palyaço *  

 sayfa  / 2
adana çık aradan

  1. orta çağ döneminde şaklabanlık soytarılık olarak başlayan,
    makyajlı suratları ile insanları eğlendirmeyi meslek edinmiş kutsal kişiler.
    ing: clown
    (azureel, 17.03.2004 23:48)
  2. özellikle kücük coçukların 'öcü' olarak tanıdığı genelde sirklerde calışan kadrolu elemanlar
    (bermuda, 18.03.2004 00:10 ~ 18.01.2005 13:42)
  3. insanların çocukluk yıllarında mutlaka bir sirke götürülüp tanıştırılmaları gereken ve çocukların hayatına renk katan "sanatçı".
    (r feynman, 18.03.2004 00:17 ~ 06.02.2005 14:26)
  4. stephen king'in "it" isimli kitabının baş kahramanının büründüğü kılık. tarih öncesi bir yaratık olan ve 30 senede bir periyodik olarak gelip kasabadaki çocukları öldüren karakterin nisbeten (!) sevimli görünümü.
    (harmony in the harmonica, 18.03.2004 00:40)
  5. çocukluk dönemim boyunca kendisini palyançov olarak telaffuz ettiğim ve bu yüzden ortamın maymunu olduğum zat,çocuklar için olan eğlence kişisinin adı
    (jamal, 30.04.2004 01:04)
  6. mcdonalds'ın hayvanıdır. doğumgünlerinde kasada bekleyen abilerden birini bunun kılığına sokup çocukları eğlendirmeye çalışırlar, maymun olurlar.
    (creepingdeath, 17.10.2004 15:10)
  7. belki de en zor mesleklerden biridir. içi kan ağlasa bile görevi insanları güldürmektedir. show must go on der sahneye çıkar ve işlerini yaparlar. genellikle toplumda pek saygın yerleri olmaz. ne de olsa palyaço boşver gitsin, altı üstü bir palyaço gii söylemlerle karşılaşırlar.
    oysa ki çocukların en sevdiği, çocukları en çok eğlendiren büyükler palyaçolardır. sirke gidildiğinde beklenen en büyük an, palyaçonun veya plyaço ailesinin sahneye çıkacağı andır. koskocaman ayakkabıları, boyalı suratları, rengarenk bonus perukları, koskocaman ve kırmızı burunları ve genellikle yakalarında duran su fışkırtan çiçekleriyle insanları eğlendirir durular.
    ha bir de palyaço kılıklı joker vardır ki o insanları pek eğlendirmez.
    (ascella, 03.02.2005 14:39)
  8. (bkz: bir palyaçonun gözyaşları)
    (varolmayan şövalye, 03.02.2005 15:05)
  9. hep,seneyede giyerim mantığında ayak numaralarından büyük numaralı ayakkabılar alan,bütçelerini pek bir düşünen emek insanlarıdır.

    (bkz: it)
    (sycrone one, 09.03.2006 13:55)
  10. turgut uyarın her okuyuşumda rakı şişesine saldırdığım gönlümün bam telini yerinden sızlatan müthiş şiiri..

    1.

    kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde
    kaç kilo çekerdi yalnızlık
    kaç kere ezildim altında
    yaz yağmurlarının

    belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
    her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
    hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize

    kim sevmezdi çiçekleri filan
    "ben sevmezdim" dedim, "yalan" dedi

    bunu palyaço söyledi,
    palyaço söyledi ben yazdım
    yazdım, yazmasam ağlayacaktım

    herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
    sırf bu yüzden mi ağladım
    alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz

    biraz birazdım her şeyden
    dün biraz sinirlenmiştim mesela
    yarın bir kadını seveceğim biraz
    biraz biraz kör oldum bügünlerde

    ama rakı kadehlerini boşaltmayın
    eksilmesin hiçbir şey
    hiçbir şeyden dahi olsa
    kalsın biraz

    2.

    umursamıyorum yılgınlığımı filan
    çünkü sessizce yaşanmalı her şey
    bir devrim sesszce olmalı mesela
    ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun

    bir palyaço neden yalan söylesin ki
    ben palyaço olsaydım söylemezdim
    marangoz olsaydım da söylemezdim
    ben insan olsaydım yalan söylemezdim!

    hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
    kaç kilo çeker ki bir palyaço
    hem neden yüzüme vuruyorsunuz
    bir çirkin ördek yavrusu olduğumu

    gocunmam ki ben, ben gocunmam
    bir palyaço ne kara gocunmazsa
    o kadar, o kadar gocunmam işte

    rakı doldurun! eksilmesin

    3.

