|
|
- tanıyabildiğim kadarıyla bir şeyler yazmak istiyorum ama bir taraftan da çekiniyorum. zira eğer düşündüğüm gibi bir durum var ise ortada, bu benim için kutsaldır ve bundan ötürü, çoğu nickaltı girida yapıldığı gibi birkaç sahte cümleyle, mevzu bahis kişinin kutsallığını zedelemek istemiyorum. bundan dolayı korktuğum için, çekinerek yazmaktayım bu satırları. işte bunlardan ötürü, her sözlükte yapıldığı gibi, basitçe "ilk girin ben olayım istedim" gibi saçmasapan bir söz öbeğini yazamıyorum. sahte geliyor bana. ne yazsam sahte gelecek gibi geliyor. bir çekince kafamın içini dolduruyor ve bundan ötürü kolayca bir şeyler yazamıyorum. bu gibi istisnai durumlarda zor olan bir şey.
gereksiz yüceltmelerden ve gereksiz abartmalardan kaçınmak istiyorum. sevmiyorum işte, bir şekilde yazacağım herhangi bir kelimenin, bugün taksim istiklal caddesinde can sıkıntısıyla girdiğim mephisto'da, bu adam yüzünden "ulan kafka kimdir, neyin nesidir, o da olaylardan bahsediyor mudur acaba ..." düşünceleriyle elime aldığım dava kitabının arkasında yazdığı gibi (belki de içinde, hatırlamıyorum), basitçe alışkanlıklardan yani bönlükten ötürü üretilen kelime ve cümleleri oluşturmak istemiyorum. çekincem işte bundan ibaret.
bir kaç defa ve uzun uzun konuştum bu adamla. sanırım yalnızlık başlığı altında yazdığı giriden ötürü mesaj atmıştım. (bkz: yalnızlık/!persac) yok yok, kaybeden başlığında yazdıklarından ötürüydü sanırım. (bkz: kaybeden/!persac). hangisiydi hatırlamıyorum, bir şekilde insana dair bir saflığın ve temizliğin, belki selimliğin yaşayabileceğine olan ümidimden dolayı mesaj atmıştım.
uzun uzun iki ya da üç defa konuştuk sanıyorum. ya iki ya üç. günlerin geçmek bilmediği, benim için intiharın gittikçe daha haklı ve asil bir yol olduğunu düşündüğüm şu iğrenç zamanda, önemli iki konuşma. aşka dair, insana dair, diğer insanların anlamakta kıt olacağı konuşmalar. hatta şöyle diyeyim daha açık olsun.
+ siktret boşver o kızı, karı kız peşinde koş olm, sana karı mı yok
diyen bir insanın, insana dair olan duyguları bir iki sığ, hissiz kelimeyle çiğneyebilecek kadar hissiz insanın anlayamayacağı cinsten bir konuşma.
ya da binlerce insanda;
- hoca naber...
+ ya senle de buluşacaktık ama bugün arkadaşlara sözüm var
- hoca naber...
+ ya, görüşemedik. bugün hede hodolerle buluşacağım, bi ara görüşelim
gibi konuşmalardaki mizahi, buradaki insana dair olan güzeli ve çirkini, hayata dair olan ve insana dair inancını, sadece insanlığa olan inancını kaybetmemiş insanların anlayabileceği cinsten bir mizahı anlayabilecek insanların idrak edebileceği iki konuşma işte.
bu iki konuşma için, böyle yakından tanıyormuşcasına yazmak bana garip geliyor. ama binlerce konuşmada varettiğim onca insan hakkında bile, yazabilecek pek bir şeyimin olmadığını düşündüğüm zaman, yaptığım şey bana o kadar da yanlış gelmiyor. şöyle söyleyeyim de paranoyaklığımı da deşifre edeyim, "o kadar kırıldık, o kadar çiğnendik ki yeni bir tekme, yumruk ya da benzeri bir saldırıya karşı dayanacak takatimiz yok."
kendim hakkında şunları söylemek istiyorum ki neden bu adamla yaptığım iki konuşmanın önemli olduğunu ifade edeyim. bugüne dek hep her sözü gerçekten söylenmiş, her davranışı gerçekten samimi görmüş ve bunlara, dürüstlük ve iletişimin doğası adına sadık kalmış, dolayısıyla şu bencil insanların arasında yalnız hissetmiş bir insanım. yaşamım boyunca hep kendi düşündüğüm, beklediğim bir gerçekçiliğin, bir dürüstlüğün var olup olmadığını sorguladım. yaşamın acısına karşı, yaşamın acımasız gerçeklerine baştan yenik bir savaşın donkişotu olmanın, insan adına anlamlı olduğuna inanmaktan ve yılmamaktan kaynaklanan bir yalnızlık işte.
