran 1923'te orada öldü.
özellikle istanbul da yaşadığı dönemde, türk halkına destek vermiş, yabancı basında yayımlanan yazılarıyla da, mücadelelerinde türkleri haklı kılmaya çalışmış, ve onlara yapılan haksızlıkları gün yüzüne çıkarmaya çalışmış yazardır. sempati beslediğim fransızdır ayrıca.
adıyla sahip olduğumuz pierre loti kahvesi de, eyüpün dingin manzarasını, köpüklü kahve eşliğinde seyretmeye imkan veren, kadıköy-taksim tayfasınca pek bilinmeyen ya da tercih edilmeyen ki zaten de aman kimseler bilmesin diye umduğum, mezarlık içi kahvedir. mezarlığın içinde olması , kimisine itici gelmekle birlikte, fani dünyanın gamından, tasasından kurtulmaya olanak verdiğinden tercih sebebimdir. güzel bir yerdir.
istanbul'da kaldığı sürede aziyade diye birisine aşık olmuştur. aziyade adında bir kitabı mevcuttur. bu aşkının kadın değil erkek olduğuna dair söylentiler vardır. pierre loti'nin bu gay olma ihtimalini akla getiriyor. hatta aziyade'nin mezarının eyüp'te olduğu, bu mezar yerinin bilindiği ancak açıklanmadığı ve bu kişinin gerçek adının hüseyin olduğu ve karşılık alamadığı, pierre loti'nin istanbul'dan ayrıldıktan sonra aşkını kaybettiği rivayet edilir.
mütevazi ama ilahi mekan, yalnız günlerin mabedi, biricik sığınağınız, üstüne palasları tanımadığınız; pierre-loti'de içilen bir fincan kahveye bir ömür sığdırılabilir.
esrar tevekkül kısmet kafes, han, kervan şadırvan
gümüş tepsilerde rakseden sultan
mihrace, padişah,
bin bir yaşında bir şah.
minarelerden sallanıyor sedef nalınlar,
burunları kınalı kadınlar
ayaklarıyla gergef dokuyor.
rüzgarlarda yeşil sakallı imamlar ezan okuyor.
işte frenk şairinin gördüğü şark
işte dakikada 1.000.000 basılan
kitapların şarkı
lakin
ne dün
ne bugün
ne yarın
böyle bir şark
yoktu,
olmayacak!
teleferikle tepeye çıktıktan sonra hoş bir istanbul manzarası ayaklarınızın altındadır. ölüm ve yaşamın bir arada bulunduğu, insanı hayatın tezatlarıyla bir kez daha yüzleştiren mekan.
istanbul'un eyüp ilçesinde bulunan haliçmanzaralı güzel tepe.geceleri istanbul'un her mekanı gibi daha bi çekici olduğu kesin.rüzgar püfür püfür eserken manzaranın tadını çıkartmak,o havayı ciğerlerinize çekmek muhteşem bir duygu.
not : pierre loti kahvesinde hava çok soğuksa ve ortam kalabalıksa çay,kahve içilmesi hiç mi hiç tavsiye edilmez.zira siparişiniz size gelene kadar buz gibi oluyor.tad almanız imkansızlaşıyor.
fransiz yazar. asıl adı louis marie julien viaud. paris'te denizcilik okulunu bitirip deniz subayı olarak görev yapmış. birçok defa geldiği istanbul'a 1879'da ikinci gelişinde bir buçuk yıl kalmış ve turk dostu olarak bilinir. bugün eyup'te ismiyle anılan birde tepe vardır.