görseller
paris je t aimeparis je t aime
  
belki ilginizi çeker
  1. · faubourg saint denis
  2. · moi aussi
  3. · fransız filmleri
  4. · paris i love you
  5. · oscar wilde
  6. · gus van sant
  7. · ps i love you
  8. · je t aime
  9. · coen biraderler
  10. · we re all in the dance
gündem
  1. · günün tek cümlelik özeti
  2. · 29 şubat 1453 galatasaray fenerbahçe maçı
  3. · asla birlikte olunamayacak birine aşık olmak
  4. · ezel
  5. · giyotine yolladılar gitmedim
  6. · nurcuların hoşuna giden şeyler
  7. · sözlük yazarlarının itirafları
  8. · chixculub
  9. · demirbank iyi günler diler

paris je t aime  

  1. coen brothers, alejandro gonzález ıñárritu, jean-luc godard gibi yönetmenlerin çekecekleri 20 adet kısa filmden oluşacak toplama. 2005'te release olacak. oyuncular arasında, natalie portman ile steve buschemi de var. iyi bir şey olacak gibi, bakalım.
    (unruly, 16.12.2004 19:48)
  2. (bkz: moi aussi) *
    (bınar, 16.12.2004 21:43)
  3. dört yıl süren çekim aşaması olan, aşkve paris'e farklı ve alışılmadık uslubu olan 20 usta yönetmenin kamerasından bakan ve 20 farklı hikaye ile karşımıza çıkan film.
    (etranger, 09.03.2007 23:01)
  4. fragmanı ve kadroyu gördükten sonra merakla beklediğimiz film.
    (piedra, 01.04.2007 01:56)
  5. son zamanlarda izlediğim ilginç filmlerden birisi.20 yönetmen 20 ayrı film. her film yaklaşık 5-6 dakika sürmekte.film birbirinden bağımsız konularda olmakla birlikte yönetmenin bakış açısıyla dogru orantıda.

    filmlerden bazılarını çok vasat ve anlatılmak istenen dışında buldum.özellikle öne çıkan 4-5 film vardı ki başlı başına bir film konusu olabilir veya filmi o andan itibaren sürükleyebilirdi.her kısa film sonunda aşk ve paris tanımlamaları kısa filmin sonunda insana bariz belli olmakta.

    bazısı aşk için ısrar etmek bir başkası için ilk görüşte aşık olduğu kadın uğruna işinden olup sokakta gitar çalarken bıçaklanır aşık olduğu kadın ilk müdehale eden kişidir.yaralı olan şahısın o andaki isteği ise sadece onunla kahve içebilmektir.

