saltanatı kötülemek ve saltanata geri dönüşü engellemek amacı ile yurdunu satan padişah moduna sokulan padişah, ki kendisi milliyetçi falan değildir, imparatorluğun selametini ingilizlerin yerine getirebilir isteklerini yapmakta görür. direniş hareketlerine karşı gibi gözüksede bu ingilizlerin gözünü boyama amacında yaptığı birşeydir, atatürk'e fiilen verdiği bir destek olmasa bile ona yine fiilen engel olmaması bir yardım olarak sayılabilir.
kendisiyle ilgili * en güzel tespiti ilber ortaylı hoca yapmıştır. yazısından alıntıyla sıralayalım:
· son padişah istanbul'a dahi hükmedemez ve osmanlı mülkünün yediği darbede de kimse onun fikrini sormamıştır. anadolu savaşının önderlerinin idam fetvasına göz yummak dışında da önemli bir hatası olduğunu söyleyemiyoruz.
· gene kuvayı milliye'ye karşı örgütlenen birlikler ondan çok damat ferit hükümetinin ingilizlerle işbirliğinin eseridir. hanedan damadı olan bu ahmak politikacıya kısa sürelerle de olsa görev vermek, padişah'ın diğer önemli hatasıdır.
· bir kavmin siyasi trajedisi bu kadar kolay bir şekilde çözümlenemez. padişah artık mukadder yıkımı kabul etmiş ve bir iç savaştan kaçınmak için türkiye'yi terk etmiştir. zaferi kutlamadığı görülüyor. aksine bir gözlem ortaya çıkmadıkça, bu da bir hatadır.
· vahdeddin ve atatürk karşı karşıya gelmişlerdir. ama dost oldukları zaman da vardır. kim ne derse desin son padişah hazineyi soyup gitmedi. gittiği yerlerde de türkiye devleti aleyhinde faaliyette bulunmadı, söz söylemedi. bu sürgündeki hanedanın bir ananesi ve takdire değer tavrıdır. bunları da bilmek gerekir.
haindir.*vatandan kaçtıktan sonra vatana karşı bir hareketi yoktur görüşü, vatanda ikamet ederken vatana karşı hareketlerini savunmaktan uzaktır.
hainliğine itiraz eden de bir çok görüş sunulabilir, bu görüşler ise acizliğini savunmaktan uzaktır.
acizliğine pek çok örnek verilebilecekken basiretini kanıtlayan örnek bulmak çölde kutup ayısı bulmak kadar zordur ki bulanların bu başarılarına karşı alabilecekleri tatmin seviyesi ancak şanssız bedeviler kadar olacaktır.
basiretsiz,aciz olmayan padişahlara örnek olması için:
(bkz: fatih sultan mehmet)
mustafa kemal atatürk henüz bir yüzbaşıyken kendisinin yaverliğini yapmıştır bir avusturya gezisinde. o zamanalar vahdettin daha prens, sağlık sorunları var, tek guvendiği subay da mustafa kemal bey. kızını verme ihtimali varmış sarayın sarı gül'üne. yani az daha damat mustafa kemal paşa olacak damat ferit'in yerine. atatürk'ün dünyadaki diğer devrim örneklerde olanın aksine boynunu vurdurmayıp sürgüne yollamasının sebebi bu eski yakınlık der bazı tarihçiler. tek hatası, atatürk tarafından da hıyanet olarak algılanan serv anlaşmasını imzalaması olayıdır. ama kızmıyorum kendisine, benim de başımda silah olsa ben de imzalardım belki de.
