persona *  

adana çık aradan

  1. lat. maske; psikolojide toplum içinde takınılan tavır, bürünülen kişilik. yani yine maske.
    (alternatif maliyet, 30.01.2007 04:24)
  2. alfred hitchcock a göre gelmiş geçmiş en iyi filmdir.
    (darksideofthemoon, 10.04.2007 01:03)
  3. ingmar bergman'ın görsel estetikte ve sinemasal anlatım gücünde doruk noktaya ulaştığı film. hani anlatılmaz izlemek lazım denen filmlerden. cast seçimi yerinde, oyun tadında (abartı yok) bergman klasiği olan metaforlar anlatımı bütünleyici ve yine usta görüntü yönetmeni sven nykvist in yakaladığı fotoğraflar muhteşem.
    (kuklaların yaşamından, 10.07.2007 22:03)
  4. arkadaşımın bilgisayarında görüp bu ne lan acaba diye başlayıp sonuna kadar müthiş bir keyifle izlediğim ingmar bergman filmi.efektif olarak filmin iki oyncusu bulunmaktadır ve filmi izlerken hiç sıkılmazsınız kanaatimce büyük yetenektir.
    (zizu, 10.07.2007 22:12)
  5. (bkz: persona non grata)
    (leviathan, 10.07.2007 22:20)
  6. bu biraz farklı birşeydir aslında, yapımcısı aynıdır, görüntü yönetmeni aynıdır... ama aslında bu bir film falan değildir. düpedüz insanın varoluşunun felsefesini yapmaktadır bir buçuk saat gibi bir sürede , pozitif değil karamsar bir varoluş hikayesidir (sancısıdır demek daha doğru). sessizlik'te evlerin önünden geçen tankların olduğu sahne gibi (sanırım ikinci dünya savaşına bir göndermeydi o ) bu filmde de vietnam savaşından kareler göstererek başlar bergman , elisabeth vogler'in suskunluğunu burada aramak mantıklı geliyor bana , tabi adorno'nun felsefesi ya da zweig'in tavrı da arka planı güçlü şekilde etkilemektedir.

    bergman'ın "gidebildiğim kadar ileri gittim" demesi boşuna değildir bu filmle ilgili çünkü kişilik bozukluğu, varolabilme arayışı, suskunluk tavrı vs. bunların tamamı bir topak misali seyircinin üzerine yuvarlanmaktadır. sıradan bir yaşama sahip seyirci bir şey anlamadığı için orada sorun yok ama eğer ki bu tür kavramları deşmeyi denemiş biriyse bu filmi izleyen filmin etkisi pek yıkıcı olabilir gibi geldi bana.

    ben filmin varoluşla ilgili olan bölümlerine (aslında kendi içinde ayrılamaz ama basitleştirmek adına bu yapılabilir ) göndermelerde bulunmak isterim daha çok; savaşın getirdiği sürekli baş dönmesi hissini, iyi niyetlerin ya da sözlerin öldürme ediminin çılgınlığında anlamsızlaştığını anlatmakta ilk görüntüler ve elisabeth'in bu duruma karşı tavrının derin bir sessizliğe gömülmek olduğunu da doktorunun sözlerinden anlayabiliyoruz. yani sessiz kalmak, yalan söylememektir, herhangi bir yalancı rol oynamamaktadır..... (filmin script'inin bir çevirisidir bu kısımlar , isteyenler http://www.script-o-rama.com/... adresinden kendilerine göre yorumlayabilirler.)
    "you'd think so...
    ...but reality is diabolical." sözleriyle de o hasta suratın içinden nelerin geçtiğini de, neden "hasta" olmak durumunda kaldığını da görmek olasıdır.

    savaşa karşı sessizlik, peki ya hepsi bu mu? ilişkiler, çocuk, özgürlük ekseninde şekillenen bir başka varoluşsal bağımsızlık kaygısı vardır ki modernist refleksin tüm devrimci atılımını burada görmek mümkündür. elisabeth'in varlığından hicap duyduğu oğlunun resmini yırtmasıyla gelişir sahne ve aslında "öteki" elisabeth olan alma'nın vurucu sözleriyle ( (bkz: tystnaden) filminde anna'nın ester'e yaptığı eleştirinin daha vurucusudur bence) : ondaki tek eksikliğin annelik duygusu olduğunu belirttiklerinde , elisabeth'in görünürde gülüp geçmesine karşın bunu ciddiye aldığını ve bu nedenle kocasının onu hamile bırakmasına izin verdiğini (feminist duruşa dikkat etmek gerekir burada ki; "izin vermek" fiiliyle açıklıyor durumu) , bir anlık da olsa anne olmak istediğini fakat durum gerçekleştiğinde yaşadığı korkuyu, fetusu düşürmek için yaptığı onca şeyi, sorumluluk duygusunun verdiği ızdırabı (ki burada da sartre'ın felsefesiyle bir ilişki vardır) ve görünen sonu değiştiremeyeceğini anladığında ise kendi çocuğundan kıyasıya nefret ettiğini , onu öldürmek istediğini belirtmesinin ardından bu küçük çocuğun ona nasıl bağlandığını ve benimsediğini de tezatlık olarak sunmaktadır. aynı sözler farklı bir sekans örgüsünde iki kere duyulmaktadır ve aslında bergman'ın özgürlük anlayışını yansıtan en önemli sekanslar olarak çoğu filminde de kullanılmıştır yönetmen tarafından.

    sonraları david lynch'e de ilham kaynağı olan kimlik yarılması temasına ise girmemek hem bu yazının uzunluğu açısından, hem de anlamlandırmadaki soyutluğu aşmakta çekeceğim zorluk açısından daha iyi olacaktır.
    (joussaince, 13.12.2007 22:13)
  7. bergman'ın dünyanın gelmiş geçmiş ve gelecek en büyük yönetmenlerinden biri olarak anılmasına sebep olan başyapıt. en azından benim için.
    (haşmet asilkan, 13.12.2007 22:20)
  8. çıldırış ve gerçek hayat arasındaki şeffaf çizgi. içe dönüşün tehlikeli getirileri. kendini sorgulamanın utancı altında kendinden nefret etmeyi öğrenmek. riyakarlığın tiksindiriciliği.
    ingmar bergman'ın başyapıtı. 1966 yapımı film içinde inanılmaz bir sinematografi ve ciddi bir psikanaliz barındırıyor. çok zor bir film. hastalıklı bir havaya sahip. ve o güzelim iskandinav kanı.
    (pedesa, 09.08.2008 15:04)
  9. nişantaşı c.a.m galeride, 6 kasım - 6 aralık 2008 tarihleri arasında ziyaret edilebilir. nihal martli, resim sergisi

    "belki de resimlerinde yarattığı kişiler "ben" i daha iyi korumak için dış dünyaya karşı taktığı sosyal bir maskeden ibarettir, sesini olabildiğince uzağa duyurmak için bir araçtır."
    (heidi, 19.11.2008 07:25 ~ 07:25)