şu anda new york üçlemesinin 2. kitabını okuduğum şahsiyet.çok ilginç ayrıntılarla olaylara yaklaşmasıyla ilgimi çeken,kadınları bazen harcadığını düşündüğüm amerikalı yazar.
new york üçlemesi:
cam kent
hayaletler
kilitli oda
ay sarayı isimli kitabı mutlaka okunması gereken dahi yazar
yalnızlığın keşfi adlı kitabını okuduğum, ancak kitabın 2. yarısından hiç bir şey anlamadığım yazar.
yazdığı kitapların çoğunda tesadüfler ve kaderden bahsediyor olması ayrı bir değer katmıştır bu yazara benim gözümde.
tesadüflere takıntılı,varoluşçuluğa yaklaşan,hayatın kurgusunu sorgulayan ve anlamsızlığa bağlayan harika yazar. hayatı süzmüş,yaşamış ve her safhasında tesadüflere rastgelmiştir, fikirlerinin kaynağını anlamak için kendi hayatını anlattığı cebi delik'i okumak yeter.
dindar bir yahudi olamsına rağmen tesadüflere çok fazla takmış olan yazar. en sonunda, kader bu kadar es geçilemez bu adam kendini kandırmaya çalışıyo fikrine kapıldım. ayrıca aynı ortamda en az bikaç gün yanlız kalan bir kadın ve bir erkeğin arasında aşk doğmamasının imkansız olduğunu düşündürtmüştür bana.
yanılsamalar kitabını okumadan ölmeyin.
ispanya'nın en saygın ödüllerinden asturias prensi ödülü, 2006 yılında edebiyat dalında amerikalı yazar paul auster'a verildi.
ödül organizasyon komitesi başkanı victor garcia de la concha, yaptığı açıklamada, gerçekliğin yepyeni alanlarını ortaya çıkaran auster’ın, zamanımızın bireysel ve ortaklaşa sorunlarına estetik açıdan son derece değerli tanıklıklar getirerek genç okurları kazandığını söyledi.
paul auster 3 şubar 1947'de new jersey'de doğdu. on sekiz yaşında columbia universitesine gittiği new york şehrine taşındı. çevirmenlik yaptı, dergilere kısa hikayeler ve kimsenin okumadığı şiirler yazdı.
ilk kitabı new york üçlemesi onyedi kez reddedildikten sonra on sekizinci denemesinde san fransisco'lu küçük bir yayınevi tarafından basıldı.
kısa sürede amarikanın en iyi yazarlarından biri oldu. auster kıtaplarında yaşayan sıradab karakterleri tuhaf hayatlarıyla, belirsiz hikayeler yarattı. kimlik kaygısının postmodern hikayelerini anlattı.
(impera, 31.03.2007 14:43 ~ 14:45)
ilk kez ay sarayı ile tanıştığım yazar..müthiş bir dili var..insanı hemen içine hapsediyor. kitabı elinizden bırakamadığınız gibi bitmesin istiyorsunuz..yastığınızın altına sakalama hissi uyandırıyor insanda.. new york üçlemesi'ni beğenmedim. bişeyler eksikti sanki.. birşeyler içimde yarım kaldı.. amaaaa... yanılsamalar kitabı ve kehanet gecesi'nde auster yine kalemini konuşturmuş.
hayatından kesitler üzerine kurduğu kitabı cebi delik, neler yaşadığını anlamak için birebirdir. aynı şekilde yalnızlığın keşfi de biraz otobiyografik bir yapıtıdır. diğer kitaplarında da her daim kendi hayatınından bir şeyler vardır. romanın kahramanının etrafında ya bir daniel (oğlu) ya bir yahudi (kendisi) ya da çinli bir hatun (karısı) vardır. kehanet gecesi'yle gözümde devleşmiştir. her kitabının ayrı bir tadı olsa da kehanet gecesi muhtemelen ustalığının zirve yapıtıdır. kitapları kimilerinin kader dediği rastlantılar üzerine kurulmuştur. zaten başlı başına rastlantıları anlattığı kırmızı defter isimli bir de yapıtı bulunmaktadır. son kitabı yazı odasında yolculuklar'da kendisine altmışıncı yaş hatırası gibi yazılmış, pek çok romanının kahramanlarıyla hesaplaştığı bir kitaptır.
ama her nasılsa amerika'da çok popüler olmamıştır. yani kitaplarını öyle kitapçılarda kolay kolay bulamazsınız, avrupalı gibidir zaten. yazdıklarıyla
entellektüel tavrıyla.
ayrıca iki senaryosu filmleştirilmiştir.
harvey keitel'la arkadaşlığı da böyle başlamıştır.
