colour (renk), cut (kesim), clarity (berraklık) ve carat (büyüklük) olarak 4 ayrı standarda göre değerlendirilir. aslında pırlanta bir kesim şeklidir. dilimize brilliant kelimesinden girmiştir. pırlanta kesimi ışığı en iyi yansıtan kesim olduğu için tercih edilir. bunun dışında da markiz, kalp, damla gibi kesimleri de vardır.
ilk defa pırlanta türü kesim 17. yüzyılda bulunmuştur. 57 yüzeylidir. en güzel pırlantalar genelde belçika'da ve israil'de yapılır. sentetik taşlar kadar çok ışıltı saçmaz. gerektiği kadar parlar. her türlü aksesuvarda kullanılabilir. çok hesaplı pırlantalar olabildiği gibi servet değerinde pırlantalar da vardır.
ankaralı turgut tarafından "tek kaşımı kendim aldım" şeklinde remixlenme potansiyeli olan şarkı. klibinde de martı şeklinde tek kaşı olan bir erkeğin geçirdiği evrim gösterilebilir.
üçlemenin son ayağında şeffaf sütyen askısı veya damarlı vibratör ile ilgili bir şarkı bekliyoruz artık. ya sadece bu hatun mu östrojen salgılıyor anlamıyorum ki. analarımızın yatacak yatağı yokmuş evlendiklerinde , yemek yicek tabakları yokmuş. o analar senin pırtlantayla birlikte parmağını s..ss... susmam gerek, sinirlendim.
ingilizce parlak anlamına gelen brilliant sözcüğünden geçmiştir dilimize. özelliği de elmasın beyaz ışığı kırma ve yansıtma oranının güzel bir şekilde dengelenecek şekilde keslimesi ile göze hoş gelen bir parlaklık vermesidir. başka bir özelliği yoktur. bu açıdan insanoğlunun hayvani iç güdülerini simgeler bence. çoğu hayvanda dişi veya erkek birey çiftleşme mesajı olarak parlak tüylerini, renkli kanatlarını veya pullarını gösterir. günümüz insanının renkli tüyü de pırlantadır. pırlantanın pırlağını gören dişi birey çok büyük ihtimal cevap verir bu çağrıya.
kapitalizmin oyunlarından bir tanesi. yabancı filmlerden özenti genç kızlarımızın yeni takıntısı. gösteriş budalalığı. zavallı erkeklere yüklenen yepyeni bir anlamsız sorumluluk.
zannımca sağlamlığı nedeniyle kesimleri süper yapması dışında hiçbir çekiciliği olmayan taş.
küçücük bir şeye o kadar para döken aklı evvellere ise diyecek söz bulamıyorum. hatta buluyorum, bakınız şimdi. iki tane holivud filmi izlemiş, bunların sevgi büyüklüğü belirteci olduğunu öğrenmiş özenti (asıl özenti bunlardır) genç/yaşlı bağyanlar, parmakta ağırlık yapmaktan başka hiçbir işlevi olmayan bu taşı neden severler? çünkü öteki dişilere hava atarlar. evet. sevilmesinin nedeni budur. benim sevgilim/kocam/hedehödöm çok zengin, lanet olsun süperim yine demek için alınır bu şey.
ondan sonra kadınlar niye salak. hatta sonra dövünce dövdü oluyor.
not: bu giri, hemcinslerimin oylarıyla anında en sevilmeyenim olacak, hissediyorum.
bir nevi öküzlük sembolü. bunca aç insan varken, dünya hergün biraz daha ısınırken, savaşlarda milletler telef olurken, sağlık-eğitim bu haldeyken...
çekirdek kadar taşa bir ton para vermenin başka ne anlamı olabilir ki ?
gitarist, vokalist, ahlakçı ve alkolik bir sufi. ankara'da geçirdiği öğrencilik yılları sayesinde şaman'ı, blues bar'ı, dikmen'i, cube'ü, yenidoğan'ı, tabldotçuları, melih gökçek'in meşhur altgeçitlerini, köfteci doktor'u vs... tanımamı sağlamıştır. bu adamın suratına bakınca ya john lennon aklıma gelir ya da bob dylan'ın highway 61 revisited albümü kafamın içinde çalmaya başlar. kendimi yanında huzurlu hissettiğim ender insanlardandır. büyük ihtimal burada onu övmeme kızacaktır.