son osmanlı pâdişâhı ve islâm halîfesi. sultan birinci abdülmecîd hanın oğullarının en küçüğüdür. annesi gülistû sultan’dır. 2 şubat 1861 târihinde doğdu. çok küçükken anne ve babasını kaybetti. ağabeyi ikinci abdülhamîd han tarafından büyütülüp, himâye edildi. çok zekî olup fıkıh bilgisinde pek ileriydi. 4 temmuz 1918’de ağabeyi sultan reşâd’ın vefât ettiği gün pâdişâh ve halîfe oldu. saltanata geçtiğinde ordu ve donanmaya bir hatt-ı hümâyun göndererek başkomutanlığı üzerine aldığını bildirdi. enver paşanın başkumandan vekili ünvânını başkumandanlık kurmay başkanı şekline çevirdi. tahta geçişi dolayısıyla hazırlanan hatt-ı hümâyunda pâdişâh: kabinede adâletin dağıtımı ve güvenliğin sağlanması husûsunda daha fazla gayret harcanmasını, zarurî gıdâ maddelerinin ucuzlatılması için acele tedbir alınmasını, üretimin arttırılmasını, siyâsî suçluların af edilmesini, savaş bölgesi dışındaki sıkıyönetimin kaldırılmasını, devlet hizmetinde çalışacak olanların nâmuslu kimselerden seçilmesini, kânûnî bir sebep olmadıkça kimsenin işinden uzaklaştırılmamasını istedi. (ali fuat türkgeldi. görüp işittiklerim, s. 156)
bu istekler ve yeni icraatı pâdişâhın devlet işlerinde ve memleket meselelerinde aktif bir yol tutacağının açık bir deliliydi. ancak bu sıralarda birinci dünyâ savaşının korkunç neticeleri alınmak üzereydi. nitekim 30 ekim 1918’de mondros mütârekesi imzâ edilerek, birinci dünyâ harbi, mağlubiyetimizle bitti.
mütârekeye imzâ koyan delegeler, 10 kasım 1918’de saraya arz-ı tâzim için geldiklerinde pâdişâh bunları kabul etmedi. mütârekeden hemen sonra osmanlıları birinci dünyâ savaşına sokan talât, enver ve cemâl paşalar 3 kasımda yurt dışına kaçtılar. 24 kasım 1918’de pâdişâh daily mail gazetesi muhâbirine beyânat verdi. daha sonra times gazetesi’nde de yayınlanan bu beyânatta, osmanlıların dünyâ savaşına girmeleri sorumluluğunu ittihat ve terakki fırkasına yüklüyor, bu sûretle felâkete onları sebep gösteriyordu. bu beyânatında: “osmanlı devletinin harbe katılması âdetâ bir kazâ neticesidir. eğer siyâsî vaziyetimizle coğrafî durumumuz ve millî menfaatlarımız ciddî sûrette nazarı dikkate alınsaydı, vukû bulan teşebbüsün aslâ mâkul olmadığı açıkça anlaşılırdı. maalesef o zamanki hükûmetin basiretsizliği bizi bu bâdireye sürükledi ve felâketimize sebep oldu. eğer ben makam-ı saltanatta bulunsaydım, bu elim vak’a katiyyen husûle gelmezdi.” demiştir.
neticede ittihatçı liderlerin baskısından kurtulan sultan vahideddîn’in elinde ancak düşmanlara teslim edilmiş bir milleti idâre etmek kaldı.
16 mart 1920’de istanbul itilâf devletleri tarafından işgâl edildi. yunanlılar izmir’e, italyanlar güneybatı, fransızlar da güney anadolu’ya girdiler. vahideddîn han 11 mayıs 1920’de düşmanların hazırladığı ve anadolu’nun işgâlini ihtivâ eden sevr antlaşmasını bütün baskılara rağmen imzâlamadı. osmanlı ordusu tamâmen lağvedildi. medîne muhâfızı fahri paşa, on ikinci ordu kumandanı ali ihsan paşa ve harbiye nâzırı mersinli cemâl paşa gibi değerli kumandanlar malta’ya sürüldüler. yalnız pâdişâhın şahsını korumak için, yedi yüz kişilik maiyyet-i seniyye kıt’ası bırakıldı. sultan bu taburu, ayasofya etrâfındaki sipere sokup câmiye çan takmak veya müze yapmak isteyenlere ateş ediniz emrini verdi.
