stephen king'in "it" isimli kitabının baş kahramanının büründüğü kılık. tarih öncesi bir yaratık olan ve 30 senede bir periyodik olarak gelip kasabadaki çocukları öldüren karakterin nisbeten (!) sevimli görünümü.
belki de en zor mesleklerden biridir. içi kan ağlasa bile görevi insanları güldürmektedir. show must go on der sahneye çıkar ve işlerini yaparlar. genellikle toplumda pek saygın yerleri olmaz. ne de olsa palyaço boşver gitsin, altı üstü bir palyaço gii söylemlerle karşılaşırlar.
oysa ki çocukların en sevdiği, çocukları en çok eğlendiren büyükler palyaçolardır. sirke gidildiğinde beklenen en büyük an, palyaçonun veya plyaço ailesinin sahneye çıkacağı andır. koskocaman ayakkabıları, boyalı suratları, rengarenk bonus perukları, koskocaman ve kırmızı burunları ve genellikle yakalarında duran su fışkırtan çiçekleriyle insanları eğlendirir durular.
ha bir de palyaço kılıklı joker vardır ki o insanları pek eğlendirmez.
kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde
kaç kilo çekerdi yalnızlık
kaç kere ezildim altında
yaz yağmurlarının
belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize
kim sevmezdi çiçekleri filan
"ben sevmezdim" dedim, "yalan" dedi
bunu palyaço söyledi,
palyaço söyledi ben yazdım
yazdım, yazmasam ağlayacaktım
herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
sırf bu yüzden mi ağladım
alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz
biraz birazdım her şeyden
dün biraz sinirlenmiştim mesela
yarın bir kadını seveceğim biraz
biraz biraz kör oldum bügünlerde
ama rakı kadehlerini boşaltmayın
eksilmesin hiçbir şey
hiçbir şeyden dahi olsa
kalsın biraz
2.
umursamıyorum yılgınlığımı filan
çünkü sessizce yaşanmalı her şey
bir devrim sesszce olmalı mesela
ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun
bir palyaço neden yalan söylesin ki
ben palyaço olsaydım söylemezdim
marangoz olsaydım da söylemezdim
ben insan olsaydım yalan söylemezdim!
hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
kaç kilo çeker ki bir palyaço
hem neden yüzüme vuruyorsunuz
bir çirkin ördek yavrusu olduğumu
gocunmam ki ben, ben gocunmam
bir palyaço ne kara gocunmazsa
o kadar, o kadar gocunmam işte
rakı doldurun! eksilmesin
3.
bitmedi, yazacağım daha
yazmazsam ağlayacağım çünkü
alçakça olacak biraz
hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
her sokakta biraz daha eksilirdik
bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
"duyamadım", derdim, "tekrar et!"
sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
sokaklar daha bir puslu
palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
ve ben daha bir alçak olurdum
ağlardım biraz
hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
hatta kuyruğuma basma diyorum
acıyor, tırmalarım,-
diyorum
kahrol, kahrol!
diyorum
4.
geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
korktum birden, kusacak gibi oldum
"olur öyle" dedi palyaço,
"herkes alçaktır biraz"
"otur ulan!" dedim, bağırdım ona
ben bazen bağırırım biraz
"rakı doldur!" dedim, "eksilmesin!"
ben bazen eksilirim biraz
aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
bunu sonradan öğrendim
ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
bunu da sonradan öğrendim
örneğin;
geçen gün bir kadınla seviştim
biraz değil çok seviştim
ya işte öyle palyaço
diyorum ki,
bunu da yeni öğrendim
sevişmek de eksilmekmiş biraz
5.
kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan
"ben sevmezdim" dedim, "yalan"
dedi
bunu palyaço söyledi
palyaço söyledi, ben yazdım
yazmasam, alçak olacaktım
hem ben roman da yazdım biraz
bazen diyorum ki, palyaço,
sen olmasan ben ne yaparım
alçakça eksilirim belki biraz
her yağmur yağışında yerindi dibine girerim
hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki
ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi
biraz biraz anlıyorum ki,
yüzler eller, o terli vücutlar filan
her şey plastikmiş biraz
6.
haydi sirtaki yapalım palyaço
rakı doldur, yine eksildik biraz
bütün sanatları lirik tabana oturtup liriklik adına her şekli deneyen avrupa'nın en lirik komedi-hüzün birleşimi iğrenç korkunç ve ürkütücü ürünü. kabus bu herifler.
stephen king'i kutlarım bu açıdan, korku romanında kullanılabilecek en uygun karakter olmuş bence.
bir dost tavsiyesi üzerine bir animasyon şirketine kayıt oldum. palyaçoluk kıyafetlerine bürünüp animasyon gösterilerinde bulunulacaktı.