    bitmedi, yazacağım daha
    yazmazsam ağlayacağım çünkü
    alçakça olacak biraz

    hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
    her sokakta biraz daha eksilirdik
    bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
    bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
    "duyamadım", derdim, "tekrar et!"
    sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
    sokaklar daha bir puslu
    palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
    ve ben daha bir alçak olurdum
    ağlardım biraz

    hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
    hatta kuyruğuma basma diyorum
    acıyor, tırmalarım,-
    diyorum

    kahrol, kahrol!
    diyorum

    4.

    geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
    korktum birden, kusacak gibi oldum
    "olur öyle" dedi palyaço,
    "herkes alçaktır biraz"
    "otur ulan!" dedim, bağırdım ona
    ben bazen bağırırım biraz

    "rakı doldur!" dedim, "eksilmesin!"
    ben bazen eksilirim biraz
    aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
    bunu sonradan öğrendim

    ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
    herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
    bunu da sonradan öğrendim

    örneğin;

    geçen gün bir kadınla seviştim
    biraz değil çok seviştim

    ya işte öyle palyaço
    diyorum ki,
    bunu da yeni öğrendim
    sevişmek de eksilmekmiş biraz

    5.

    kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan
    "ben sevmezdim" dedim, "yalan"
    dedi
    bunu palyaço söyledi
    palyaço söyledi, ben yazdım
    yazmasam, alçak olacaktım
    hem ben roman da yazdım biraz

    bazen diyorum ki, palyaço,
    sen olmasan ben ne yaparım
    alçakça eksilirim belki biraz
    her yağmur yağışında yerindi dibine girerim
    hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki
    ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi

    biraz biraz anlıyorum ki,
    yüzler eller, o terli vücutlar filan
    her şey plastikmiş biraz

    6.

    haydi sirtaki yapalım palyaço
    rakı doldur, yine eksildik biraz
    (hayatberbat, 29.05.2006 17:10)
  11. bütün sanatları lirik tabana oturtup liriklik adına her şekli deneyen avrupa'nın en lirik komedi-hüzün birleşimi iğrenç korkunç ve ürkütücü ürünü. kabus bu herifler.

    stephen king'i kutlarım bu açıdan, korku romanında kullanılabilecek en uygun karakter olmuş bence.
    (hell guardian, 28.08.2006 02:41)
  12. işi eğlendirmek olan meslek erbabları içerisinde, kendilerine her bakıldığında hüzün uyandırmayı başarabilenleri.

    yucko the clown'ı bu tanımdan tenzih ederim. zira kendisini nerde görsem ağzımdan bir adet orospu evladı çıkıyor belli belirsiz.
    (kuzudis, 30.01.2007 11:48 ~ 11:48)
  13. hattrick isimli güzide oyunda popüler bir oyuncu sıfatlı ve kaliteli liderlikli oyunculara verilen sıfat. takım ruhunda olumlu bir etkiye sahiptirler.

    ayrıca popüler ve yeterli liderlikli oyuncular da yarı palyaço olarak anılırlar.

    yazar notu: evet hayatım hattrick oldu.
    (sycrone one, 30.01.2007 11:51)
  14. koulrofobik insanların korktuğu kişiler.
    (saçmaladı yine bu, 30.01.2007 20:50)
  15. istiklal'de, imam adnan sokak'ta müzikleri çok güzel olan huzurlu mekan.
    (sirona, 19.02.2007 23:14)
  16. bizzat tecrübe ettiğim bir iş.

    bir dost tavsiyesi üzerine bir animasyon şirketine kayıt oldum. palyaçoluk kıyafetlerine bürünüp animasyon gösterilerinde bulunulacaktı.