(kipti, 25.04.2007 15:12)
şans müziğigibi gerçekten son yılların amerikan edebiyatında önemli yere sahip bir kitap yazmış kişi.
şans müziği isimli romanı yönetmen
philip hass tarafından 1993 yılında beyaz perdeye aktarılmış yazar.
romanlarında çok şey anlatıyormuş gibi yapıp da fazla şey anlatmayan, hikayeden daha çok hikayeyi anlatış tarzını sevmenizi isteyen, dağınık görünse de aslında belli bir hijyenik düzende yazan yazar. o düzeni farkettiğiniz anda tüm büyü kayboluyor.
paul austerin hijyenik romanlarını insan ilişkilerine benzetmek gerekirse çok ilgi çekici, hızlı ya da gizemli bir hayata sahip olsanız bile hayatınız her zaman belli bir rutin içinde ilerler ve insanların sizden sıkılmaları için bu rutini farketmeleri yeterlidir gibi bir varsayıma çıkılabilir.
kitaplarında genellikle varoluşçuluğu anlatmıştır (bkz:
şans müziği)."leviathan,mr.vertigo,kehanet gecesi,cebi delik,ay sarayı,yanılsamalar" kitabı tadından yinmez eserleridir.ayrıca orhan pamukla çok iyi arkadaş oldukları söylenir.
bilmiyorum bu adamın yazdıklarını anlatmak için nasıl kelimeler seçmeli ama her zaman sigara elimde geceleri okumayı sevmişimdir, tesadüfleri çok güzel alatıştır. en sevdiğim kitabı moon palace dı. okunmasını şiddetle tavsiye ederim.
68 kuşağının şahane yazarı. yalnızlığın keşfi adlı romanını okurken kendimden geçmiştim. bana benzeyen bir ruh halini keşfetmiştim. daha sonra ona hep inanmıştım. ölmeden önce okunması gereken yüz yazardan birisi. günümüz amerikan yazarlarının en seçkini. acı konusunda ilginç yararlı bilgileri vardır. şimdi yeni kitabı brooklyn çılgınlıkları adlı kitabıda şahane.
bir romanının arka kapağında "önünde arkasında aynalarla, bin ayna içinden kendi yalnızlığına bakar" şeklinde tanımlanmış yazar.
1980'in ilkbahar aylarında brooklyn'deki evinde otururken her şeyi başlatan telefon çalar. arayan kişi aslında bir ajansı aramak istemiş ama yanlış numara çevirmiştir. ertesi gün yine telefon çalar, arayan yine aynı soruyu sorar ve auster yine aynı olumsuz yanıtı verir. sonra "eğer 'evet, benim' deseydim, o ajansın bir dedektifi olduğumu söyleseydim acaba n'olurdu?" diye düşünür. üçüncü kez aramaları için bekler ama üçüncü arama olmaz.
bundan bir yıl sonra yazmaya başlayacağı new york üçlemesi'nin ilk kitabı cam kent'te de her şeyi başlatan bu olay olacaktır. romanın gerçeklikten beslenmesini isteyen auster , kurguyu ve karakterleri de ona göre düzenler. quinn adlı karakteri arayan kişi "özel dedektif paul auster ile görüşebilir miyim?" der. iki kez hayır yanıtı verir karakterimiz. fakat romanda gerçekte olmayan bir şey olur ve üçüncü şans verilir. quinn de "evet ben paul auster , sizin için ne yapabilirim ?" deyip macerayı başlatır.
buna bakarak auster'in yazar olmasına sebep olanın bir yanlış telefon olduğunu düşünebiliriz. oysa kırmızı defter adlı kitabında o, yazmasının başlangıcını ilk kalemine sahip olduğu ana bağlar. küçük bir çocukken hayranı olduğu beyzbol yıldızının imzalı fotoğrafını kalemi yok diye alamaz. sonra gittiği her yerde yanında kalem de götürmeye başlar. yazar olmasının sebebi o andır işte. çoğu romanında belli ettiği beyzbol tutkusudur. romanlarını oluşturan tesadüflerin olabilmesi için ilk hareket önemlidir. ilk hareket olmasaydı hiçbir şey şimdi olduğu gibi olmazdı.
brooklyn çılgınlıklarının da yazarı olan,belki de modern amerikan edebiyatında en çok göze çarpan yazarlardan biri.