çok geçmeden bir doğumgününde görev almak üzere çağrıldım. görevim büyük: sindirella olmak. gülmeyin, palyaçoluk iş yelpazesi çok geniş bir alan. palyaço olabilirsiniz, sindirella olabilirsiniz, pamuk prenses olabilirsiniz, yüz boyayabilirsiniz...
bu işte bir husus son derece önemli. çocukları sevmek. benim gibi sadece para ve deneyim için bu işe kalkışırsanız sonra muhtemelen bir daha bu işi yapmak istemeyeceksiniz.
sihirli palyaçolar ltd.şti şirketime gidip külkedisinin mutasyona uğradıktan sonraki sindirella halini yansıtan, mor dağların prensesi kıvamında mosmor bir elbiseydi iş kıyafetim.
daha 2 yaşına giren bir çocuğun doğumgünü partisinde sihirbaz partnerimle birlikte bir gösteri yapacaktık. ailesi, henüz 2 yaşında, daha doğumgününün bile ne anlama geldiğiğni kavrayamayacak kadar küçük çocuklarına boyundan büyük bir gösteri hazırlamıştı. sanki bu minimini yavrucak alt tarafı bir pastayla ve arkadaşlarıyla bir doğumgünü kutlansa üzülecekmiş gibi.
suratımda üzerimdeki kıyafetin ve yüklendiğim prenses misyonunun etkisiyle koca bir gülücük hakim. sanki sindirellalar somurtamaz, kızamazmış gibi. çocuklarla yıldızı hiçbir zaman barışık olmayan biri için en fena kabus ise profosyenel partnerin ''çocuklara ilgilen'' komutuydu. mini mini yavrucakların yanına gidip yüz felci geçirmişçesine zorlama bir gülücükle ''merhaba tatlım, adın ne senin? kaç yaşındasın? hangi okula gidiyorsun?''gibi cevaplarıyla aslında hiç ilgilenmediğim ve sadece birkaç saniye içinde unutacağım konular hakkında onlarla muhebbet ettim.(tabi buna ne kadar muhabbet denilebilirse) yerinde durmayan hoppidi çocukları ise doğumgünlerinin ve envai çeşit partinin vazgeçilmez süsü balonla eğleştirmeye çalıştım.
en nihayetinde görev sona erdiğinde sadece müthiş bir deneyim yaşamanın mutluluğu vardı içimde. yorgunluk, emeğimin karşlılığını tam alamamak, pek haz etmediğim halde çocuklarla ilgilenmek ve benzeri durumları gölgede bırakan müthiş bir deneyim. hani ölmeden önce yapılması gereken 100 şeyi sıralamaya kalksam bunu da sayardım. palyaço olmak. bu sayede farklı bir bakış açısı kazanmak. bir de o gözle etrafa bakmak.
ben birisini öldürecektim,
ama kimi öldüreceğimi unuttum.
ben kin güden bir kişi değilim..
yazık, kimi güldüreceğimi unuttum.
ben bunları size bir-bir anlatacaktım.
ağlatırım korkusundan ağlayacaktım.
rengarenk hayatlar,umutsuz gözler...
mona lisa gibidir palyaço.hem gülen bir yüz,hem de içinde bilmediğiniz kadar acı saklayan ikinci bir yüz.aslında üzülebilir,ağlayabilir ama güldürmelidir.işte bu yüzden zor bi meslektir onlarınki.
bir de taksim'de rıza sönmez e ait bir cafenin adı.içerdeki palyaço resimleri,cafenin duvarlarını süsleyen yazılarla da gayet hoş bi mekana dönüşmüş.
bendeniz küçükkene bi film seyretmiştim ya da çizgi filmdi pek net hatırlamıyorum şimdi. oyuncak bi palyaço artık lanetli miydi neydi orası muamma kalmış küçük aklımda; gözünden göz yaşı diye kan süzülüyordu böyle... filmin küçük kahramanı onu tavan arası gibi bi yerde bulmuştu. sonra olaylar gelişti ama ben yine hatırlamıyorum...
neyse ne!.. ben o zamandan beri acaip tırsarım bu palyaço mevhumundan, hiç de sempatik gelmez ayrıca. bakınız palyaço resimlerine; zavallı bahtsız, çocuk olduğu halde ne kadar sevimsiz değil mi? evet sevimsiz; çünküm çok lazımmış gibi kaşını gözünü boyamışlar yavrunun. bi de kel.. yarebbim niye kel? zaten kellik yeteri kadar antipatik bi durum değil mi?
şimdi sual bir: bunun doğrusu palyaço mu, palyanço mu?
çünkü eğer doğrusu palyanço ise bendenizin gözünden bir kere daha düştüler. sanki çocuk gibi söyleyince duruma şirinlik katılabilirmiş gibi geliyor diye birilerinin benim gibi palyaço sevmeyenlere sempatik görünmek kaygısı ile uydurduklarını düşünüyorum bu n yi...
sual iki: bu palyaçolarla eski zaman soytarıları arasında genetik bi bağ var mı? yani bunların atadedeleri kralın soytarıları olabilirler mi? eğer bu doğru ise +1 puan yazabilirim hanelerine. hani kralla enseye tokat olabilen bi tek soytarıları olur ya, kaypak adamlar ama sisteme karşı gelebilirler ya sempatim o yüzden...
sual 3:yukarda bahsettiğim filmi seyreden var mı yoksam ben bi tarafımdan uydurdum da hatırlamıyor muyum?
bi de tez ürettim üstünüze afiyet: biz yaratıcı zeka konusunda tavan yapmış bir millet olarak karagöz'ü palyaço ile bi kick boks ringine çıkarsak derim ben. hem karagöz'ün kolu bacağı oynak bi nevi x-men yani benim için kendisi kesin pataklar bu palyaçoları kanaatindeyim. hem karagöz daha komik değil mi? evet, daha komik.. saygı duyarım ben karagöz'e ve bu yüzden onunla asla senli benli konuşmam. konuşulmasından hazzetmem.
saygıda kusur etmem, etttirtmem..
üzerinde her türlü duygunun tanımlanabileceği nadır varlıklardan. acı, korku, hüzün, mutluluk, yalnızlık, doğum, ölüm, yas...v.s. ne kadar güzel, ne kadar acı...
hep aklıma aziz nesin in şu hikayesi gelir kostümü giyip, makyajımı yapmaya başladığımda..kendi kendime anlatırım, içimden..
doktor, der, hastayım, hayattan zevk alamıyorum. açlar aklıma geliyor, yemek yiyemiyorum. çıplaklar hatırıma geliyor, onlarla birlikte üşüyorum. her cinayette kendimi suçlu buluyorum. her katil bıçağının kabzasını sanki benim ellerim
tutmuştur. her atılan kurşun benim kalbime saplanıyor. bütün bu toplumun suçları benim omuzlarıma yüklenmiş. artık gülmesini unuttum. doktor, hastasını omuzundan tutar, pencerenin önüne getirir, perdeyi aralar, parmağıyla karşı duvardaki afişi gösterir.bu afişte, bir sirk palyaçosunun reklamı vardır. azizim, der, su palyaçoyu görüyor musun? tavsiye ederim, her gece bu palyaçonun gösterilerine git. bütün kederini, elemini, derdini unutursun. gülmeyi, kahkahayı öğrenirsin. hayattan yeni baştan zevk almaya başlarsın. hasta başını eğer, doktor der, iste o palyaco benim!
küçükken onlar kadar mutlu olmak istediğim, yüz ve saç renklerine,komik kıyafetlerine sempatiyle baktığım sevimli şahıslar .o zamanlar hiç farkedememiştim bir palyançonun boyasının altında bıraktığı hüzünleri,bana içten gelen gülüşlerinin yalancı olabileceğini.sonra anladım palyaçoların gülüşleri,dudaklarını çevreleyen ve yukarı doğru boyanan , onların yüzlerini güleç yapan boyalardan ibaret olduğunu.anladımki mutlukları,gülüşleri hep yalandı.daha o zamanlarda da anladım hayat da bir palyaçonun yüzündeki gülüş gibiydi.