abimin halt yemesiydi bu. halt yemesi dediysem 50 yaş üstü tonton teyzelerin anaç halleri vardır ya, kötü bi şey söylerken esasen o kötü şeyin gerçek anlamını kastetmemişlerdir hani, öyle söyledim işte.
2 tane almıştı abim. başta şaşırdım çünkü kuş kaçabilen bi varlıktı, balıklarsa ölebiliyordu, acaba bu nasıl bi son hazırlamıştı çocuk kalbimizi hüzünlendirmek için diye düşünmüştüm. her çocuk gibi annemin gazabından korkmuştuk ama babamızın çok hoşgörülü bi insan olmasını üst düzeyde suistimal ederek, anneme de bu durumu kabul ettirmiştik. kuş kafesinde beslediğimiz güzelim civcivlerimize gözümüz gibi bakıyorduk. kafesten çıkarıp oyun oynuyorduk bunlarla, tabi başlarda acemiyiz, yerlere bi şey sermemişiz. bastığımız yer boktu. sıça sıça oraya buraya kaçışıyordu hayvanlar. artık özgürlüğün verdiği dışavurum diyerekten kulp uyduruyorduk bu terbiyesizliklerine. annemin boka basmasıyla işin rengi değişti tabi. bi dahaki özgürlüklerine kavuşmalarında evin her yerine serilmiş gazete kağıtlarına soyut çalıştılar arkadaşlar.
evcilleşmeye de başlamışlardı yavaş yavaş. bizi takip edip duruyorlardı nereye gitsek. o günlerde ne uzaktan kumandalı arabamız, ne tetrisimiz ne de atarideki süper mario oyunumuz bizi mutlu ediyordu. yine o günlerde beni hayal kırıklığına uğratan tek şey ne
süper babada fiko'nun yaşadığı dramsal olaylar, ne
gerçek kötülerin yarışları kaybedişi ne de
shredder'ın biricik michelangelo'ma yaptıklarıydı. bu civcivler büyüyordu ve hiç de tahmin etmediğimiz şekilde sesleri ve renkleri değişiyordu.
ananeme verdiğimiz sıra boyları ilk aldığımızın neredeyse üç katı olmuştu. ananemin kocaman bahçesinde deliler gibi sağdan sola doğru koşturuyolardı. eminim özgürlüklerinin dışavurumunu da "özgürce" sergiliyorlardı. en uzun süre bizimle kalmayı başarabilmiş ilk evcil hayvanlarımızı bi süre görememiştik. o bi süreden sonra gördüğümüzde ise karşımızda, bizim küçük civcivlerimizden eser kalmamış, iki tane horoz duruyordu. evcilliklerinden bi şey kaybetmemişlerdi ama. ananem "hadi çocuğum yemeğinizi yiyin" dediğinde gidip yemlerini yiyorlardı. tabi ilk halleri kadar sevimli olmadıklarından pek yanaşasım gelmemişti bunlara. oysa anneleri sayılırdım, saçımı süpürge etmiş, halıdan boklarını temizlemiştim. yıllar sonra çocuğunu bulmuş
filiz akınkıvamında yanlarına gitmeyi denedim ama şerefsizler gagalamaya kalktılar. bu horozların hafızaları balığınkinden hallıca heralde. ayrıca nankörlük konusunda da kediyle yaraşabilecek nitelikteler hani. gene büyüklük bende kalsın, yaptıklarımı yüzlerine vurmayayım dedim ki iyi ki öyle demişim. zira onları bi daha göremedim. dayımın adağı varmış ikisini de kesmiş. tamam ben eceliyle ölmelerini beklemiyordum zaten ama ne kadar hain evlat da olsalar içim burkulmadı değil hani.
sonrasında başka civciv alıp, büyütme girişimlerimiz olduysa da ilki kadar uzun soluklu olmadı. zaten artık extreme şeylere yönelmiştik. misal yeşil ya da pembe alır olmştuk. büyüyünce ne renk olacağını merak ediyorduk ama hiçbi zaman büyüdüklerini göremedik. bu da böyle uzattıkça uzatılmış bi anımdı.