show tv'de yeni yayınlanmaya başlayan, bir
osman sınav klasiği. kontgerillanın övüldüğü, birilerinin yerildiği bir dizi. ancak kullanılan dil açısından da ince ayrıntılar içermekte dizi, kürtçe dili sadece suçtan bahsedileceği zaman suçlular tarafından kullanmakta, bir nevi bir şeyler kodlanmakta, etiketlenmekte.
diğer osman sınav dizileri gibi gücün kutsandığı bu dizinin ömrünün ne kadar olacağı da merakla beklenmekte.
ahmet tulgar'ın bu dizi hakkındaki eleştiri yazısı ise daha da çarpıcı:
"narkoterör dil'e karşı
iki hafta kadar oldu herhalde, türkiye'deki gündelik faşizme, çektiği "deli yürek", "kurtlar vadisi" gibi dizi filmlerin körüğüyle giden ülkücü yapımcı-yönetmen osman sınav'ın yeni dizisinden haberdar olalı. dizinin ilk bölümünü seyretmedim, bundan sonrakileri de seyretmeyeceğim ama ne menem bir şey olduğunu jeneriğinden, tanıtım fragmanlarından anlıyor zaten insan. yine işte bir özel harekât, kontrgerilla, jitem, yani önü sonu devlet bağlantılı paramiliter şiddet güzellemesi; yanında da garnitür olarak hamasi kitabi tarih ve hayat dersi tiradları.
adı 'pars-narkoterör' olan bu dizinin aslında lafını bile etmeye değmezdi ama izlediğim fragmanlarda öyle bir şey vardı ki, beni yaraladı: bu dizide kürtçe'ye yapılanlar ve belki daha da yapılacaklar. herhalde gazetecilik, edebiyatçılık filan bir araya gelince böyle oluyor: sadece türkçe'ye, yani anadilime ve almanca, ingilizce gibi bildiğim dillere değil, herhangi bir dile bir kötülük yapılmasına tahammül edemiyorum ben.
bir devletin, bir yasanın, bir ideolojinin; bir dili, bırakın yasaklamayı, baskı altında tutmasını ve böylelikle köreltmesini kabullenemiyorum. konuştuğum, yazdığım, okuduğum dillerden her dilin nasıl bir servet, nasıl bir insanlık haznesi ve hazinesi olduğunu bildiğim için, içim titriyor bir dile bir şey olacak diye. belki de ben kürt halkının hak ve hukuk mücadelesine de dil üzerinden, kürtçe'ye yapılanlardan, uygulanan yasaklardan ötürü dikkat kesilmişimdir böyle.
ve belki de bunun da altında yatan asıl neden, türkçe'nin, gece olup da bir yazının başına oturdum mu içinde didinip durduğum anadilimin yani, saygınlığını, sevecenliğini hissediyor olmam ve ona biçilen bu baskıcı rolden onun artık kurtulmasını istememdir. türkçe'ye olan sevgimdir.
tamam da, son dönemin göstermelik bir takım uygulamalarına rağmen kürtçe hâlâ alfa-besindeki bazı harflerin kullanımından ötürü kişilere davalar açılacak, yazışmalarında kullandılar diye belediye başkanları görevden alınacak, belediye meclisleri feshedilecek kadar baskı altındayken bu topraklarda ve hepimiz de buna tanık oluyorken; beni bu yeni televizyon dizisinde korkutan, kürtçe için ve elbette türkçe ve türkiye için kaygılandıran neydi?
mesele, yani bu yeni dizinin fragmanlarını seyrederken düşündüğüm şuydu: türkiye'de gündelik faşizm, ırkçılık artık öyle bir noktaya gelmiştir ki, bir dil, bu toprakların kadim bir dili olan kürtçe, suçluların kendi aralarında kullandıkları bir şifre sistemi, bir şiddet ve suç sentaksı, kriminel bir iletişim aracı olarak, sadece bu olarak algılanıyor, en azından böyle sunulabiliyordu artık.
kürtçe... benim yufka pişiren urfalı kadınların... futbol oynayan mardinli çocukların... iskelelerden birbirlerine bağıran diyarbakırlı inşaat işçilerinin... takside telefona cevap veren şoförün... miting alanındaki politikacının... ciwan haco'nun sonra... sesinden... seslerinden binbir nağmesini duyduğum kürtçe işte, 'pars-narkoterör' adlı bu faşizan televizyon dizisinde...
kadın karakterlerin ağzındayken bile mas-külen bir tını eklenerek bol bol kullanılıyor ama diyalogların altyazı ile tercüme edilen içerikleri sayesinde kürtçe konuşmanın, sadece ve sadece suç eylemlerinin planlanma aşamasında uygulanan bir gizlilik önlemi olduğuna işaret ediliyor, her kürtçe diyalogun olduğu sekansta bu dile ırkçı bir yaklaşım vurgulanıyordu.
telefon konuşmalarını dinlemeye alan polisler kürtçe'yi duyduklarında öfkeleniyor ve şöyle diyorlardı: "kürtçe konuşacakları tuttu." 'pars-narkoterör', bir halkı, koskoca bir halkı kriminalize eden senaryosuyla ve senaryosu gereği kürtçe'nin bu kullanımı ile toplumu bir kez daha kitle kültürü üzerinden provoke ederken...
yayınlayacak; her akşam defalarca tanıtımını yapacak bir televizyon kanalı buluşuyla ülkede ırkçılığın nasıl normalize olduğunu ortaya koyarken... biz dilseverleri, mesela gazetecileri, mesela edebiyatçıları üstüne üstlük bir de biraz önce belirttiğim sebeplerden ötürü üzüyor.
bir dile yapılanlardan, belki de daha yapılacaklardan ötürü."
ahmet tulgar