belki ilginizi çeker
  1. · vona
  2. · harmonica
  3. · sözlükteki karadenizliler
  4. · saçlının yeri
  5. · thor s day
  6. · yasaklanması gereken şeyler
  7. · dünyayı kurtaran adam
  8. · pazartesi sendromu
  9. · iş günü
  10. · kinder surprise içinden çıkması istenen şeyler
  11. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · allahın belası piç şerefsiz altıncı nesil yazarlar
  2. · günün tek şarkılık özeti
  3. · ateist yazarların itü sözlük ten defolup gitmeleri
  4. · 2012
  5. · boylumlama
  6. · metrobüse para vermeyen tkp li öğrenciler
  7. · insanın hayatına sıçan şeyler
  8. · megan fox
  9. · kendine iyi bak

perşembe  

  1. haftanın 4. günü
    (nonscholasedvitadiscimus, 09.03.2004 17:23)
  2. farsça penç şenbih beşinci gün anlamındadır
    (nonscholasedvitadiscimus, 09.03.2004 17:23)
  3. (bkz. perşembenin gelişi çarşambadan bellidir) ata sözüne konu olan günlerden biri
    (cyrus the virus, 09.03.2004 17:25)
  4. erkeğe tecavüz sahnesiyle akıllara durgunluk veren, skip woods adlı bir yönetmenden çıkma, tarantinovari bir film. (bkz. thursday)
    (enip iqi, 28.03.2004 15:34)
  5. haftanın en güzel günlerinden biridir kanımca... cumanın gelişinin rahatlığını haftasonu hayalleriyle birlikte yaşarsınız. eğer cuma günü önemli bir dersiniz yoksa hayatta çalışmazsınız, önünüzde çalışabileceğiniz minimum 3 gün vardır çünkü. evinize gelirken bir cuma günüdeymiş gibi rahat gelmemeniz için hiçbir neden yoktur. haftadan haftaya değişkenlik gösteren bir uyku düzeniniz varsa eğer, çarşambayı perşembeye bağlayan gece, o uyku düzenine alıştığınız gecedir. dolayısıyla perşembe günleri kendinizi pek yorgun da hissetmezsiniz... her işin altından rahatlıkla gelebilir, kendinize zaman ayırabilirsiniz. mükkemmeldir perşembeler, boş geçirilmemeli, değeri bilinmelidir... (çok mu abarttım ne...?)
    (neverland, 14.05.2005 02:11)
  6. bir dönem tempo dergisinin çıktığı günü belirtmek için kullandığı, cuma-cumartesi-pazar-pazartesi-salı-çarşamba-tempo tempo!! şeklinde ard arda söylenerek beyin uyuşturan bir repliğe sahip, çocukken oynadığımız, bir-iki-üç-dört-bom! türünden oyunları hatırlatan abuk reklamına konu olan gün.
    (the nova, 18.03.2006 20:45)
  7. ordunun bir ilçesi.
    (possible dreams, 18.03.2006 20:52)
  8. (bkz: thursday)
    (equalizer, 18.03.2006 20:53)
  9. bir iddiaya göre istiklâl caddesi'nin nispeten kalabalıklaştığı gün. iddia tam olarak şöyle: eskiden cuma günleri tatildi ve çalışanlar perşembe geceleri eğlenmek için beyoğlu'na çıkarlardı. bu eski gelenek hâlâ bazı insanlar tarafından devam ettirildiği için beyoğlu perşembe günleri pazartesi, salı ve çarşambaya nazaran daha kalabalıktır.
    (ali kamber, 20.03.2006 17:58)
  10. ordu'nun, bolaman virajlarının birkaç kilometre ilerisinde yer alan,eski adı vona olan, şirin ve güzel ilçesidir.
    (strutter, 06.02.2007 19:09)
  11. (bkz: dört)
    (ximxili, 12.04.2007 23:53)
  12. ordu ilinin 37.512 nüfuslu ve 224 km2 yüzölçümlü ilçesidir.

    uğur turan ilçenin kaymakamıdır. alınca, anaç, aziziye, bekirli, beyli, boğazcık, bolatlı, çamarası, çaytepe, çerli, doğanköy, ortatepe, istanbulboğazı, neneli, ekinciler, kutluca, sırakovancı, yeşilköy, efirli, selimiye, hacılar, kazancılı, yarlı, döngeldüzü, gündoğdu, kovanlı, kurtuluş, kuyluca, mersinköy, okçulu, ramazan, sarayköy, soğukpınar, tarlacık, tepecik, tepeköy, yazlık, yeniköy, imeçli, yumrutaş, şenyurt, yeniöz isimlerinde toplam 42 köyü bulunur.
    (rio, 31.05.2007 21:18)
  13. zonguldak ilinin çaycuma ilçesine bağlı bir belde. 1990 yılında belediye olmuştur. istanbul tuzla akfırat belediyesiyle kardeş belediyedir. yaşamımın ilk 11 yılını geçirdiğim ata toprağıdır, ilk gözağrımdır.
    (milan rapajc, 31.01.2008 01:04)
  14. mistikler için new age dinleyip thor'u birkaç saniyeliğine de olsa anma günüdür.

    (bkz: thursday)
    (geber marla singer, 25.06.2008 10:21)
  15. italyanca karşılığı:giovedi
    (ağır hasarlı, 25.06.2008 10:51)
  16. (bkz: vona)
    (mkopaw, 31.07.2008 03:05)
  17. kavuşmalara en çok yakışan gündür.
    (closer, 31.07.2008 03:17)
  18. (bkz: bay perşembe)
    (heidi, 19.11.2008 07:29)
  19. o kadar giriden sonra birinin yapmasını beklediğim ama bir türlü gerçekleşmeyen hadisenin baş kahramanı şöyleki:
    salı sallanır
    çarşamba çarşafa dolanır
    perşembe perişan..
    (blauböğürten, 05.06.2009 10:14)
  20. ordunun ilçesi ve çınarcık adında bir yer var burada. dağın tepesinde bir yerdir. birazcık betimleme yapmak gerekirse; bir dağın etrafında araba ile çıktıkça çıkarsınız, her yer ama her yer ağaçtır, çınarcık'a vardığınızda bir sessizlik karşılar sizi, neyin sessizliğidir bu bilmiyorum ama sessizlik işte, ağaç yapraklarının hışırtısından başka bir şey yoktur. binlerce, milyonlarca ağaç ve bu ağaçların arasına serpilmiş tek tek evler vardır. öyle ki, her birinin bahçesi akıl almaz büyüklüktedir, evlerin bahçesini dikenli teller ya da beton değil, isteseniz bile aşamayacağınız denli sık sarmaşıklar, bitkiler ve yine ağaçlar ayırır. onlarca yılın yaşlılığı ve oturmuşluğu vardır burada; hamaklar, dut ağaçları, taş ocaklar, salıncaklar, köpek kulübeleri, ancak belli bir zamandan sonra keşfedebildiğiniz küçük dar bitkilerden ve dallardan oluşmuş koridorlar.. burası işte bir çocuğun yaz tatilini geçirebileceği en güzel yerlerden birisidir. sabah kalktığınızda yerlerdeki çiğ ıslaklık karşılar sizi, yaprak hışırtıları asla eksik olmaz-dı, bir zamanlar.. babaannemin burada evi vardı ve ankara-ordu arasındaki 9 saatlik ömür törpüsü yolu kat ettikten sonra çocukluk yaz tatillerimin büyük bir kısmı burada geçerdi. nasıl anlatmalı ki? yaz ortasında olmamıza rağmen sabahın erken saatlerinde cama vuran yağmur sesi ile uyandığımı, evin eskimiş tahtalarına basarken yerden zevkten içimi kıpır kıpır eden bir tahta gıcırtısının yayılışını ve eskimişlikten ve zamandan artık bazı tahtaların arasından hemen aşağıdaki bodrumda karanlığın içinde bekleyen bazı eşyaları ışık çarptıkça gözüme yansıyışını, herkesden önce uyandığımı ve bu yüzden mutfağa girdiğimde korkunç gürültüler içerisinde hemen tvnin yanında tiktaklayan yemlenen tavuk ve civciv saatine büyülenmiş gözlerle baktığımı, sonrasında anneme, henüz yeni kurulan