i've been looking so long for you now you won't get away from my grasp.
you've been living so long in hiding in hiding behind that false mask.
and you know and i know that you ain't got long now to last.
your looks and your feelings are just the remains of your past.
you're standing in the wings, there you wait for the curtain to fall.
knowing the terror and holding you have on us all.
yeah, i know that you're gonna scratch me, and maim me and maul.
and you know i'm helpless from your mesmerising cat call.
keep your distance, walk away, don't take his bait.
don't you stray, don't fade away.
watch your step, he's out to get you, come what may.
don't you stray, from the narrow way.
i'm running and hiding in my dreams you're always there.
you're the phantom of the opera, you're the devil, you're just out to scare.
you damaged my mind and my soul it just floats through the air.
you haunt me, you taunt me, you torture me back at your lair.
şeklinde sözleri olan, grupla aynı adı taşıyan albüme ait iron maiden şarkısı...
tarja hatunu ve saz arkadaşlarının eşliğinde müzik şölenine dönüşmüş bir şarkıdır. sözlerindeki yüksek bilinç ve melankoli ayrıca bir şarkının müziği kadar sözlerini de ipleyen kesim için tadından yenmez.
aslında insanların şarkı sandığı aslında tiyatro/müzikal olan şu sıralar film olarak gösterime giren oyunculuklarını beğenmediğim ama kostümlere ve dekora tam puan verip müzik geçişlerini olağan üstü bulduğum, özellikle ana parçanın ani geçişlerde klise orgu ile mükemmel çalınıp kemanla özdeştirilmesini taktir ettiğim olağan üstü müzikal, film, parça.tarifsiz.
her ne kadar hataları olsa da, christine in hayalete* yamuk yaptığını düşünüyorum. daha duyarlı olmasını beklerdim, gönlüm hayaletten yanaydı, olmadı.
bir de, gereksiz bir bilgi olaraktan, filmi az önce izlemiş bulunuyorum ve sözlükte başlığını görünce, birtakım metafizik ögelerin harekete geçtiğini* düşünmeden edemedim
çok derin bir karşılıksız aşk hikayesini muhteşem müziklerle anlatan film. hani şunu hep aranan anlatılan aşk var ya işte ben bu filmde o aşkı gördüm. ancak christine karakteri phantom karşında çok silik ve basit kalmaktadır. dışardan bakan birisi olarak diyebilirim ki bu aşkı hiç haketmemektedir. sürekli phantom ve raoul de changy arasında gidip gelmesini hiç anlamış değilim. raoul de changy ile yaşadıkları her zaman görülen türden, sıradan hislerdi. ama phantom başkaydı, bambaşka. christine in son sahnede raoul de changy yi kurtarmak için phantomu öpmesi phantomu adeta yıkmıştır. ancak beni en çok etkileyen sahne ise phantomun yıllar sonra christine in mezarına siyah kurdelalı bir gül bırakmasıdır. işte budur diye geçirmiştim içimden.
andrew lloyd webber in muhteşem müzikleri insanın tüylerini diken diken etmektedir. filmde gerard butler çok başarılı bir oyunculuk sergilemiştir. emmy rossum çok vasat bir performans çizse de en favori filmlerimdendir.
gaston lerouxnun le fantome de l'operasından çıkmıştır. her bir karakterin kendi dünyası vardır, iyi kötü yoktur. her izleyişinizde kendinizi bir başkasının yerine koyunuz ve izleyiniz, her seferinde farklı bir sonda bulursunuz kendinizi. soundtrack'i aşmıştır. esere adını veren şarkıyı lacrimosa da nightwish de söylemeye çalışmış, eline yüzüne bulaştırmıştır. graham bickley ve claire moore dinlenir.
vokale eşlik etmenin ilk 2 cümlede neredeyse imkansız olduğu iron maiden ın bence en güzel şarkısı. bruce dickinson yorumunu da hakkaten güzeldir fakat asla dianno nun yerini tutamaz. ayrıca keep your distance die giren kısmı pek bi eğlencelidir, insan yerinde duramaz.
müzikal tiyatrosunu yerinde izleme şansı bulduğum, hafızamda yıllarca yer eden, sahne görselliğine ve kulaklarımdan hiç gitmeyecek müziklere sahip gaston leroux hikayesidir. oyunun oynanabilmesi için teknik açıdan her sahnenin yetmeyeceğini düşündüğüm, o yüzden gezici bir müzikal olmasının zor olduğu kanısına vardığım gösteridir. sizi neyin beklediğini kestiremezsiniz oyun içinde. müzikal başlamadan önce tepenizde duran salonu aydınlatan dev avizenin oyunun bir parçası olduğunu nereden bilebilirsiniz ki? ya da avizenin sahneye çakıldığında patlayan flaşın gözlerinizi kamaştırdığı sırada sahne dekorunun yenilendiğini. oyun seyirciyi de kendi içine alarak bir nevi aktör pozisyonuna sokuyor, işte bu yüzden oyunu izlemiyor, aynı zamanda yaşıyorsunuz. müzikteki ani çıkışlar mıdır, yoksa oturulan koltukların arasından hayaletin ani geçişleri midir kişiyi korkutan anlamış değilim. çıkışta da bir kitapçık verirler, tüm o illüzyonun nasıl yapıldığını, teknik açıdan sahnenin yapımını anlatan; aksi halde tırlatması mümkündür seyircinin. kısacası her yerde oynaması zordur bu oyunun, ondandır ki, yıllardır londra ve new york'ta aynı sahnede oynanmaktadır. izlenmeye değer bir oyundur, aynı zamanda okumaya değer bir kitap ve dinlemeye değer bir albümdür. the really useful company'nin çıkardığı albüm bizzat andrew lloyd webber tarafından hazırlanmıştır.