    çok geçmeden bir doğumgününde görev almak üzere çağrıldım. görevim büyük: sindirella olmak. gülmeyin, palyaçoluk iş yelpazesi çok geniş bir alan. palyaço olabilirsiniz, sindirella olabilirsiniz, pamuk prenses olabilirsiniz, yüz boyayabilirsiniz...

    bu işte bir husus son derece önemli. çocukları sevmek. benim gibi sadece para ve deneyim için bu işe kalkışırsanız sonra muhtemelen bir daha bu işi yapmak istemeyeceksiniz.

    sihirli palyaçolar ltd.şti şirketime gidip külkedisinin mutasyona uğradıktan sonraki sindirella halini yansıtan, mor dağların prensesi kıvamında mosmor bir elbiseydi iş kıyafetim.

    daha 2 yaşına giren bir çocuğun doğumgünü partisinde sihirbaz partnerimle birlikte bir gösteri yapacaktık. ailesi, henüz 2 yaşında, daha doğumgününün bile ne anlama geldiğiğni kavrayamayacak kadar küçük çocuklarına boyundan büyük bir gösteri hazırlamıştı. sanki bu minimini yavrucak alt tarafı bir pastayla ve arkadaşlarıyla bir doğumgünü kutlansa üzülecekmiş gibi.

    suratımda üzerimdeki kıyafetin ve yüklendiğim prenses misyonunun etkisiyle koca bir gülücük hakim. sanki sindirellalar somurtamaz, kızamazmış gibi. çocuklarla yıldızı hiçbir zaman barışık olmayan biri için en fena kabus ise profosyenel partnerin ''çocuklara ilgilen'' komutuydu. mini mini yavrucakların yanına gidip yüz felci geçirmişçesine zorlama bir gülücükle ''merhaba tatlım, adın ne senin? kaç yaşındasın? hangi okula gidiyorsun?''gibi cevaplarıyla aslında hiç ilgilenmediğim ve sadece birkaç saniye içinde unutacağım konular hakkında onlarla muhebbet ettim.(tabi buna ne kadar muhabbet denilebilirse) yerinde durmayan hoppidi çocukları ise doğumgünlerinin ve envai çeşit partinin vazgeçilmez süsü balonla eğleştirmeye çalıştım.

    en nihayetinde görev sona erdiğinde sadece müthiş bir deneyim yaşamanın mutluluğu vardı içimde. yorgunluk, emeğimin karşlılığını tam alamamak, pek haz etmediğim halde çocuklarla ilgilenmek ve benzeri durumları gölgede bırakan müthiş bir deneyim. hani ölmeden önce yapılması gereken 100 şeyi sıralamaya kalksam bunu da sayardım. palyaço olmak. bu sayede farklı bir bakış açısı kazanmak. bir de o gözle etrafa bakmak.
    (muhabirkedi, 26.03.2007 23:14)
  17. özdemir asaf' ın sevdiğim bir şiiridir...

    ben birisini öldürecektim,
    ama kimi öldüreceğimi unuttum.
    ben kin güden bir kişi değilim..
    yazık, kimi güldüreceğimi unuttum.
    ben bunları size bir-bir anlatacaktım.
    ağlatırım korkusundan ağlayacaktım.
    (tunabaşar, 11.06.2007 22:37)
  18. rengarenk hayatlar,umutsuz gözler...
    mona lisa gibidir palyaço.hem gülen bir yüz,hem de içinde bilmediğiniz kadar acı saklayan ikinci bir yüz.aslında üzülebilir,ağlayabilir ama güldürmelidir.işte bu yüzden zor bi meslektir onlarınki.

    bir de taksim'de rıza sönmez e ait bir cafenin adı.içerdeki palyaço resimleri,cafenin duvarlarını süsleyen yazılarla da gayet hoş bi mekana dönüşmüş.
    (sophie, 11.06.2007 22:48 ~ 22:49)
  19. bendeniz küçükkene bi film seyretmiştim ya da çizgi filmdi pek net hatırlamıyorum şimdi. oyuncak bi palyaço artık lanetli miydi neydi orası muamma kalmış küçük aklımda; gözünden göz yaşı diye kan süzülüyordu böyle... filmin küçük kahramanı onu tavan arası gibi bi yerde bulmuştu. sonra olaylar gelişti ama ben yine hatırlamıyorum...
    neyse ne!.. ben o zamandan beri acaip tırsarım bu palyaço mevhumundan, hiç de sempatik gelmez ayrıca. bakınız palyaço resimlerine; zavallı bahtsız, çocuk olduğu halde ne kadar sevimsiz değil mi? evet sevimsiz; çünküm çok lazımmış gibi kaşını gözünü boyamışlar yavrunun. bi de kel.. yarebbim niye kel? zaten kellik yeteri kadar antipatik bi durum değil mi?