insanlar sahte maskeler takıyor, "ama biz maske takmasını bilmiyoruz ağabey", evet bilmiyoruz. maske takmasını öğrenmeyi reddediyoruz. maske takmanın iğrençliğini anlayamayacak kadar saf ve inatçıyız. bu inatçılık, yaşamda kendimizi varedebilmek adına edinmemiz gereken, bu bencil insanların ortasında kendimizi onlara karşı varetmek adına savaşamamız için edinmemiz gereken bir takım aygıtlardan eksik olmamıza sebep oldu. bunun sonucu olarak da bir şekilde düştük. tarihteki bir çok büyük yazarın (ki bana kalırsa peygamberler de bu gruba dahildir, musa, davud ve isa, süleyman ve diğerleri de en az kafka, dostoyevski ya da oğuz atay kadar buna dahildir) farkında olduğu o insanın çiğliğine sahip güçlü çoğunluğun "filanca bey düşmüş, vah vah vah" tarzı hissiz bir cümleyle, alışkanlıklardan oluşan iğrenç ve hissiz yaşamlarında kullanabilecekleri şekilde "düştük". lakin bizleri, diğer herhangi düşmüş bir insandan ayıran yegane fark, bunun bilinçli bir düşme eylemi olmasıydı. tanrı'nın onu cezalandıracağını bile bile elmayı yediğini söyleyen adem'in soyundan gelmenin niteliğinden kaynaklanan, insanın saf ve temizliğinden kaynaklanan, haklı, mantıksız ama hisli ve asil bir düşüş. sonunu bildiği halde prensibinden vazgeçmeyen insanın anca anlayabileceği bir düşüş. düşenlerin etlerini yiyen leşçilerin, "gönül gözlerinin kapalı olması"ndan ötürü zaten idrak edemeyeceği, ve bir de üstüne "filanca bey düşmüş" gibisinden, hissiz ve iğrenç bir cümleyi söyleme terbiyesizliğinde bulunacağı bir olay.
şu ana kadar neler yazdığımı hatırlamıyorum bile. çekincesiz yazmak istemiştim aslında, aynen çekincesiz yaşamak istediğim gibi. böylesi daha iyi oldu belki.
işte böyle bir yalnızlığı, böyle bir düşmüşlüğü ve bunlara sebep olan, tartışmasız herkesin hayatını kirleten "hayatın gerçeklerini" konuşabildiğim, istediğim gibi konuşabildiğim, "anlatmadan anlaşılmaya aşık" bir şekilde konuşabildiğim bir insan.
abartmalardan kaçındım, "yukardaki cümleler acaba benim anlam yüklemelerimden mi ibaret" kaygısından kaçınamadım. halen de aynı soru kafamda. çünkü yaşam, bu gibi bir şeyin olamayacağını bize dikta ettiriyor.
tanıma şerefine sahip olduğum için mutluluk, ve tanışmamızdan ötürü gurur duyduğum insandır.
(bkz: insan)(skuba, 09.11.2007 02:42)
- en değerli maskesi kendi suratı. hep öyle kalır umarım.
- sözlük de yılımı iyi geçirmem için temenni de bulunmuş tek yazar. tanımadığım halde bunu yaptığına göre ince biri olsa gerek.
- saygılı, karşısındakinin fikirlerine değer veren ve insanlıktan nasibini almış dördüncü nesil yazar. sözlükte teşekkği ettiğim, ve teşekkürü hak eden ender yazarlardan.
- duyarlılığı tartışılmayan...
- "sanırım mersin'li", "mersin'de okuyor abi", "mersin'i iyi biliyor" gibi gece gece beni çeşitli düşüncelere daldıran yazar.
- "merak içinde kalmasın" insanı.
- olaylara çok yönlü bakabildiği kabiliyetine sahip olduğunu düşündüğüm insan
- geniş bir müzik bilgisine sahip, hoş sohbet ve iyi arkadaş sıfatlarını hak eden yazar insanı.
- samimiyetsizlikle suçlandığım şu günlerde bana inanmış beni gülümsetmiş ve doğru yolda olduğumu bir kez daha hatırlatmış yazar. sevgililerimi gönderiyorum kendisine.
- tavşancık..bana küsmüş galiba, anlamadım ama *
- keşke uçurulmasaydı dedirten.derttaş
|