• isle of dreams
    itü sözlük yazarlarına özel %20 indirimli biletler için son tarih 19 temmuzkayıt ol
  • görseller

    • paradise now
  1. vaat edilen cennet* hany abu-assad ın yönettiği, iki intihar eylemcisin son 48 saatini konu alarak, intihar eylemi sorunsalina icten bir dokunus gerceklestiren bir film.
    -spoiler-
    eylemcilerin eyleme hazirlik safhasi ayrıntılarıyla işlenir. özel olarak yıkanmaları, namaz kılmaları, bombaların vucutlarına yerleştirilmesi...bu gençler eylem için seçiliyorlar, ve itiraz etme hakları yok. eylem başladığında birbirlerinden ayrılmak zorunda kalan canlı bombalar, kendi kaderlerini kendileri belirlemek üzere aynı anda içsel ve psikolojik bir yolculuğa çıkıyorlar. yönetmenin tarafsız bir gözle olayı sorgulamaya çalıştığu söylenebilir. ama bir yandan da israil ve filistin arasındaki gözle görülür farkları ortaya koyuyor. bir tarafta zanginlik, diğer tarafta açlık, sefalet, yoksulluk...
    eylemcilerden biri, çevresindeki insanların gözlerinin içine bakar, elini pime götüremez ve vazgeçer, diğer arkadaşınında vazgeçeğini düşünerek. ama film, diğer canlı bombanın kara gözlerine odaklanmış bir biçimde biter. herkes o saniyeden sonra ne yapacağını hisseder zaten.
  2. şu günlerde tarık zafer tunaya kültür merkezi'nde seyredilebilecek güzel film. israil ve filistin'in bitmeyen savaşını filistin tarafından gösteriyor. işgal altında olan insanların bu işgalden kurtulması için tek yol şiddet midir yoksa bu direnişi bir ahlaki sava dönüştürmek de işe yarayacak mıdır? film dünyanın bu konuya tepkisizliğini de inceden eleştiriyor bir bölümünde.
  3. "yeter, bu filistin de artık çok oldu." dedirten film.

    durumu tahlil etmede "orantısız güç" tanımı eksik kalıyor. bu ne direnç ve kararlılıktır allah aşkına. 100 metre ilerdeki tanka sapanla taş atmak ne demek? kimsiniz ya siz, bu korkusuzluk nerden?
    sınırları zorlayan eziyetlere rağmen bu hayata bağlılık, bu vatanını sahipleniş nerden?

    ama çok oldunuz siz. resmen sizi terk ettik, unutmaya çalıştık, salladık, umursamadık. ama siz hala türkiye'yi seviyor ve yüzümüze tükürmek yerine bir de teşekkür ediyorsunuz.

    sıkıcı klişe tanımlardan sıkıldım, size de oluyordur ara sıra. çünkü bu israil filistin olayının üzerine çok konuşuluyor ve... neyse filme bir bakalım.

    oyunculuk falan filan zaten iyi. canlı bombalık sırası kendilerine gelen iki yakın arkadaşın sırayla üzerlerine aldıkları çelişkileri, gelgitleri, açmazları, çıkmazları, kafa karışıklıkları, ikilem, dilemma, paradoks, iki arada bir derede kalmak, ne yapacağını bilememek ne derseniz deyin ve bütün bu durumu dinamik tutan bir sonuca varma isteğinin karşı konulmaz sürükleyici kuvveti. (ne diyorum ben böyle?)

    toparlarsak, filistindeki yaşanan olayları biraz daha yakından tanımak için gayet işe yarar bir film olmuş.
  4. filistinli bir yönetmen tarafından çekilmiş kesinlikle seyredilesi filmlerden. zannımca filmin en tüyler ürperten yeri, canlı bombalardan biri elindeki cihatla ilgili bildiriyi okurken, annesinin sabah evden çıkarken verdiği yağlı ekmekleri yiyen karşısındakileri görünce içinde olduğu durumu unutup annesine: "anne, unutmadan söyleyeyim, elmuhtar'daki su filtreleri kanaza'dakilerden daha ucuz. oradan alırsan iyi edersin." diye not iletmesiydi.
    film, canlı bomba olmaya karar veren insanların nasıl düşündüklerini, neler yaşadıklarını anlatırken, bir yandan da fransa'da doğmuş ve fas'ta büyümüş kadın karakteriyle de aslında bu yapılanların ne kadar işe yaramaz olduklarına dair mesajı veriyor.
    şüphesiz oturduğumuz yerden, "a nasıl masum insanlara kıyıyorlar, nasıl kendi canlarından vazgeçebiliyorlar" diyerek ahkam kesemeyeceğimiz bir durum. o topraklarda o halet-i ruhiyede yaşamadan ezbere yorum yapılamaz.
    ve filmin son sahnesi askerlerle dolu bir otobüste bombanın pimini çekmeye kararlı canlı bombanın gözlerine odaklanarak bitiyor. filmin sonunda jenerik müziğinin koyulmaması ve filmin sessizlik içinde bitmesi de ayrıca anlamlı olmuş.
  5. yönetmen, filmin sınır bölgesinde çekildiği için sette büyük sıkıntılar yaşandığını, atılan bombalar yüzünden ölüm tehlikesi geçirildiğini belirtip "şimdi düşünseydim bu filmi çekmezdim...çünkü hiçbir film, insan hayatından daha önemli değildir." demiş.
  6. filmin sonu açıkta bırakılmıştır ve doğal olarak sizde acaba bu adam kendini patlattımı yoksa patlatmadı mı diye düşünmeye başlarsınız.gerçekçi sinemacılık bu olsa gerek.herşey doğal.oyuncular rol yapmıyor resmen yaşıyor filmi.
  7. iyi çekilmiş doğal bir film. bana biraz da ''büyük oyun'' filmini hatırlattı. tabii konular itibariyle farklılar ama intihar komandocularının psikolojisi ile ilgili önemli detaylar olması itibariyle ve filmde izleyiciye sunulan detaylar itibariyle iki filmde harika.

    -- spoiler --

    göster

    -- spoiler --

    said'in babası hakkında konuşmaları....
    film sonunda delice beynimde yankılanan cümle, 'ne çok acı var.'