    şimdi sual bir: bunun doğrusu palyaço mu, palyanço mu?
    çünkü eğer doğrusu palyanço ise bendenizin gözünden bir kere daha düştüler. sanki çocuk gibi söyleyince duruma şirinlik katılabilirmiş gibi geliyor diye birilerinin benim gibi palyaço sevmeyenlere sempatik görünmek kaygısı ile uydurduklarını düşünüyorum bu n yi...

    sual iki: bu palyaçolarla eski zaman soytarıları arasında genetik bi bağ var mı? yani bunların atadedeleri kralın soytarıları olabilirler mi? eğer bu doğru ise +1 puan yazabilirim hanelerine. hani kralla enseye tokat olabilen bi tek soytarıları olur ya, kaypak adamlar ama sisteme karşı gelebilirler ya sempatim o yüzden...

    sual 3:yukarda bahsettiğim filmi seyreden var mı yoksam ben bi tarafımdan uydurdum da hatırlamıyor muyum?

    bi de tez ürettim üstünüze afiyet: biz yaratıcı zeka konusunda tavan yapmış bir millet olarak karagöz'ü palyaço ile bi kick boks ringine çıkarsak derim ben. hem karagöz'ün kolu bacağı oynak bi nevi x-men yani benim için kendisi kesin pataklar bu palyaçoları kanaatindeyim. hem karagöz daha komik değil mi? evet, daha komik.. saygı duyarım ben karagöz'e ve bu yüzden onunla asla senli benli konuşmam. konuşulmasından hazzetmem.
    saygıda kusur etmem, etttirtmem..
    (süpersonikorjindeli, 15.06.2007 00:34)
  20. üzerinde her türlü duygunun tanımlanabileceği nadır varlıklardan. acı, korku, hüzün, mutluluk, yalnızlık, doğum, ölüm, yas...v.s. ne kadar güzel, ne kadar acı...
    (eltaeb, 12.08.2007 01:50)
  21. odanın bir köşesinde duran kuklalarının canlanma potansiyeli vardır çocukların gözünde.
    (uçan tavuklar kümesi, 12.08.2007 01:56)
  22. bir süreden sonra içinde nefret olmasına karşın yüzündeki gülümsemeyi kaybetmeyen ama gözlerinden nefret kustuğu anlaşılan şahsiyetler...

    asla saygı görmemiş, dalgaya alınmış emek insanları...
    (karpuzsever, 12.08.2007 03:29)
  23. hep aklıma aziz nesin in şu hikayesi gelir kostümü giyip, makyajımı yapmaya başladığımda..kendi kendime anlatırım, içimden..

    doktor, der, hastayım, hayattan zevk alamıyorum. açlar aklıma geliyor, yemek yiyemiyorum. çıplaklar hatırıma geliyor, onlarla birlikte üşüyorum. her cinayette kendimi suçlu buluyorum. her katil bıçağının kabzasını sanki benim ellerim
    tutmuştur. her atılan kurşun benim kalbime saplanıyor. bütün bu toplumun suçları benim omuzlarıma yüklenmiş. artık gülmesini unuttum. doktor, hastasını omuzundan tutar, pencerenin önüne getirir, perdeyi aralar, parmağıyla karşı duvardaki afişi gösterir.bu afişte, bir sirk palyaçosunun reklamı vardır. azizim, der, su palyaçoyu görüyor musun? tavsiye ederim, her gece bu palyaçonun gösterilerine git. bütün kederini, elemini, derdini unutursun. gülmeyi, kahkahayı öğrenirsin. hayattan yeni baştan zevk almaya başlarsın. hasta başını eğer, doktor der, iste o palyaco benim!


    makyajım bitti..güldürülecek çok insan var!!
    (allahına kadar ateistim bacım, 17.09.2007 01:38 ~ 15:20)
  24. küçükken onlar kadar mutlu olmak istediğim, yüz ve saç renklerine,komik kıyafetlerine sempatiyle baktığım sevimli şahıslar .o zamanlar hiç farkedememiştim bir palyançonun boyasının altında bıraktığı hüzünleri,bana içten gelen gülüşlerinin yalancı olabileceğini.sonra anladım palyaçoların gülüşleri,dudaklarını çevreleyen ve yukarı doğru boyanan , onların yüzlerini güleç yapan boyalardan ibaret olduğunu.anladımki mutlukları,gülüşleri hep yalandı.daha o zamanlarda da anladım hayat da bir palyaçonun yüzündeki gülüş gibiydi.
    (aller anfang ist schwer, 21.03.2008 20:42)
  25. beyaz perdedeki resmi geçitleri için:
    http://www.sinemaestro.com/...
    (electro, 16.05.2008 12:46)
 sayfa  / 2