işgâl altındaki istanbul’dan vatanın kurtarılamayacağını anlayan vahideddîn han, güvendiği kumandanları anadolu’ya göndermek istedi. ancak bunlar; “dünyâya karşı harp edilmez. bu iş olmaz.” diyerek gitmeyi reddettiler. sultanın, kurtuluşun anadolu’dan gerçekleşeceğine ümidi tamdı. bir ara kendisi gitmeyi düşündüyse de ingilizler; “eğer anadolu’ya geçersen istanbul’u rumlara işgal ettirir, taş üstünde taş bırakmayız.” diyerek engellediler. bunun üzerine bir gün saraya çağırdığı mustafa kemâl’i; “paşa, paşa! şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. bunları unutun. asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. devleti kurtarabilirsin.” sözlerinden sonra, büyük yetkilerle anadolu’ya gönderdi.
vahideddîn han, bundan sonra istanbul’daki işgâl kumandanlarını oyalamak ve anadolu’daki mücâdeleyi gözden uzak tutmak için türlü siyâsî gayretler içine girdi. fakat ingilizler de türk birliğini parçalamak için pâdişâh aleyhine çalışmaktan geri kalmadılar ve aleyhinde kampanya başlattılar. yegâne arzuları pâdişâhı milletin gözünden düşürmekti. nitekim bunda ısrar eden istanbul’daki ingiliz işgâl kuvvetleri, 17 kasım 1922 cumâ günü halîfeyi baskı ve silah zoruyla dolmabahçe sarayından motora alarak malaya harp gemisine bıraktı. bu gemi, son osmanlı pâdişâhı ve islâm halîfesini, ingilizlerin türk aydınlarını sürdükleri malta adasına götürdü. vahideddîn han, acı ve sıkıntı içinde geçen bir sürgün hayâtından sonra, 16 mayıs 1926’da italya’da vefât etti. cenâzesi şam’a getirilerek sultan selim câmii kabristanına defnedildi.
vahideddîn han, çok akıllı ve çabuk kavrayışlıydı. arada sultan reşâd olmayıp da, ikinci abdülhamîd handan sonra tahta çıksaydı, ittihat ve terakki hükûmetinin hatâlarını önleyecek, felâketlerin önüne geçecek kudret ve idâre sâhibiydi. mala, dünyâya düşkün olmadığı güzel ahlâklı ve eşi az görülebilecek kadar fazla nâmuslu olduğu vesîkalarda göze çarpmaktadır. çok sevdiği vatanından koparken yanında şahsî ve pek cüz’î mal varlığından başka bir şey götürmediği, ayrılmasının üzerinden henüz dört yıl geçmeden vefâtında kasaba, bakkala ve fırına olan borçlarından dolayı 15 gün tabutunun kaldırılmamış olmasından da anlaşılmaktadır.
vahiddedîn hanın vatanının ve milletinin uğradığı felâketler karşısında neler düşündüğü ve neler hissettiği kayıtlara geçmiş şu hadîseden çıkarılabilir. 1919 senesi ramazanında bir sabah yıldız sarayında yangın çıkar. kısa zamanda büyüyen alevler, sultanın geceleri kaldığı dâireyi de sarar. o geceyi tesâdüfen cihannümâ köşkünde geçirmiş olan vahideddîn, yangını haber alınca, üzerine pardesüsünü giyerek dışarı çıkar. köşkün önünde hiç telaş göstermeden yangını seyrederken çevrede ağlayanları görünce gözleri yaşararak; “benim vatanım ateş içinde, onun yanında bunun ne kıymeti var.” demekten kendini alamaz.
www.turksultans.com
- bir kere islamcı ne demektir o da ayrı bir tartışma konusudur. hristiyancı veya yahudici diye bir terim varsa beri gelsin.