new york 3 lemesi ( cam kent, hayaletler ve kilitli oda ), yükseklik korkusu, leviatan, ay sarayı, timbuktu, cebi delik, kırmızı pazartesi, yanılsamalar kitabı ve brooklyn çılgınlıkları okuduğum kitaplarındandır. (yanılsamalar kitabı ve brooklyn çılgınlıkları kitaplarını arka arkaya ve bir solukta okuduğumdan ötürü ikisini birbirinden ayırmıyorum ayıramıyorum...ama bu sevdiğim anlamına gelmez tabi)
yazar sayesinde;
iki bina arasında daracık bir boşlukta oturmak ve beklemek
kör olmak fakat zihninde kırlarda koşuyor olduğunu görmek
kitapları parmaklarını cümlelerde gezdirerek bitirmek
kitaplardan yatak yapmak
yaşlı bir teyzeden fotoğraf makinası yürütmek
her gün aynı saatte, aynı noktadan aynı yerin fotoğrafını çekmek
seni hayat bağlayan tek şey olarak film çekmek fakat kendini cezalandırmak adına bunları kimseye izletmemek
gibi olayları, kavramları zihnimde yaşatmakta, hatta arada sırada ben yaşamışım gibi hissetmekteyim.
muhteşem bir yazar, çok beğeniyorum kendisini. bütün romanlarını, öykülerini okumaya niyetliyim..
(bkz:
kırmızı defter)
can yayınları tarafından "lulu köprüde" isimli bir kitabı fırından yeni çıkarılmıştır bu muhteşem yazarın.
"caz müzisyeni ızzy maurer, new york’taki bir gece kulübünde bir kaza kurşunuyla vurulur ve yaşamı tümüyle değişir. ızzy, gizemli bir taşın büyüsüne kapılarak, ruhunun tuhaf ve ürkütücü labirentinde masalsı bir yolculuğa çıkar.
new york üçlemesi, şans müziği, ay sarayı, brooklyn çılgınlıkları gibi romanlarıyla son dönem amerikan edebiyatının en saygın yazarlarından biri olan paul auster, sonradan duman ve surat mosmor gibi senaryolarıyla sinemaseverlerin gönlünde de taht kurmuştu. lulu köprüde ise, auster’ın senaryosunu yazmakla yetinmediği, ilk kez yönetmenliğini de üstlendiği bir yapıt.
lulu köprüde, masal tadında bir gerilim anlatısı, ama her şeyden önce aşkın insanı sağaltan güçlerinin öyküsü. auster’ın bu benzersiz senaryosunu, kendisiyle yapılmış kapsamlı bir söyleşi eşliğinde sunuyoruz. hem tüm auster okurları, hem de sinema tutkunları için."
ayrıca; (bkz:
lulu on the bridge)
çok ilginç kitapları vardır.ortak noktaları görmemek imkansızdır.çoğu kitabı için söylüyorum.iki aile vardır hep.brooklyn'de yaşarlar, vermont'ta yazlıkları vardır birinin.kesin bir sanatçı vardır bir yerlerde, ressam ya da yazar.tesadüfler çok önemli bi yer tutar olayların gelişiminde.ama bence kitaplarını en okunası kılan karakterlerin orjinalliğidir.en basit,derinlikten yoksun karakter bile hayran bırakır kendine.o da sıradanlığıyla mutludur çünkü.insanlar kendilerini oldukları gibi kabul ederler kitaplarında, hep kendilerini analiz etmeye çalışırlar.insan ilişkileri karmaşık değil ama gerçekten insanidir.insanlar aldatır, en yakın arkadaşlarının eşleriyle sevişebilir, ölebilir, unutulabilir.dramlar trajediye dönüşmez ama.balka bi yazar böyle büyük olaylardan sonra olayların gidişatına ağırlık verebilir, insanları birarada tıtar ama auster onları ayırır genelde.kendilerini dinlemeleri için zaman tanır.ve bu da okuyucuya insan doğasını anlaması için bir şans sunar.kendi hayatımızda belki de asla yaşamayacağımız şeyler ne tür duygulara sebep olabilir, bunu okuruz, düşünürüz.ki bence bir romanın yapması gereken öncelikle budur.
auster'ın dünyası hep tanışmak istediğim insanlarla doludur.
hayal gücü neredeyse sınırsız, her zaman samimiyet ve sevecenlikle yazan, genellikle kendi içinde kaybolmuş, yaşamından bezmiş insanların aldıkları bir karar yahut harici, rastlantı niteliğindeki bir etkiyle değişen yazgılarını, son derece sürükleyici, merak hissini devamlı kamçılayan çok yetkin bir üslupla anlatabilen, yakışıklı, mükemmel fransızca konuşan, şiirle de arası gayet iyi olan, çok başarılı, sempatik amerikalı romancı.