    film müzikleri ise tek kelime ile gereksiz ve uygun olmayan parçalardan seçilmiş ki ; konusu aşk ve paris olan bir filme daha uygun olabilirdi.birkaç güzel hikayenin dışında beklenileni verememiştir kanımca.
    (sarmalak, 02.04.2007 06:35)
  6. filmin 17.hikayesi türk caddesinde çekilmiş ve en güzel hikayelerden biri olan bu sahnelerde arka fonda gizli sponsor gibi duran reklam panosu dikkati çeken filmdir.
    (bkz: http://img100.imageshack.us/...)
    (sarmalak, 06.04.2007 02:29)
  7. özellikle natalie portman'ın oynadığı mini filmin pekala uzun metrajlı bir film olarak çekilebileceği güzel, küçük filmler kumkuması. gidilir, görülür ve muhakkak sevilir. yirmisi de çok güzel denemese de ağırlıklı olarak güzel, sıcak ve samimi filmlerden oluşan "paris, seni seviyorum", hiç şüphe yok ki ciddi bir paris reklamı da yapmakta, insanlarda "paris'e gitmek lazım" heyecanı uyandırabilmektedir. natalie protman bilhassa çok tatlıdır ve filmde merhametin önemli temsilcilerinden biri oluvermiştir.
    (mümtaz, 14.04.2007 10:56)
  8. açıkçası hakkında fazla bilgiye sahip olmadan sadece gerard depardieu, willem dafoe, steve buscemi ve natalie portman ın oyuncu kadrosunda yer aldığını öğrendiğim için gittiğim, ancak nick nolte, juliette binoche ve meşhur hobitimiz elijah wood u da görerek hem sevindiğim, hem şaşırdığım filmdir. 20 kısa filmin bazıları biraz zorlama, bazıları da gereksiz gibi olsa da genel anlamda hiç sıkmayan gayet hoş bir film. mesela ilk filmdeki aşk hikayesi son derece yeşilçamvari, kör gözüm parmağına gibi olmuş. pandomimci çiftin hikayesine hiç gerek yoktu (belki pandomimcilere karşı olan kişisel görüşüm serttir). eliaj wood un oynadığı vampir hikayeli film komikti. steve buscemi tek kelime dahi etmeden yapacağını yaptı, 20 filmin en komiği de buydu ayrıca. gerard depardieu keşke daha fazla gözükseydi, ayrıca kendisinin oynadığı filmde boşanmak üzere olan yaşlı çiftin birbirlerine şakayla karışık laf sokmaları çok hoştu. juliette binoche ve willem dafoe yi aynı filmde görmek yetti zaten, bide willem abi yine karizmayı konuşturdu. nick nolte huysuz ihtiyar rolünde keyif verdi. natalie portman zaten natalie portman dı, ayrıca sanırsam en etkileyici filmlerden biri de onun oynadığıydı. yalnız kör çocukla köşeyi dönerlerken karşı dükkanın tabelasında star çankırı (yanılıyor olabilirim) gibi bişey okudum, yorum yapmıyorum. şahsen en beğendiğim film ise siyahi otoparkçı ile hemşirenin hikayeleriydi, filmden çıkınca 20 filmi şöyle bi düşündüğümde aklıma ilk gelen o oldu, hala da öyle.. son olarak, kısa filmlerden bazılarını, filmin sonuna doğru birbirleriyle ilişkilendirme yoluna gidilmesine hiç gerek yoktu, 20 si de birbirinden tamamen bağımsız kalsa daha iyi olurdu..
    (stargazer, 14.04.2007 23:52)
  9. paris'i görmeden izlemek gerekir,gördükten sonra izlendiğinde iç geçirmeye sebebiyet vermektedir.keşke içinde sacre coure'nde bulunduğu amelia tadında bir kısa film çekselerdi dedirtmektedir.
    (minel aşk, 16.04.2007 20:46)
  10. dinle!
    zaman
    değişime uğradı.
    bizim bağlantımız.
    mevsimler gibi.
    ilkbaharımız harikaydı,
    ama yaz bitti.
    sonbaharı da kaçırdık.
    ve şimdi herşey soğuk,
    herşey çok soğuk,
    herşey donmaya başladı.
    aşkımız uykuya daldı
    ve kar,
    bize sürpriz yaptı.
    karların içinde uyuya kaldı,
    ve ölüm yaklaşıyor.
    kendine iyi bak.
    (la petit bastet, 18.07.2007 01:44 ~ 01:45)
  11. filmin kadrosundan ve hikayelerden daha çok paris'in fazlasıyla ön plana çıktığı, izlerken insanı ekranın içine içine çeken, tekrar tekrar o sokaklarda dolaşma heyecanı uyandıran, ikinci yaşamıma mutlaka paris'te başlamalıyım isteğine tavan yaptıran, yok eğer bu ikinci yaşamımsa birinci yaşamımda ben orada yaşamıştım da bu özlemin nedeni bu dedirten, özellikle paris'in muhteşem mimarisine aşık birisi için görsel ziyafet sunan film. hikayeler içinde en dokunaklı olanı amerikalı yaşı geçkin ve aşkı hiç tadamamış turist kadının ki idi gibi, diğerleri karşılıksız da olsa karşılıklı da olsa aşka bir şekilde teğet geçtiler.
    (angesen, 02.09.2007 01:55)
  12. filmin cast'ina bakmadan ve film hakkında en ufak bir bilgi olmadan izlenince insanda şaşkınlık ve sıcak bir tebessüm oluşturan bir film. şaraba ve paris'e olan aşkı pekiştiriyor. ayrıca oyuncular arasında alexander payne, natalie portman, elijah wood, juliette binoche bulunuyor.
    filmde paris'e olan aşkı değişik gözlerden aktarıyor ve paris'teki bir çok farklı aşkı, aşığı, maşuğu bize gösteriyor...

    ---spoiler---

    örtülü kıza; "neden başını örtüyorsun, saçların çok güzeller.." diyen çocuğumuza, kızımızın cevabı "kendimi böyle inançlı hissediyorum." cevabını vermesi, sonra cocugun kızı bir daha görmek için cami önünde beklemesi gayet hoştu..

    ---spoiler---
    (mor kedi, 01.01.2008 00:30 ~ 02.01.2008 11:45)
  13. tekrar tekrar söylense de,

    faubourg-saint denis'de geçen kısa filmin insanı büyülediği film.
    (bosvermis bunye, 01.01.2008 00:59)
  14. bazen sinemanın, bir kocakarı gibi karşımıza geçip hikayeler anlatmak olabileceğini göstermiş film.

    paris'le ilgili olan pek çok noktaya dokunulmaya çalışılmış. paris'in evrensel bir şehir olduğuna vurgu yapılmış. ırk, din, anlayış, nesil gibi farklılıklara vurgu yapılırken, ara sıra fantastik hikayelere de yer verilmiş.

    cortazar'ın öykü için dediği şey, sinemada kısa film için geçerli sanırım. boks maçı gibiyse anlatım, kısa filmde nakavtla almak zorundasınız. filmlerin bir çoğunda nakavt olduğumu söyleyebilirim. pandomimcilerin hikayesi, kör adamın aşkı ve karısı kanser olan adamın fedakarlığı en çok tuttuklarımdı sanırım.

