kenan evren başlığındaki girisiyle dikkatimi çekmiş olan yazardır.
bunun üzerine okuduğum diğer mesajlarının çoğuna da katılmış olup bir çok konuda hemfikir olduğumuzu farketmemi sağlamış, haliyle de beni bu giriyi yazmaya zorlamıştır.
sanırım ikizler burcu, bu açıdan kesinlikle tasvip etmedim kendisini ama naparsın, o kadar kusur olur.*
edit : ikizler değilmiş, aslanmış.. daha da bir mutlu oldum*
dün akşam sözlük radyosunda sürgün çalarak * kalbimi kazanmış bal yazar şeker yazar*. hakkında hiçbişi bilmiyorum ama bu şarkıyı hatırlatması yetti de arttı.
düzenli olarak girilerini takip etmesem de, yaptığı nameste programı ile karşılaştığım yazar kendisi. özellikle radyo programında çaldığı playlistler oldukça tanıdık. istek parça hadisesini ortadan kaldıran bir durum bu.
ayrıca dinleyici takip mekanizması ile radyo programına katılan dinleyicilerin kişisel parçalarını anında çalan bir dj'dir. yaptığı programda ve serzlenişli kabullenemez girilerindeki tanıdık mesajlar aynı paralelde.
uzak sandığımız yakın şehirlerin daimi yolcusu, trakya insanı, hoş sohbet, güler yüzlü bir yaz esintisi. tanışmaktan ziyadesiyle memnun olduğum , kendi deyimi ile yazmayıp çokça okuyan serçe.
"bugün benim doğum günüm" diye arayarak doğum gününü unutmamı zerre siklemediğini gösteren insan. bir de gülüyordu telefonda. seviyesiz bir ilişkimiz var. seviyorum o ayrı.
valla kendilerinin tanımı bu. boşuna internet deryasında gezinip anlamını aramayın. çünki, tüm telif hakları penceremdeserçelerhatun kişisine ait olup, el emeği göz nuru türkçe'ye kazandırılmış bir tanımlamadır.
anlamını da yine kendisinden alıyoruz; güleryüzlü, hoşsohbet, neşeli, kimseyle bi problemi olmayan, kırk kralla barışık hatun. erkekler kullanamaz. bu son kısmı ben uydurdum.*
erkekler için çingene horozu, üretim aşamasındadır, penceremdeserçeler benimkinden daha parlak bi buluş üzerinde çalışmaktadır. muhakkak ki bulacaktır.
bugün ilk defa konuşma ve tanışma şerefine nail olduğum ve pat diye söylenmesi bazen sakıncalı olacak konularda pata küte iletimleştiğimiz kişidir. hakkında okunanlara göz gezdirme gereği de hissettirmiştir ayrıca. onun gibilerin düşünceleri varoldukça tayyip alemleri * azalacaktır düşüncesi hakim oluyor.
edit: yalakalık sonucu ucuz kotları kaptığım kişidir. olurda vermezse çemkireceğim buradan.
nicki üzerinden cinsiyet tahmini yapılamayacak yazarlarımızdan birisi daha. tepkisini sakınmadan yazıyor, bu nedenle müdavimi oluyorsunuz yazdıklarının. doğrularının arkasında durabilecek kadar yürekli olması da cabası.
söze nereden başlasam diye düşünürken ben hâlâ
biliyorum ki ilmeklenecek cümlelerim
kelimelerin tek tek vurulup
düşen kuşların sağır çığlığınca
maviye hasret kırmızıların yağmurlarında
sırılsıklam olacak,
biliyorum...
dünler vardı...
hafızamda silik izleri kalan dünler...
bu günlerim gibi...
yarınlarıma gölgesi düşen, dün olacak bu günler...
yarınlar... ama ya yarınlar?
bu günlerimden umuda umutsuz yarınlar
gölgelerimin düştüğü belli belirsiz,
gölgelerde gölge yarınlar...
gölgelerimin gölgesiz gölgelerindeyse bir ben,
yalnız ben kimsesiz bensiz bir ben
yürek öksüz, ağıtlı bir sevda öyküsüyüm öyküsüz
gölge gölge öylesine yetim
ve ben arzuların yanar dağında
ömrümün ellerini uzatmış yıldızlara
masmavi toz zerrelerinden salıncaklar kuruyorum.
karanlığında boşluğumun sallanıp;
sallanıp sallanıp...
ve belki de...
belkisiz belkilerle belki de
... niyetindeyim..
sonra kanadı kırık kuşların notasıyla
son bir türkü dolayıp dilime
belkisiz bu son seferde
sessiz bir selam vermek kimsesizliğe.
varlarım var,
varlarım yokla var arasında
varlarım var
varlığımın yok hallerinden bihaber
varlar varlarım...
kadınlar ağlıyor
adamlar yanıyor
çocuklar bunamış ihtiyarlar kadar
bin yıl yaşamış ama hiç doğmamış gibi anısız
çocuklar mutsuz umarsız...
arsız arzuların, insafsız ihtirasların
karanlık sarnıçsız cadı kuyuları
o kuyulardan kuyulara
işte o kuyulardan kuyulara
akseden yüreğim
o kuyular da o kuyulara isyanla
haykıran sesim var...
ömrümün ömründe şimdi maviye düşmüş
hazanla zemheri arası kıpkızıl bir çağdayım
yani ey yüreğimin yüreği anla ki
yani soluksuz kalmış bir balığın solungacında
yani onun takılıp kaldığı
yani çırpınmaların çare olmadığı
yani zalim kader örgülü bir ağdayım
elime fırçalarını alıp umudun
önce hasretin kara rengini
sonra yüreklere düşmüş taş rengini
ve zihni ele geçirmiş grileri boyamak...
sonra ip atlayıp çelik çomak
ha bir de saklambaç oynamak...
bahçelerden erik çalmak
bahçelerden sevgiliye çocuk sevdalı güller çalmak...
şekerlemeleri saklamak misketlerin olduğu yere
uçurtmanın ipi koptuğunda
ya da tele takıldığında ağlamak...
babanın aldığı o ilk gün
bisikletinden düşüp de
dizlerin yara bere kanadığında bile
acısına rağmen
yine de bisikletim oldu sevinci ile gülebilmek...
koca ömürde kocaman yalnızlık hülasasında
büyüdükçe kazanılan kayıplar
kayıplarda kaybolmuş umutlar
yaşanmamış kocaman aşk da var
aşk da var... kocaman aşk
yokların içinden yok kadar çok
aşk var...
aşk da var...
yalnızlık kadar
hasret kadar
aşk...
aşkta aşk var,
yok kadar çok...
kocaman...
ilk seferinde, kısa, duygusuz, baştan savma yazdım diye kızmıştın.
ama işte böyle bişey penceremdeserçeler