- insanlar tarihteki bir olay veya kişi için sanki orda bulunmuş gibi bu kadar kesin bir dille nasıl olur da konuşur ve nasıl olur da üzerine yeni yeni eklemeler yaparak ruhsal çözümlemelerde bulunabilir bunu hiç anlayamam. bırakın tarihi günümüz meseleleri için bile bu kadar kesin konuşmak su götürmez bir şekilde yanlıştır.
(örneğin türban/baş örütüsü/eşarp... giyenlerin alayı tarikatçıdır diyen kişi her birinin zihnini mi okudu, tek tek takip edip hayatlarını kayda mı aldı, hiç gidip birine sordu mu, yoksa sadece oturma uzvundan mı tahmin ediyor bunları)
- insanlar neden karşı tarafın üstüne "laf koymak, alt etmek" adına saçma sapan laflar eder anlamış değilim. savunmak veya çürütmek için söyleyen iyi kötü bütün sözleri bir anlık gazla cahilce çıkaran kişiler bunun hemen anlaşıldığının farkında değiller mi acaba?
-
-
-
gelelim padişah vahideddin'e... hakkında anlatılan her türlü anı, kayıt ve sözler istenildiği gibi yorum yapılmaya müsaittir. örneğin yıldız sarayı'nda bile gidip ilgili belgelerini görebileceğiniz şu meşhur atatürk-vahideddin konuşmasını ben şimdi oturup istediğim tarafı övmek için ayrı ayrı yorumlayabilirim:
1- vahideddin atatürk'e anadolu'ya gitme görevini vererek atatürk'ün yüksek potansiyelini kendi dehasıyla önceden sezmiş ve mustafa kemal'i ilerinin kurtarıcısı olacak yola yollamıştır. o olmasaydı kesinlikle bu ülke kurtarılamayacak ve biz sevr'e göre ankara çevresindeki küçücük yerde kalacaktık. zaten kısa zamanda orayı da hallederlerdi. yani vahideddin atatürk'ü yaratmış ve canını tehlikeye atarak itilaf kuvvetlerinin bütün engellemelerine karşın cesurca onu anadolu'ya yollamıştır. ardından da zaten itilaf devletlerinin büyük zorlaması olacağından ve kendisini atatürk'e karşı eylemler yapmaya sevkedeceklerinden de ülkesinin selameti için sürgüne gitmeye, acılar içinde devletten zerre kadar yardım almadan onurlu şekilde ölmeye razı olmuştur.
2- vahideddin atatürk'e anadolu'ya gitme görevini atatürk'ün muhteşem dehasının isteği üzerine ona sağlamıştır. çünkü bu köle ruhlu insan artık çaresiz kaldığı için ve karşısında milletin büyük önderi olabilecek yücelikteki insanın tek seçenek olmasından dolayı bir anlamda kendi zavallı kafasında denizde yılana sarılmıştır. güç bela mustafa kemal'in eline tutuşturduğu kağıttan sonra yine de o köle ruhunu dizginleyememiş ve orada oturup ülkesini koruyacağı, diplomatik mücadele vereceği halde kaçıp gitmiş ve bizi satmıştır. yüce önder ise tek başına mücadele vermiştir. aynı zamanda vahideddin'in yol açtığı bu zayıflık yüzünden itilaf devletlerinin ülkeye yayılması kolaylaşmıştır.
eee, şimdi ne yapacaksınız bakalım. hangisi doğru, hangisi gerçekçi.. ikisi de değil tabii ki. nasıl karar verilebilir ki. orada elbet bir şeyler var ama yılların profesörleri, bu işe hayatını adamış insanları bile "dur bi dinleyelim, bir açık kapı bırakalım" üslubuyla karşı fikre açık bir biçimde kesinlik olmadan konuşuyorlarken bir kaç yeni yetme öğrenci nasıl böyle karar verebilir. öyle bok atmayla ya da övmeyle olmaz bu işler. yıllarınızı verdiniz mi bakalım?
