|
|
- büyük bir şehrin gürültü ve patırtısından, koşuşturmaktan, yapay bir yaşamdan yorulmuş bir bünyeyi canlandırabilecek yaşam şeklidir.
huzurun ve sakinliğin adıdır. bir tür doğaya teslimiyettir. kendini dinlemenin en güzel yoludur.
kuş sesleriyle uyanıp yürüyebilmektir hiçbir şey düşünmeden. cep telefonunu yanına almamaktır. nasıl göründüğünden çok kendini nasıl hissettiğine önem vermektir. sabahın erken saatlerinde uyanıp bahçe işleriyle uğraşan insanların arasına karışıp samimi ve içten bir günaydın duyabilmektir. ağacın dallarından meyve koparmak, ayçiçeklerinin hareketlerini izlemektir gün doğarken. doğallıktır. doğaya yakın olmaktır. doğaya gömülmek, doğayı içine çekmektir. el sallamaktır tanımadığın kişilere. korkmamaktır insanlardan. oksijeni tekrar keşfetmektir. yürümektir alabildiğine. şarkı söylemektir dilediğince. canlılıktır, canlanmaktır. normal yaşantıya dönmek istememektir. aslında bir kaçıştır…
- hayao miyazaki animelerinde bol miktarda çizilmiş hayat modelidir. (bkz: hauru no ugoku shiro)
- taze domates, süt, koşuşturan eşşek sıpası, süt kuzuları, danalar, yoğurdun hasını yapan al yanaklı diri köylüler, pürüzsüz bir yeşillik, bol soğuk su , ferah bir ortam mı dersin; yoksa ahırdan yayılan bok kokusu, bitmek tükenmek bilmez envai çeşit böce börtü, kene deposu kümes, yeri göğü yırtan traktör ve motor sesi, sık sık banyo yapma kültürünü özümseyememiş terli insanlar topluluğu, estetik fukaralığı mı... bilemedim.
aklınıza sızma zeytinyağla yapılmış leziz salata ve ahşap balkonunda öğle uykusuna yattığın bir akdeniz evi geliyor olabilir. duvarı örtmüş yeşil bir kedi tırnağı, olmadı asma dalları... e ama ben biliyorum ki ısırgana, eğilcen otuna bulaştın mı pastoral olur sana iç anadolu yahut kırsal .
şimdi ben böyle yazınca bi boka benzemedi ama ahmet haşim'in bu pastoral tutkuyu eleştirdiği hoş bir denemesi vardır. onu okuyun iyisi mi.
|