kürek mahkumu henri charrière'nin yazdığı ve fransa'daki kürek cezasını anlatan romanlaştırılmış anı kitabı. haksız yere kürek cezasına gönderilen henri'nin 8 yıl boyunca kaçmasını ve başarıya ulaşmasını anlatır. filmi de çekilmiştir.
tkp genel merkezinin de bulunduğu pasajda yer alan,içinde iç gıcıklayan müziklerin ve de rahat koltukların yer aldığı bar..garip bir ilişki yaşayan iki garson da ortama ayrı hava katıyor doğrusu..erkek olanı (rastalı,evrim teorisinin canlı kanıtı) kızın gözü önünde hatun götürüyor kız da naif bir duyarsızlıkla kabulleniyor olayı..ilginç tabi..
kürek mahkumu henri charriére'nin başından geçenleri anlattığı gerçek yaşam öyküsü. acıyı öyle bir tattırır ki okurken dişlerini sıkıp birden bire kendinizi bir şeylere dayanmaya çalışırken buldurtur. seneler önce okumama rağmen bazı sahneleri aklıma geldikçe hala yüzümün buruştuğunu fark ederim. mesela:
hapishanede ona verilen bir miktar parayı saklamanın en iyi yolunun anüse sıkıştırmak olduğunu öğrenir ve ne yazık ki adamın parasını kaptırmaması için başka çaresi yoktur.
ayrıca bir arkadaşları (ya da sevmedikleri birisi) et yiyen karıncalar tarafından gözlerinin önünde yenir.
ve ıssız bir adaya düştüklerinde yiyecek bir şeyler bulmaya gitmek için bir süre ayrıldıklarında bir arkadaşlarının diğerini yediğini anlarlar.
bir keresinde de kayıkla kaçarlarken günlerce denizin üstünde kalmaları sonucu üstlerinde de bir şey olmadığından derilerinin üstü iyice yanmış kabuk tutmuş, sonra tekrar açılmış tekrar yanmış iyice iltihap olmuştu.
ve tüm bunlar gerçek
bütün bunlara rağmen okudum ve bazı zamanlar yaptırdığı çağrışımlara (@377644) rağmen hiç pişman olmadım.
tüm dünyada gördüğü ilgi üzerine fransız entelektüelleri tarafından "hıh, notlarını bir yazara verip yazdırtmış" burun kıvırtmasıyla karşılanan romandı bu zamanında. nitekim henry beyin sonraki romanı (ki adı sanırım banko'ydu) hiç mi hiç ilgi görmedi.
hoş bir romandı, internet'in olmadığı, televizyonun denizler altında kaptan kusto'dan başka belgesel göstermediği, discovery'nin çeşitlilik anlayışının egemen olmadığı dönemlerdi ki biz bu romandan fransız guyanasını ve orta amerika'yı belgesel tadında görme şansına sahip olmuştuk. filminde dustin hoffman, steve mcquin filan oynadı, türkiye'ye geldiğinde koşa koşa gidip hayal kırıklığıyla geri dönmüştük. hayalimizde bambaşka canlandırdığımız o adanın köylü görüntüsü çocuk beyinlerimize hoş gelmemişti.
filminde göremediğimiz müthiş bir espri vardır bu kitapta. henri şeytan adası'ndan kaçıp venezüela'ya sığındığında, bir arkadaşıyla birlikte bara giderler ve içmeye başlarlar. o sırada radyodan de gaulle'ün bir konuşması verimektedir. henry'nin sarhoş olan arkadaşı bir süre sonra şöyle der: "henry. sanırım bilemediğim bir şekilde almanca öğrendim. hitler'in konuşmalarını anadilimmiş gibi anlıyorum."
yayınlandığı zaman fırtınalar koparan, gerçekçi anlatımıyla insanları etkileyen velakin daha sonrasında kitapta yer alan kahramanların ortaya çıkıp yazarı dava etmeleriyle saygınlığını biraz yitiren kitap
henri charriére'nin 1999 yılında yayınlanan, bir sürgünün hayatını anlatan sabahlara kadar okuduğum bir kitaptır. bir kürek mahkumunun hayata nasıl tutunduğunu ve özgürlüğe nasıl tutkuyla bağlandığını anlatır. fiyatı 15 ytl'dir.
taksimde bulunan ve son derece ilginç bir dekora sahip olan bardır. ancak kesinlikle gidilmemelidir. zira biraları suludur ve işletmecisi son derece kaba, asık suratlı bir insandır. eğlencenizin burnunuzdan gelme olasılığı yüksektir.