insanların kafasının içinden geçenleri nasıl olur da bu kadar emin bir şekilde bilebilirsiniz, emin olan insan süzme salaktır!! bırakın bu lise tarih kitaplarında bize anlatılan safsatalara inanmayı. biraz saygılı ve araştırmacı olun. nasıl diliniz varıyor bu kadar emin konuşmaya, yalan söyleyip insanları yanlış yerlere sevkediyorsunuz.
bütün bu konuşmaları dikkate alarak;
- şimdi benim fikrime bakarsak, bence bu şahsiyet hain olamaz, sonuna kadar ülkesine elindeki imkanları kullanıp katıkıda bulunmuş biridir. (tabi ben de yukarıdaki sözlerim uyarak diyorum ki bu %100 kesin olamaz)
son osmanlı padişahı sultan vi. mehmed vahdeddin han'a, "altıncı mehmed sözündeki"altıncı kelimesinden kinaye olarak ''altın seven adam manası çıkartılarak ithamlarda bulunulmuştur.
halbuki sultan vahdeddin han'ın, hayatının tehlikeye girmesinden dolayı memleketinden ayrılmak zorunda kaldığında şahsi mirası mahiyetinde babasından intikal eden bütün serveti beraberinde götürme imkanı varken, dasitani bir namusluluk örneği göstererek bu serveti hazine-i hümayun'a göndermiştir.
italya'da geçirdiği fakr-u zururet içindeki bir hayattan sonra 1926 yılında san remo'da vefat ettiği zaman 120.000 lira borcu kaldığı için alacaklıları tarafından tabutuna haciz konulmuştur. tahnit edilmiş cesedinin, kızı sabiha sultan'ın bu parayı binbir güçlükle temin etmesinden sonra şam'a naklolunarak yavuz sultan selim camii avlusuna defnedilmiştir.
ayrıca şöyle bir cömerliği daha vardır bu devletini herkesten çok seven insanın;
osmanlı ordusunun silahlarının elinden alındığı, düşman filolarının çanakkale boğazı'nı aşıp istanbul'a dayandığı felaketli bir dönemde halife sıfatıyla osmanlı tahtına oturan sultan vahdeddin'in, osmanlı askeri olarak, şahsını korumak için bırakılmış olan biricik taburu ayasofya camii'ne göndererek:
"aziz istanbul''un fethinin sembolü olan ayasofya'ya çan takmak isteyenlere ateş ediniz!... " emrini vermiştir.
hakkındaki inanılmaz girileri okudukça "gençliğe hitabe"nin ne kadar da öngörülü olduğunu hatırlatan adam.vatanı satanların aslında kötü insanlar olmadığı söylemleri halka alıştırılarak, çok önceden düğmesine basılan ve yakında gerçekleşecek bir oyun için zemin mi hazırlanıyor?
hain olup olmamasının niçin bu kadar milleti gerdiğini anlamadım padişah.zaten hiç gücü kalmamıştı en büyük hain veya en büyük bağımsızlık savaşçısı olsa ne yazar?
cumhuriyeti meşru kılmak için saltanatın son temsilcisi olan kendisine hain yaftası yapıştırılmak istenen zat. dünyada örneği çoktur bu hareketin. gelen rejim bir öncekini kötüleyerek kendi varlığının gerekçelerini sıralar.
halbuki bunu türkiye'de yapmaya hiç gerek yoktur. diğer devrimlere nazaran cumhuriyet devrimi gayet yumuşak gerçekleşmiştir. hanedan mensupları darağacına gönderilmemiş, yurt dışına sürülen hanedan mensupları da türkiye aleyhine çalışmamışlardır. vahidettin'in ne kadar zaafı vardı, ne kadar basiretliydi tartışılabilir. zira kendisi padişahın pek iplenmediği bir dönemde tahttadır. ama hain demek çok uç bir önermedir. o dönemde yenilgiyi kabul eden, daha fazla macera istemeyen bir çok önemli şahsiyet vardır( ki vahidettin'in böyle bir kabul içinde olduğunu söylemek bile zor). mesela aynı dönemde amerikan mandasını savunan halide edip adıvar neden hain değildir?hain olmaması da gerekir. sadece yeterince cesur olamamış, yeni bir mücadeleyi fazla riskli bulmuştur.
