öğrenemedim gitti
öğrenemedim gidecek
acaba oyunlarmı yalan
oyunlarmı gerçek.
demin birşeyler vardı
hiç belli olmadan bitti
buralarda biri oynardı
belli etmeden gitti.
bana öyle geliyor
bütün oyunlar gerçek.
yalnız şimdi bırakıp giden değil
bir başkası gelecek.
insan her geçen gün rolüne biraz daha ısınıyor
yaşanmışları yazıp yaşanmamışı oynuyor
ben de öyle yapacağım
rolümü layıkıyla yerine getireceğim
bunu zamanla o kadar iyi yapmaya başlayacağım ki
sadece kuliste yalnız başımayken hatırlayacağım
yazılıp oynananların gerçekte ne olduklarını
sadece ben hatırlayacağım
çünkü benden başka birinin hatırlayacak hiçbir şeyi yok
yazan da benim
ıslanıp dağılmış geçmişi tek okuyabilen
ve yazılanlara saklambaç oynatan da
kendi oyunlarımı yazıp oynuyorum
boş salonlardan alkış sesleri bekliyorum
hıçkırıklarımın bomboş salondaki yankısını alkış
sahneye düşen gözyaşlarımı da güller zannediyorum
sahne kurur kurumaz perde tekrar açılıyor
herşey tekrar başlıyor
aynı hataları yapıyorum
ilk oyunmuş gibi
doğru ya
öncekileri zaman alıp götürdü
özenle bileyip geri getirdi
hep ilk oyunu oynuyorum
sadece bir geceye ihtiyacım var
yarın rolüme çalışmış olarak geleceğim
herkes görecek
görmek herkese yetecek
birtek ben hissedeceğim
ıslanıp aktıkça sivrilen
sivrilip battıkça sahneye güller döken
geçmiş zamanı
geçmiş olsun
ben oyuna hazırım
rüyalar olmasın diye gözlerim açık her gece.
şimdi gerçek değilsin bana
kurumuş dudaklarıma.
bak,bunun bir anlamı yoktu.
susamıştım.
evet,hepsi bu.
oyunun bir anlamı yoktu.
susamıştım.
evet,hepsi bu.
içimde yanıp duran,
ruhumu tutuşturan
bir oyun.
bir oyun.evet, hepsi bu.
hayeller olmasın diye sözlerim açık her hece.
şimdi gerçek değilim sana,
kurumuş dudaklarına.
bak,bunun bir anlamı yoktu.
susamıştın.
evet,hepsi bu.
oyunun bir anlamı yoktu.
susamıştın.
evet,hepsi bu.
içinde yanıp duran,ruhunu tutuşturan
bir oyun.
bir oyun.evet, hepsi bu.
oyunu oynayan tanrı, bizlerse dama taşı!
işin doğrusu bu, gerisi laf-ı güzaf.
onun için dünya dama tahtası, bizler birer oyuncak.
bıkar sonunda, salıverir hiçliğin kuyusuna!
oyun her yaşta insanın hayatında önemli yeri olan bir etkinliktir. yetişkin için eğlenmek, dinlenmek, boş zaman etkinliği gibi anlamlar ifade eder.çocuk için, içinde yaşadığı dünyayı, çevresindeki insanları anlama ve tanıma aracıdır. oyun çocuğun gelişimi için yaşamsal bir önem taşımakta ve çocuğun gelişimini yansıtmaktadır. çocuğun bedensel, ruhsal gelişimi ve eğitimi için oyun, beslenme ve uyku kadar önemli bir ihtiyaçtır. çocuğun gözü ile bakıldığında oyun, çocuğun en önemli aracıdır. çocuk oynadıkça duyguları kesinleşir, yetenekleri serpilir, becerisi artar. çünkü oyun çocuğun en doğal öğrenme ortamıdır. duyduklarını, gördüklerini sınayıp denediği, öğrendiklerini pekiştirdiği bir deney odasıdır. kısacası, oynayan çocuk kendi küçük dünyasındadır. o dünyaya kendisi egemendir. kuralları kendisi kor, kendisi bozar. yaşıtları dışında kimsenin bu dünyaya girmesini istemez.