henri charrierenin ünlü ve bir solukta okunan romanı gerçek hayatta başından geçtiklerini yazmıştır ama okunanlar yok artık derecesinde olduğundan biraz şüphe duyulur buna rağmen okuduktan sonra belkide romanlarda az görülür derecede adam öldüren kötü adama saygının yanında büyük sevgi duyulur
aynı zamanda 70'li yılların çok ünlü çok-satar romanı. fransız yazar henri charriere'nin otobiyografik romanı, o yıllarda estirdiği fırtınayı, bu neslin daha sonraki nesle aktarımlarıyla da sürdürmüş ve özellikle de çok kitap okuyan bir grup söz konusu olduğunda mutlaka okunanlar ve paylaşılanlar listesinde yerini almıştır. yazar, gençken karıştığı adi bir suç olayı üzerine fransız guyana'sında yaşadığı ceza günlerini anlatır. bu günlerde tanıştığı louis vega ile yaşadığı dostluk ve kaçma girişimleri romanın merkezine oturur. son derece sürükleyici ve başarılı bir yapıt olduğu söylenebilir. hapishanenin kendine has gerçekliğini ve özgürlük duygusunun ne mene bir şey olduğunu aktarmak bakımından etkisi uzun süre geçmez. çevremdeki bazı kişilerin bu romanı döne döne tekrar okuduklarını bilirim.
roman 1974 yılında aynı adla (papillon) sinemaya uyarlandı. patton'un yönetmeni franklin j. schaffner'in yönetmenliğinde yazar henri charriere'yi steve mcqueen, dostu louis vega'yı ise dustin hoofman canlandırdı. film genelde roman kadar başarılı bulunmamış, oldukça sakin ilerleyen temposuyla yer yer sıkıcı olduğu düşünülmüştür. ama bu genel kanı filmi birkaç kez izleyince çoğunlukla değişir. sürekli değişen bir dünyada yaşasak da kelebek romanı ve filmi "özgürlük" ve adalet durumu üzerinde ilginç tespitlerde bulunan, yaşanmışlıklara dayandığı için de gerçekliği hakkında etkisini artıran yapıtlardır.
mcqueen'in hücre cezası aldığı sırada yaşadıkları ve oyunculuğu izlemeye değer. keza dustin hoofman'ın vega kompozisyonu da harikuladedir. ikili arasındaki dostluğun ise, filmde yeterince iyi vurgulanmadığını düşünüyoruz. roman bu açıdan çok daha etkili ve geniş. romandaki birçok bölümün, sahnenin ve kaçış girişiminin ise filme alınmadığını belirtelim.
yazar henri charriere, guyana'dan kaçmayı başardıktan sonra yaşamın son günlerinde bu kitap ve bahisler sayesinde zenginleşti. sonra bir de "banko" adıyla romanın devamını yayımladı.
işlemediği bir cinayetten ötürü müebbet kürek cezasına çarptırılan fransız bir mahkumun özgürlüğü için verdiği on üç yıllık mücadeleyi; hapishanede ve kaçışlarında yaşadığı inanılmaz deneyimleri anlattığı otobiyografi niteliğinde bir romandır.
bonus 6 uluslararası komedi filmleri festivali kapsamında yer almış, yönetmenliğini cansel elçin in yaptığı bir kısa film. şehirdeki park sorununu 'kurnazlık' yoluyla çözmeye çalışan bir adamın hikayesi. oyun yükü bu adamın üzerinde ve çok başarılı.
olgunların yamacında, şamanın karşında mini mini bir bardır kendileri..
sıkılmadan saatlerce oturabileceğiniz, patlayana kadar içebileceğiniz şirin abidedir..
çalan müzikler lokumsu bir tat bırakır teninizde..
mitolojiyi hayat felsefesi olarak benimsemiş tatlı dilli garsonunun oluş adında sevimli mi sevimli bir zıpırcığı mevcuttur..
gidilesi, götürülesi, içilesi, sevilesi mekandır...
papillon, uzak geçmişi avrupaya dayanan en eski köpek ırklarındandır. ilk başlarda cüce spaniel olarak tanınan bu köpek ırkı daha sonra oyuncak spaniel -continental toy spaniel- olarak tanınmaya başlanmıştır. 13. ve 15. yüzyıl italyan fresklerinde resmedildiği görülen bu ırkın gelişimi de yine bu tablolardan takipedilmiştir. soylular tarafından beslenilen ve kendi ırkıyla çiftleştirilmeye üzen gösterilen bu köpek italyanlar tarafından populer hale getirilmiş ve daha sonra fransızlar kendileri üstlenip ırkı mükemmel kılmışlardır.
uzun ipeksi tüylere sahip bu ırk göründüğü kadar narin değil aksine sağlıklı ve dayanıklıdır. diğer petlerle ve çocuklarla iyi anlaşabilmekte ve rahatça eğitilebilmektedir fakat bekçi ve koruma köpeği olarak kullanılamamaktadır.