sonuç olarak, hele bu zamanda, vahidettin'in hain mi değil mi tartışmasına gençliğe hitabeden örneklerle açıklamaya gerek yoktur. ne vahidettin, ne de saltanat cumhuriyete tehdit değildir. biz cumhuriyet devrimini birbirimizin kanını içerek değil, işgalci devletlerle savaşarak yaptık. misak-ı milli işgal altındaki istanbul'da meclis-i mebusan'da kabul edilmemiş midir? sevri imzalayan istanbul hükümeti londra konferansında "türk milletinin temsilcisi ankara hükümetidir" deyip sözü ankaraya vermemiş midir? münferit olaylar olmuştur, savaş yıllarında olması da normaldir. damat ferit gerçeği de vardır ortada. ama bunun 80 küsur sonraya bu denli şiddetli aksetmesi, vahidettin haindir denip arkasından gençliğe hitabeden satırlar sıralanması, rejimin temel dayanağı gibi aktarılması hiç normal değildir. cumhuriyetçi olmam için vahidettin'in hain olmasına gerek yoktur.
mustafa kemal atatürk'ün madalya ve nişanlarını iade etmiştir:
3 şubat 1920 tarihli padişah fermanı: “üçüncü ordu müfettişliğinden alınan ve askerlikten istifa ederek hiçbir sıkıyönetim mahkemesinin kararına dayanmaksızın idari olarak uzaklaştırılarak taşıdığı nişan ve madalyalar geri alınmış olan mustafa kemal paşa askerlikten ayrıldığı fakat, uzaklaştırılmadığı için nişan ve madalyaları geri verilmiştir.”
başbakanlık osmanlı arşivleri daire başkanlığı yay. atatürkle ilgili arşiv belgeleri. ankara 1982, sf. 79 metinler kitapta sadeleştirilmiş olarak verilmiştir.
ne vatansever bir zatmış da biz anlayamamışız dedirten kişilik.acı tarafı ise kendisine övgüler yağdırma yarışına girenlerin aynı zamanda atatürk türkiye'sinin "aydın" kesimindeki bireyler olması.hitabeden verilen örnekleri gereksiz bulan bir gençlik hangi hedefin peşindedir?ata'sının hedefinden sapmış mıdır, yoksa bu tarz söylemleri "istikrar bozucu" olarak mı görmektedir?
türk devrimini , "dünyadaki her rejim değişikliğinde olduğu gibi" yorumuyla değerlendirmek, ya tarih bilgisinden yoksunluktur, ya da akıl almayacak bir umursamazlıktır.türk kurtuluş savaşı ve arkasından gelen cumhuriyet, emperyalizme karşı verilmiş bir savaştır.buna basit bir "rejim değişikliği" olarak bakmak yanlışların en büyüğüdür.
oradan buradan çıkan belgeler, kulaktan kulağa aktarılan mitler mi, yoksa ulu önderin nutuk'unda bizzat kaleme aldıkları mı yol göstericimiz olmalıdır?
hakkında "methiyeler düzülen" , osmanlı padişahı ve yeryüzü halifesi "vahdettin han", ilkokuldan beri ezberletilen ama çarpıtılmış eğitim sistemi sayesinde hiçbirimizin kafasında doğru dürüst bir anlam ifade etmeyen ingiliz muhipler cemiyeti üyesi değil midir?ayasofya'ya çan takılmasın diye kendisini korumakla görevli son birliği de oraya yollayan bu muhteremin, başkanı ingiliz rahip frew olan bir cemiyete üye olmasını hangi vatanseverlik olgusu açıklayabilir."yapacak bir şeyi kalmamış, ne yapsın" söylemleri ,600 yıl dünyanın büyük bir kısmına hükmetmiş büyük bir imparatorluğun geleneği ile bağdaşmakta mıdır?han'a yakışan çocuk gibi oturup ağlamak mıdır yoksa, kendisi ve milleti için sonu ölüm bile olsa savaşmak mıdır?
tarihi gerçekleri çarpıtmak doğru değildir...
3 şubat 1920'de padişah tarafından iade edilen madalya ve nişanların, zaten bundan bir yıl önce osmanlı ordusundaki görevinden ayrılan ve yaptığı kongrelerle yeni bir türk devleti kurma çalışmalarına çoktan başlamış atatürk ve ona inamış halk için çöpten öte bir anlam ifade etmediği görülmemekte midir?
istanbul hükümeti'nin "türk milletinin temsilcisi ankara'dır" çıkışını bir vatanseverlik ambalajı içinde sunarken, işgalci devletlere direnenlerin zaten ankara'da olduğu ve istanbul'dakilerin hem ulus vicdanında, hem de işgalcilerce zaten muhatap alınmadığı bilinmemekte midir?ankara ile iletişime geçmekte kullanılmaya çalışılan, piyon olmaktan öteye gidememiş bir hükümet mi vatanseverdir?
atatürk samsun'a sadece ve sadece istanbul'dan uzaklaşsın diye yollanmıştır.bunun altında saltanat tarafından planlanmış başka bir olumlu düşünce aramak yanlıştır.yurdunu ve halkını kurtarmak isteyen bir hükümdar, bu işi tarihte efsane olmuş padişahlar gibi kendi mi yapmalıdır, yoksa yüzyıllardır körü körüne kendisine bağlı olan bir halkın önüne genç bir subayı mı çıkarmalıdır?bu genç subayın 600 yıllık inanışı değiştirip halkı örgütlemesi ne kadar kolay olacaktır?vatanseverlik elini taşın altına koymaktır.vahdettin bunu yapmamıştır.
80 yıl sonra bunları konuşuyor olmamızın tek sebebi, bazılarının "durup duruken", o günlerde iktidardakilerin aslında o kadar da kötü insanlar olmadıklarını anlatmaya çalışmalarıdır. cumhuriyetin temel dayanağı veya cumhuriyetçi olmanın gereği, elbette ki vahdettin karşıtlığı değildir, çünkü cumhuriyet her ne kadar yıpratılmış olsa da o kadar güçsüz değildir.ancak içinde bulunduğumuz günlerde türkiye'nin geldiği durum bize o günlerin içeriğini çok iyi anlamamızı gerektirmektedir.bunu anlayabilmek için en iyi kaynaksa, bazı araştırmacı, tarihçi , entellektüel, liberal vs kişilerin safsataları değil, ata'mızın yazdığı nutuk'tur.
en az fatih sultan mehmet han kadar şerefli,kanuni sultan süleyman kadar asil ve orhan gazi kadar birleştiricidir.aynı kanı taşıdığı diğer osmanlı padişahlarından hiçbir farkı yoktur.içinde bulunduğu ortam ve yaşadığı zaman dilimiyle alakalıdır olay sadece.eğer viyana kapılarına dayanan vahdettin han olsaydı şimdi hain kanuni denilecekti hepsi bu.
hakkında yapılan en küçük eleştiriye, -tarihimiz ve değerimiz- diyerek sahip çıkan yazarların; aynı hassaslığı, tarihimizin ve değerlerimizin babası belli olmayan kavramlara dönmesini engelleyen mustafa kemal atatürk'e neden göstermediklerini merak ettiğim, orta asyadan bu güne gelen en silik türk padişahı.
atatürknutuk'ta vahdettin'in,bir ingiliz savaş gemisiyle istanbul'dan kaçışını değerlendiriyor.