star tv'de yeni yeni gösterilmeye başlanmış ninja kaplumbağaları izlemek için yakındığımı ama annemin her seferinde, "evladım trt1 zor çekiyor" sözleri karşısında üzüldüğümü, sabah kahvaltıda hamsi yiyen babaanneme tiksinerek bakarken, annemin "merak etme biz hamsi yemeyeceğiz" diyen gözleri ile karşılaşınca rahatladığımı ve her sabah laf olsun diye azarlanarak ve ağlayarak gönderildiğim camideki kuran kursundan sonra evimizin ağaç ve bitki içinde kaybolan bahçesine koştuğumu, ardından heybetli dut ağacının daha yükseğine çıkabilmek için dakikalarca plan yaparken ve ördekler paytak paytak bahçedeki köpeklerden kaçarken, büyük kuzenimin "yumurtaları buldum" sözleriyle 2 çift yumurtayı ben daha önce bulamadım diye saatlerce üzülmemi, öğlenin 12'sinde yeniden başlayan yağmuru ve annemin bütün "içeri gir hadi" sözlerine karşın yağmurun altında salıncakta deli gibi sallanmamı ve bir şeylerin çağrısını duymuşçasına deli gibi yağan yağmurun altında bitki ve dal keşmekeşi altında ancak benim kadar küçük birisinin girebileceği dar koridorlara tıpkı totoro animesinde olduğu gibi kendimi atarak kuru toprakta oturup, yapraklara suyun çarpışını dinlemememin verdiği etkiyi nasıl anlatmalı bilmiyorum.. dahası, daha sonradan ancak hayallerimde ve filmlerde görebileceğim sihirli bir görünüme sahip bahçelere girip böğürtlen avına çıkmamı veya yoğun dal birikiminden ötürü güneş ışığının asla görünmediği ağaçların arasındaki, ancak orada bir yolun olduğunu bilen birisi tarafından varlığı bilinebilecek bir yolda 30 dakika kadar yürüdükten ve bu sürede insana dair bir şeye rastlamadıktan sonra babaannemin ucu bucu olmayan fındık 'bahçesi'(!) diyarında ne yaptığımı kendim de çok bilmeyerek saatlerce yuvarlandığımı, garip ve büyülü ağaçlara bakıp bakıp kendi kafamdan masallar uydurduğumu ve fındık toplamaktan yorulmuş babaannemin hayatımda ilk defa bana ve kuzenlerime o karanlık ormanda, "bir adam uzun yaşamın sırrını yıllaca aramış ve en sonunda bulmuş, 'buldum buldum' diye koşarken uzun yaşamın sırrını yazdığı elindeki kağıdı rüzgar alıp götürmüş" hikayesini anlatışını ve benim delirircesine ürpermemi ve bazen atarinin kolunu bir milyonuncu defa kırdığımda kendimi evin terasına atıp dürbünle dağın altındaki denizi seyretmemi ve nedense çevre sakini çocuklarının inatla adım yerine bana, "şehirli" diye seslenişlerini, hava kararırken çılgıncasına bir zevkle saklanbaç oynadığımızı ve ama evin ön ve arka ve yan olmak üzere 3 kısma ayrılmış bahçesinde tek bir ebelenmenin bazen saatler sürdüğünü ve bazen kuzenlerimle ağırda cin çağırdığımızı ve ağaç evimiz çökünce 3 metreden yere düşünce tahtadan sıyrılan çivinin dizime batışını ve böyleyece hayatımda ilk ve son defa dizime dikiş atılışını ve babaannemin tek gözü yerinde olmayan kör kedisinden çok korkarak ve ki aslında bütün kedileri sevmeyerek kuki adlı kurt köpeğimize, "kuki yakala kedileri!" diye bağırışlarımı ve bücür kadar boyumla daha da bücür olan bazı kuzenlerime eski gözüksün diye önceden çakmakla kenarlarını yaktığım bir kağıdı göstererek "define haritası buldum, hadi arayalım" dememi ve bahçede işaretlediğim yerlere annemin cüzdanından aşırdığım 1 tl para koymamı ve şimdi toparlayamadığım cümlelerin sonunu..

    çok sene geçti, en az 15 sene geçmiş olmalı oralara gitmeyeli. aslında yeniden dönmek istiyordum, bir şekilde yeniden görmek istiyordum oraları, ama çok korktum, hani vardır ya.. çocukluğundan aklında kalan büyükçe bir bahçe ya da bir mekan, seneler sonra oraya döndüğünde "ne kadar küçükmüş, bitkiler ne kadar azmış" dersin, hayal kırıklığına uğrarsın.. böyle bir hayal kırıklığına uğramaktan korktuğum için gidemedim bir daha belki de.. zaten o ev artık orada yok. dedem koskoca adamlara ve koskoca makinalara para vermiş, demiş ki, "yeni bir ev yapıcaz, yıkın bu evi" demiş.. insanların zar zor girdiği evin o daracık bahçe kapısından koca koca buldozerler girmiş. hayır! girememiş, o yüzden sarmaşıklarla yüzyıllık bir rüyaya dalmış kapıyı yıkıp geçmişler, salıncağımın ve hamağımın bağlı olduğu, üzerinden en az onbin defa düştüğüm hamağımın ve salıncağımın bağlı olduğu ağaçları yıkıp geçmişler ev yapacağız diye. ev yapacağız diye sadece bana ait olduğunu sandığım ve yerlerini sadece benim bildiğim gizli bitki koridorlarını dev tekerlekleri ile yıkıp geçmişler.

    onca şeyden ne mi kaldı bana?

    onca şeyden bana nasıl olduysa oldu, gizemli bir şekilde taa ankaraya kadar gelen, tvnin yanındaki o en az 25 senelik efsanevi yemlenen tavuklu ve civcivli saat kaldı. şu anda da bilgisayarımın hemen yanında, ama o kadar çok gürültülü çalışıyor ki, hiç kurup çalıştıramıyorum. romantizm olacaksa da olsun: belki de, geçmişin o harikalığı ve şimdiki kaybedilmişliği adına böylesine kulakları sağır edercesine tiktaklıyor. kediler tabii bir de.. bir zamanlar pis şeyler diyerek bir kurt köpeğine "yakala hadi" teşvikinde bulunduğum kediler şimdi vazgeçilmezim oldu. evimde de var bi tane. bunları yazarken klavyemin üstüne çıkmaya çalışıyor şu anda. son günlerde biraz azdı, sev beni diyip duruyor.

    bunlar nerden aklıma geldi?

    istanbul'da yağmur yağmış bu gece, ondan olacak ankara'da da gece serin bir hava vardı. bir ara balkona sigara içmeye çıktığımda rastladım; rüzgar, mahalledeki birkaç ağacı deli gibi sallıyor, sallanan ağaçların yaprakları hışırdıyor, yüzüme korkunç güzel bir rüzgar vurdukça, kan çekti belki de.

    hatırladım durduk yere. içim acıdı biraz, ağaç yapraklarını nerde duysam şimdi zaten ben hep biraz büyük büyük susuyorum.
    (geber marla singer, 07.08.2009 09:40 ~ 10:12)
  21. işini pek sevmeyen çalışanlar için, haftanın dördüncü pazartesisidir.
    (hassas ruhlu ince kadın, 19.08.2009 21:11)
  22. thor'un günü anlamına gelir. latincede ise jupiter- romalıların gökyüzü ve yıldırım tanrısı- in günü anlamındadır.
    (laughing madcap, 08.10.2009 23:45)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil