iki yönden savunulabilir veya eleştirilebilir bir satıştır. birincisi diyebilirsiniz ki ben ilke olarak yönetim kurulunda asker olan bir bankadansa olmayanının daha iyi iş yapacağını düşünüyorum. bu aynen devletin bir finans kuruluşuna sahip olmamasının gerekliliği gibi ilkesel bir duruştur ve bence saygı duyulması gerekir. ikincisi ise satışın iktisadi olarak ne anlama geldiğidir ki buna da herkes evine haciz gelmişcesine feryat figan içinde akıldan ve mantıktan uzak bir şekilde bakıyor.
öncelikle tüpraşın ve bankaların satışına apayrı pencerelerden bakmak gerekir çünkü biri finansal kurum diğeri reel sektörde. reel sektöre gelen yabancı yatırım, hele de beraberinde yeni tesisleşme getiriyorsa genelde sevinçle karşılanır çünkü:
1- teknoloji getirir. bu firmanın yerel tedarikçileri ve müşterileri yeni teknolojiyle tanışır zenginleşir. bu zenginleşme artan rekabetten de kaynaklanıyor olabilir, yeni teknolojinin kopyalanmasından da.
2- teknoloji getirir. eğer eğitimli işgücünüz varsa yabancı şirkette öğrendikleriyle yerel ekonominize değer katar
3- gelen yeni firma yerel bankalardan kredi alır. finansal sektörünüz derinleşir bu da ekonominizi büyütür
elbette her bir argümanın doğruluğunu/yanlışlığını sınayan binlerce makale var. neye benzediğinin görülmesi için herkesin okumasına açık olan bir tanesini buraya koyuyorum
http://som.eldoc.ub.rug.nl/...
gelelim finansal sektöre gelen yabancı yatırıma. bu yatırımın gelişmekte olan ülkelere olumlu etkisi çok daha sınırlıdır ve büyük olasılıkla yarardan çok zarar getirir. çünkü yukarda saydığım olumlu etkilerden hiç biri hayata geçmez. dahası bu tarz yatırımın yerel ekonomideki tasarruf miktarını da değiştirdiği pek görülmüyor. bu tarz satışlarda finansal kuruluşlar karlarını kendi ülkelerine taşıdıkları gibi bize de çok faydaları dokunmaz. satış ın bize getireceği fayda bu yüzden tartışmaya açık bence, yabancılara kıl olduğumdan değil. yoksa tüpraşlar satılsın tabi