kamuoyunu,gerçek ile karşı karşıya bırakmayı tercih ederim.yanlış bir miras sonucu olarak,büyük bir makam ve gösterişli bir ünvan elde edebilmiş bir alçağın,gururu çok yüksek,soylu bir milleti nasıl utanç verici bir duruma düşürübileceği,o zaman daha kendiliğinden anlaşılır.
gerçekten de,her ne sebep ve şekille olursa olsun,vahdeddin gibi özgürlüğünü ve hayatını milleti içinde tehlikde görebilecek kadar bayağı bir yaratığın,bir dakika dahi olsa bir milletin başında bulunduğunu düşünmek ne üzücüdür!şükretmeye değer ki bu alçak,kendisine miras kalmış saltanat makamından millet tarafından düşürüldükten sonra,alçaklığını tamamlamış bulunuyor.türk milletinin (saltanatı kaldırma) işinden önce davranması,elbet de takdire değer.
aciz,bayağı,duygu ve kavrayıştan yoksun bir yaratık,kabul eden herhangi bir yabancının koruması altına girebilir;ama böyle bir yaratığın,bütün müslümanların halifesi sıfatını taşıdığını söylemek elbette doğru değildir.böyle bir düşüncenin doğru olabilmesi,her şeyden önce,bütün islam halklarının tutsak olmaları şartına bağlıdır.oysa,dünyada gerçek böylemidir?biz türkler,bütün tarihimiz boyunca özgürlük ve bağımsızlığa simge olmuş bir milletiz!değersiz hayatlarını iki buçuk gün fazla,alçakça sürükleyebilmek için,her türlü rezilliği olumlu gören halifeler oyununu da sahneden kaldırabildiğimizi gösterdik.böylece,devletlerin.milletlerin,birbirle riyle olan ilişkilerinde,kişilerin,özellikle üyesi olduğu devlet ve milletin zararınada olsa,kişisel durum ve hayatlarından başka bir şey düşünmeyecek aşağılık insanların (hiç bir) önemi olamayacağı gerçeğini doğruladık.
miletlerin ilişkilerinde,hükümdarlardan,din adamlarından yararlanma yöntemini kullanma dönemine son vermek,uygar dünyanın içten dileği olmalıdır.
sevr antlaşmasını'nın ağır şartlarını eleştirenlere " zayıf bir mevcudiyeti mahva değer görürüm. " demiş ve saltanatının devamını tam bağımsızlıktan üstün görmüştür.
tbmm'de bu antlaşmayı imzalayanları vatan haini ilan etmiştir.
padişah vahdettin ya da daha doğrusu sultan vahdettin (padişahların osmanlı imparatorluğunda sultan olarak anılmasıdır kasıt. örnek: fatih sultan mehmet ) sanılanın aksine sevr anlaşmasına imza koyan kişiler arasında bulunmamaktadır. sevr'i imzalayan kişiler ise: hadi paşa, rıza tevfik bey ve reşat halis beydir. (bu 'adam' bile denemeyecek zavallılara nasıl 'bey' denebiliyorsa artık) tartışma konusu onun izni olmadan böyle bir anlaşmanın imza edilebilirliği ise şahsi fikrim o dönemin ardındaki sır perdesi kalkmadan bunun bilinemeyeceği ve iki olasılığında olabileceği yönündedir.
turgu özakman'ın kitaplarından "ingiliz ordusunu nasıl hilafet ordusu ilan ettiğini", "yunan ordusuna direniş gösterilemesini halife olarak nasıl buyurduğunu" daha iyi okuyabilceğimiz hain kişi. ahirette başta osman gazi olmak üzere bütün atalarından dayak yediğini hayal ederim. hele fatih, yavuz, kanuni, ıv. murad gibilerinin ahirette ona neler yaptığı ayrı bir merak konusudur. kendisi vatanı satmış bir hain olduğundan sarılacak bayrağı da olmamış, allah'ın bir cezası olarak tabutu bile zar zor bulunup naaşı kaldırılmıştır. rezillik içinde yaşamıştır.