mesela.. bugün oyun oynuyoruz, kuralları ben koyuyorum; ikimizin de saklayacağı birer sırrı olacak, sırrını artık saklayamayan oyunu kaybedecek. oynayabilmemiz sırların sır olarak kalmasına ve bizim birlikte olabilmemiz oyun oynamamıza bağlı, oyun bizim sırlarımızla bağlı ve sırlarımız bizde saklı. oynuyoruz, ne sen biliyorsun benim hayatıma dair gizli gerçeği, ne ben biliyorum benden sakladığını; saklıyorsun çünkü, saklıyorum. oynuyoruz ve mutluyuz, gerçek değil yaşadıklarımız, bir oyun gerçekler ve gerçek değil oyun; kazanan ve kaybeden yok henüz. ama yarın, artık oynamayacağız, çünkü ben sırrımı daha fazla saklayamayacağım. ne sarhoş olacağım, ne de uykuda, sırrımı ifşa ettiğim sırada. kendimi sana ve oyuna fazla kaptıran ben sakladığımı açık edeceğim, ve gerçek uğruna ben kaybedeceğim. oyun bitecek ve sen gideceksin. mesela diyorum..
gözlerini kapa, başka şeylere bakarken olmaz. gözlerini kapa, bana bakarken de olmaz. ayna olacağım ben sana, sen içime diktiğin gözlerinle kendini göreceksin. ben de öyle bakacağım sana. sonsuz görüntülere karışacağız. ben senin memeni tutarken kendime dokunacağım misal. sen beni öperken kendi dudağını kanatacaksın. kaptıracağız. ne annen çağıracak seni bu oyundan, ne akşam ezanı benden kurtaracak. sen sıkılınca beni kıracaksın, ama senin de canın yanacak.
birisi daha geçiyor, hepsi aynı günlerden
işten eve dönerken huzurluyum, nedense…
otobuste karşılaştığım yüzler, duyduğum sesler, simitçinin gözleri de eklenince;
şaşırtıcı bu huzur birden.
kaybetmenin keyfini yaşıyorum; tutunamama özgürlüğü bu…
hayat farkındamısın, anlıyormusun durumu;
beni yendiğin an, kaybettin sen bu oyunu…
hayat farkındamısın, anlıyormusun durumu;
beni yendiğin an, kaybettin sen bu oyunu…
çoktan öğrendim, dünyayı değiştiremem
ama biliyorum yapacaklar var kıyıda, köşelerde…
konuştuğum nafile sözler, yaptığım işler, ertelenen projeler de düşünülünce;
şaşırtıcı bu guven birden.
kaybetmenin keyfini yaşıyorum; tutunamama özgürlüğü bu…
hayat farkındamısın, anlıyormusun durumu;
beni yendiğin an, kaybettin sen bu oyunu…
hayat farkındamısın, anlıyormusun durumu;
beni yendiğin an, kaybettin sen bu oyunu…
vokal ve gitarda serhat soyyiğit, kemanda taylan korkmaz, bas gitarda mehmet yazgan ve davulda orhan altan bulunduğu 2005'te kurulmuş istanbullu müzik grubu. oyun üyelerinin sevdikleri ve etkilendikleri müzisyenlerin eserlerinden oluşan bir repertuarı ile çeşitli barlarda sahne almaktadırlar...
http://www.oyunband.com/
ezginin günlüğünün belki de en mükemmel albümüdür.
1. küçük hanımın şarkısı (söz – müzik: hüsnü arkan)
2. şimdi sevişme vakti (şiir: sait faik - müzik: nadir göktürk)
3. bekle beni (şiir: k. simonov – çev: atilla tokatlı - müzik: nadir göktürk)
4. vazgeçtim (66. sone)
(şiir: shakespeare – çev: can yücel - müzik: nadir göktürk)
5. küçüğüm (söz – müzik: hüsnü arkan)
6. oyun (söz – müzik: hüsnü arkan)
7. düşler sokağı (söz: hüsnü arkan – müzik: nadir göktürk)
8. şehir (şiir: k. kavafis - çev: cevat çapan - müzik: fatih saçlı)
9. martı (söz: nadir göktürk – müzik: hüsnü arkan)
10. kül vakti (söz – müzik: hüsnü arkan)
11. bir eflatun ölüm (şiir: behçet aysan - müzik: nadir göktürk)
albümün aynı isimli parçası* aslında dünyanın insana söylediği şarkıdır.
" geldin oturdun soframa, yaktın beni, canımı küle çevirdin
ateşim suyum gülüm vardı, yedin beni her şeyimi tükettin
dize geldi zaman, eğildi önünde
ah efendim bırak beni, bir başım var alıp gideyim
ah efendim hiç anlamadın, sen kazandın ama ben haklıydım."