    "aşık bir adam gibi davranarak sonunda aşık bir adam oldu" lafını da ömrüm boyunca unutmamamı sağladı film.

    daha deneysel şeyler yapılabilirmiş ama yine de. amerika'dan gelip paris'te bir hafta geçiren kadının hikayesine benzer şekilde, paris'te film çekmeye çalışan bir yönetmen anlatılsaymış, çok harika olurmuş. hem de federico fellini'nin sekiz buçuğuna bir selam çakılırdı...
    (şiirbaz, 05.01.2008 03:46 ~ 03:46)
  15. "ve sen elbette kabul edildin.

    boston'u terk edip yaşamak için paris'e taşındın.

    faubourg saint denis caddesindeki küçük bir apartman dairesine.

    sana mahalleyi gösterdim.

    gittiğim barları,okulumu gösterdim.

    seni arkadaşlarımla ve ailemle tanıştırdım.

    seni dizelerini çalışırken dinledim.

    senin şarkı söylemeni dinledim.umutlarını dinledim.

    tutkularını.senin müziğini dinledim.

    ve sen de benimkileri.

    benim italyancamı almancamı,rusçamı dinledin.

    sana bir walkman verdim ve sen bana bir yastık verdin.

    ve bir gün,beni öptün.

    zaman geçti.zaman aktı.

    ve herşey kolay görünüyordu.

    çok sade.özgür.çok yeni ve eşsiz.

    sinemaya gittik.dansa,alışverişe.

    beraber güldük.sen ağladın.

    yüzdük,sigara içtik.

    zaman zaman bağırdın.

    bazen nedeni oluyordu.bazen yoktu.

    evet,bazen nedeni oluyordu.

    seninle konservatuara geldim.

    sınavlarıma çalıştım.

    senin şarkı söylemeni dinledim.

    ve sen de benimkileri.

    birbirimize çok yakındık.çok yakın.sürekli yakın.

    sinemaya gittik.yüzmeye.beraber güldük.

    sen bağırdın.bazen nedenli.ve bazen nedensiz.

    zaman geçti.zaman aktı.

    seninle konservatuara geldim.

    sınavlarıma çalıştım.

    benim italyancamı,almancamı,rusçamı dinledin.

    sınavlarıma çalıştım.

    sen bağırdın.bazen nedeni vardı.

    zaman geçti.nedensiz.

    sen bağırdın.nedensiz.

    sınavlarıma çalıştım.

    sınavlar,sınavlar,sınavlar.

    zaman geçti.sen bağırdın.

    bağırdın,bağırdın.

    sinemaya gittim.

    -görmüyor musun?ölüyorum.

    beni duyan yok mu?

    bağışla beni,francine."



    faubourg saint-denis

    (bkz: tom tykwer)

    hamiş:izlemek ve kendini telef etmek isteyenler için,

    http://www.youtube.com/...
    (mabel, 31.03.2008 15:55)
  16. uzun metraj ve kısa metraj arasındaki farkı derinsel olmasa da, filmin amacı bu olmasa da göstermiş olan film. uzun metraj'da hikayenin başından ya da ortasından dahil olduğumuz konunun sonuna eşlik eden bizlere; kısa metraj'da olayların başlamasına tanık olduğumuzu sonunun pek de mühim olmadığını söylemiş ve alkışlarımızı kazanmıştır.
    aşkın, kaderin ve acımasızlığın iç içe geçitiği gus van sant'ın 'le marais' hikayesi ve les triplettes de belleville filminin yönetmeni sylvain chomet'in insanın içini ısıtan türden pandomimcilerin hikayesi tartışmasız en beğendiklerimdendi. bunun dışında ısabel coixet'in bastille hikayesindeki le tourbillon de la vie melodisi onu en iyi paris hikayesi yapmayı başarmıştır. hikayeyi seyrederken bir yandan da catherine'i, jules'u ve jim'i anmadan edemedim. godard deyince paris, paris deyince de godard şeklinde tezahürat eden ben ve benim gibiler için filmdeki jean luc godard yokluğu derin yaralar açmış olsa da seyretmeye doyulmayan filmlerden biri olduğu su götürmez bir gerçek.
    (velvetrevolution, 24.12.2008 14:47 ~ 14:53)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil