televizyonda program da yapan, gazetedeki köşesinde ise lafını esirgemeyen ve farklı bakış açısını yansıtan yazılarıyla ilgi odağı olan zat-ı muhterem. ayrıca burcu güneş'in "çüş oldum" olayının başrol oyuncularındandır.
birde demezler mi neden hala bekarsın diye?
sanki aşık olunacak adamlar sıraya girmiş bekliyorlar. nerde gözümüze görünür görünmez ayağımızı kesecek adamlar..tabii ki yoklar.
kimi yakışıksız,
kiminin cinsel tercihi sizinle aynı
kimi sizi beğnmez,
kimini sizin içiniz almaz
çoğu ise uzak diyarlarda evli barklı
ortalık ucuzluğun son günlerindeki mağaza misali,iyiler seçilmiş...
o halde düşün partnersizlikten dogan mecburi aşksız yılları
geriye ne kalır?
onca boyanma,
onca giyinme,
onca gözyaşı
onca sitem,
onca kırıtma,
onca hengame,
ıki senelik kalp çarpıntısı için
ayol ne yapar ne eder; misal günde üç beş bardak fazla çay içer o çarpıntıyı yaratırım ben....
üretimi olmadan ahkam kesen insanların önde gidenidir bu sözüm ona kadın yazar.gora filmini eleştirisini okuduğumda güleyim mi yoksa sinirden delireyim mi ikilemine düşmeme sebebiyet vermiş , üretmeden bok atmak konusundaki başarısından dolayı kendisine olumsuz bakmama vesile olmuştur."böyle yapmamalıydın cem","sana stand-up yapmana izin verdik cem" , "bu filmi yapmamalıydın cem" ... cem cem cem , anasını satayım sanki amcasının oğlu .sadece küfür var diye bir filmi eleştirecek kadar dar kafalı , küfürün arkasına sığınarak bir kişinin başarısını kıskandığını dile getiremeyecek kadar da samimiyetsiz bir insan.ama bunun gibilerden çok var zaten , üstüne gitmemek lağzım , günah keçisi olmasın.
- hadi yavrum toparlanıyoruz. terliklerini giy.
+ ya benim güneş yağım nerede?
- ordaydı. havlunun altına bak. off ya pakize nerde?
+ pakize suda. gelmeye de niyeti yok.
- kızım hadi çık artık gidiyoruz biz.
kadınların aldattıkları zaman senaryo bulmaya çalışarak komik duruma düşmektense, "aslanlar gibi" itiraf ederek "aslanlar gibi" sonuçlarına katlanacaklarını söyleyerek; utançtan yerin dibine girilecek aşağılık bir olayın öznesini yüceltmeye varacak kadar dengesiz bir yazar taslağı.
ismini duyduğum anda pakize evde.kezban romada gibi saçma şeylere çağrışım yaptıran tardu flordun ve pınar altuğla davetsiz misafir adlı dizide oynamışlığı olan sarışın yazarımsı kişilik.
pakize suda ve saba tümer in programına geçen hafta bir gün yavuz bingöl konuktu. telefonla yayına yavuz bingölün nişanlısı burcu kara bağlandı. pakize sudayla aralarında konuşurlarken konu evlilik ,çocuk meselelerine geldi.
herhalde burcu kara bir röpörtajında afrikalı çocuk evlat edinmek istiyoruz demiş. pakize suda bunu soruyor :
- evlat edinecek misin gerçekten?
burcu kara istediğini , evlenince gerçekleştireceğini söylüyor. ve pakize suda bombayı patlatıyor;
-ay gidersen oralara bi tane de bana getir , ben de istiyorum onlardaaaaan!
sanki burcu kara pazara gidiyor, etek alacak, pakize hanım da ''istiyo bi taneeeee''. çok tatlı oluyorlarmış böyle'' dudakları köfte köfte''.ya da anlaşılan afrikaya giden bir arkadaşından hediyelik eşya ister gibi istiyor bu çocuklardan bi tane .
ağzı olan konuşursa ,hatta bir de program yaparsa böyle olur işte. millet de oturur , her saniye açlıktan birkaç bireyi daha ölen bir toplumun çocukları üzerinden geyik yapılmasını izler .
dobralıkla kendini bilmezlik arasındaki kalın çizgide dengede duramayan insan müsveddesi. bunun birkaç yazısını okumuş, bir programını* hasbel kader izlemiş biri olarak arto kadar bile insanlığının kalmadığını gözlemlediğimi belirtebilirim. artı kendini çıtır zannediyor, o konuya hiç girmek istemiyorum.
topmodel yarışmasında * birkaç dakika önce anlattığı sahnede düşme hadisesi, show yapayım derken başına gelen talihsiz jüri üyesi. ya çok kurnaz olduğunu düşündü ya da çok saf olduğumuzdan emindi. oldukça sevilen ama reklam kokan tavırlar bunlar dedirten samimi kişi. *
topmodel yarışmasında deniz akkaya'ya sürekli laf soktuktan sonra ve zannedersem deniz'in içten içe ettiği ahların tutması sonucu, podyumda yere yapışan insandır bu. içimizi burkmuştur düşüşü ama kadındaki hırs takdir edilesidir,yılmamıştır düşse de inatla yürümüştür.
kendi programında bu konuya girmeyelim deniz akkaya yı g*t etmiş şahıs. diyalog şu şekildedir hatırladığım kadarıyla:
deniz akkaya: sen okan bayülgenle çalışa çalışa aynı onun gibi olmuşsun
pakize suda: ben okan la ekranların karşısındaçalıştım deniz sen nerde çalıştın?
pakize suda'ya göre aşık olmak
tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak...
evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz...
sokağa fırlayacaksınız...
sokaklar da dar gelecek...
tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi...
ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü...
kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz...
birileri size bir şeyler anlatacak durmadan...
"önemli olan sağlık."
"yaşamak güzel."
"boşver, her şey unutulur."
siz hiçbirini duymayacaksınız...
gözyaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz.
o'ndan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz...
hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz...
"ölüme çare bulundu" ya da "yarın kıyamet kopacakmış" deseler başınızı kaldırıp "ne dedin?" diye sormayacaksınız...
yalnız kalmak isteyeceksiniz...
hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...
ikisi de yetmeyecek.
geçmişi düşüneceksiniz... neredeyse dakika dakika...
ama kötüleri atlayarak...
onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz...
gittiğiniz yerlere gitmek...
bu size hiç iyi gelmeyecek... ama bile bile yapacaksınız.
biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız...
aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz.
hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz...
aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz...
herkesi ona benzetip...
kimseyi onun yerine koyamayacaksınız...
hiçbir şey oyalamayacak sizi...
ilaçlara sığınacaksınız... birkaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan...
sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren...
bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek...
boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz...
uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
sabahı iple çekeceksiniz... bazen de "hiç güneş doğmasa" diyeceksiniz.
ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler...
ölmeyi isteyip, ölemeyeceksiniz...
belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz...
nafile... düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz...
her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz...
telefonun çalmasını bekleyeceksiniz... aramayacağını bile bile...
her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek... ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla...
yüreğiniz burkulacak...
canınız yanacak...
bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz.
hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden...
onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız...
defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz...
yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz... onunla hiçbir anınızın olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...
ama bir umut... onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu... bu umut sizi gitmekten alıkoyacak...
gel gitler içinde yaşayacaksınız...
buna yaşamak denirse...
*
razı mısınız bütün bunlara?
hazır mısınız sonunda ölüp ölüp dirilmeye?
o halde áşık olabilirsiniz.