maziye dair tek kelime etmeden atiye dair bir umut aşılar.
bir gemi için rüzgârın ne yönden estiğini merak ettirmez. gemi hangi yöne savrulursa, hangi karaya vurursa oradadır, limandır.
susuzluğu dert olmaktan çıkartır isteğe dönüştürür. ne zaman isterseniz o zaman, ne kadar isterseniz o kadar içersiniz. sınırsıza yakındır. kendisinden alabileceğiniz su, elinizdeki kabın kapasitesi kadardır.
hataların hüznünü siler. sizin hatalarınızın aslında ne kadar da insana mahsus olduğunu gösterir. o varken hatalar kedere değil üzerlerinde düşünülmesi gereken ayrıntılara dönüşür.
pata küte konuşmanızın önündeki engeldir. her kelimeyi tarttırır, ölçtürür, biçtirir. bazen söyleyeceklerinizin esasında ne kadar gereksiz olduğunu hissettirir. vazgeçersiniz. sorar; "neden vazgeçtin?". kısmen müneccimdir.
kötü tarafları da vardır. muhtemelen. belki. galiba. henüz göremediysek de bu ya izanımızdandır ya da şahsına has sanatıdır. sanat ise bir ülkenin hayat damarlarındandır. (yıldızlı bakınız içinde gb yerleştirmek formata aykırı)
hızlıdır, seridir, kombine tavırları üst üste sergiler. muhabbetin tam orta yerinde birden "?" ifadesini ortaya koyar . sizin yüzünüzdeki gülümsemeyi alır götürür. sonra kendisi güler. siz bakakalırsınız. enteresandır.
fıtraten değilse bile sonradan kazanılma bir baytarlık kaabiliyeti vardır. öküzün altında buzağı arayan atalarımızın soyundan gelmektedir. seyyide olma ihtimali üzerinde araştırmalar yapılmakta. sonuçlar gelince edit yapılacak buradan duyrulacaktır.
iyi bir şofördür.
elden gelen tek şey ise tüm bunları birkaç günde düşündürme yetisi için iki kelime ile selamlamaktır; teşekkür ederim.
doğum günüymüş bugün. başak burcu kadınlarına kafa atan yazısıyla ilgili mesaj attığımda öğrendim. başak kadınıyla bir alıp veremediği de yokmuş, meselesi kendiyle yani* gönlünce yaşasın, nice mutlu yıllar görsün.
bu gece de açtı kendisi hesap defterini önüne.
32 seneden gidenler kalanlar hesabını yapmaya niyetli.
ama biter mi bilinmez ..zaman geçtikçe, maziyle aradaki mesafe açılıyor. neler bırakılmıyor ki arkada
arkadaşlıklar, aşklar, hayaller, başka hayatlar, umutlar, umutsuzluklar...
oysa ne çok istiyordu çocukken büyümeyi bir an evvel. daha onlu yaşlarında ?acaba otuzuma geldiğimde nasıl olacağım? diye aynaya baktığı günleri anımsıyor..ve geçti üzerinden onlu seneler.. yine bakıyor aynaya
yüzünde çok değişen bir şey yok.. çizgiler belirginleşmeye başladı biraz biraz. gözlerindeki o merak kıvılcımları eskisi kadar parlak değil.
otuz sene sonra nasıl görüneceğini merak etmiyor artık.. korkuyor belki biraz nasıl görüneceğinden.. ya da aynada bir aksi olup olmayacağından.
hayat üzerine çok şey öğrendi bu zaman zarfında. hatta bazı dersleri istemeden öğrendi. ?doludizgin koşarken bir anda nasıl yüzü koyun yere kapaklanabileceği dersi mesela. üstelik ilk defasında başarısız olduğu için bu dersi pek çok kez alttan almak zorunda kaldı. hep aynı mantığı yürüttü çünkü inatla. hâlâ daha geçip geçmediği belirsiz. bir de "arkanı döndüğün kişinin elinde hançer olup olmadığı" dersi var ki akıllara ziyan. boş kalan zamanlarında hayat üniversitesinin çimlerine oturup aldığı bıçak yaralarını temizledi bol bol.
her seferinde attığı zarın "hep yek" geldiğini ve aslında bunun hayatın asıl gerçeği olduğunu öğrenmesi, daha doğrusu öğrenmesi değil de kabul etmesi de zaman aldı
inat etti nedense. "bu oyun marsa gider" dediği her anda, elinde kırık pullarla kaybetti
gerçi arada bir oyun aldı şimdi, hakkını yememek lazım. ama aldığı her oyunun da güzel bir bedeli oldu.
gülmeyi, gülümsemeyi hiç ihmal etmedi ama
veremeyeceği hiçbir hesabı da olmadı şimdiye kadar. "acı edebiyatı" yapmadı da kimseye. kuyruğu dik tuttu hep. bütün "başak"lar gibi
eğildi ama kırılmadı hiç. sert oynamayı da öğrendi yeri gelince..susmayı da.. doğrularını başının üzerinde tuttu daima. ve en önemlisi "mutlak doğru"nun olmadığını bildi. başka "doğru"lara da açtı aklını
dört yalnızlık bir doğruyu götürüyormuş, öğretildi. ve öyle zamanları geldi ki stockholm sendromuyla bağlandı yalnızlığına. kırılması, parçalanması zor duvarlar örüldü dört yanına. şimdi kendisi içerden delip ışık arıyor gölgesine.
gece biterken bir ironi gibi kulağında sezen aksu eskidendi , çok eskidendiye fısıldıyor.
birkaç dakika sonra bir senesini daha gömecek mazisine. hatırlanmaya değer yaşam ayrıntıları ile.. ve eğer yaşayacak günü varsa bir sonraki "eylül zamanına"erteliyor bir kez daha pek çok dersi.
mutlu yıllar kendisine
ve kendisini mutlu eden herkese