erkekler için 15 yaşından sonra bir kere kullanıldımı bağımlılık yapan alet, bazıları için sevgiliden önce gelen motorlu taşıt, bazı insanlar kullanmaktan çok süsleyi tercih etsede her eve lazım bir kara taşıtı
patlamalı, içten yanmalı, elektrikli bir motor veya gaz türbiniyle hareket eden taşıt*
bazıları için hayatın anlamıdır. otomobiller olmasaydı ne motor sporları olacaktı, ne yarışabilecektik, ne de zevkimize göre dizayn edebilecektik. iyi ki var onlar.
henry ford'un kredi talebi üzerine otomotiv sektörünün geleceği konusunda ekspertiz veren bir banka müdürünün 1903 yılından kalan bir vecizesi var konuyla ilgili:
"atlar her zaman kullanılacaktır. otomobil ise ancak geçici bir moda olabilir."
sadece insanları bir yerden başka bir yere taşımaya yarayan bir araç olmaktan öte herbiri ayrı bir sanat eseri olan motorlu taşıtlardır. her sanat eseri gibi iyisi de kötüsü de mevcuttur.
otomobiller üreticilerinin karakteristiklerini yansıtırlar.
rahatına düşkün ve hayattan keyif almayı bilen italyanların ürettiği otomobiller*** sürüş zevkini ön plana çıkartırlar. bir örnek olarak alfa romeo tüm modellerinde markaya has olan motor sesi tınısını tutturmaya,kullanıcının otomobilden keyif almasına uğraşır.
estetiğe ve görünüşe önem veren fransızlar yine buna uygun otomobiller üretirler. peugeot,renault,citroen gibi markalar genelde otomobillerinin dizaynlarıyla diğer markalara göre farklılaşırlar. özellikle peugeot ve citroen otomobil dizaynı konusunda çok başarılıdır.
düzenli çalışıp iyi işler çıkartmayı benimseyen almanların otomobilleri kusursuz işçilikleri ile bilinir. volkswagen,opel,bmw,mercedes gibi markaların ürettiği otomobillerinin en belirgin özellikleri kusursuza yakın işçilikleri ve sağlamlıklarıdır.
japonlar zaten dış görünüşlerini otomobillerine yansıtarak dünyada çekik gözlü otomobil furyasını mazda 626 ve honda civic gibi modelleriyle 90'lı yılların başlarında başlatmıştır. teknolojide gelişmiş japonların otomobilleri yine teknolojik motorlarıyla bilinir. özellikle benzinli motor konusunda honda çok sağlam işler çıkartmıştır.
ingilizler farklı olma isteklerini,elitistliklerini yansıtırlar ürettikleri otomobillere. rover,rolls royce gibi markaların her zaman elit bir havası,bir farklılığı vardır;tıpkı ingilizler gibi soğukturlar ama otomobilseverlerin gözündeki yerleri pek yukarılardadır. mini de her ne kadar çok aşırı pahalı ve ulaşılmaz olmasa da şirin olması gereken küçük hacimli otomobiller arasında karizmatik duruşu ile dikkat çeker. ingiliz otomobilleri beğenilen fakat alınmayan otomobillerdir,tıpkı ingilizler gibi.
amerikanlar zaten abartıdan,görgüsüzlükten ibarettir. bir amerikan otomobilinin en büyük özelliği geniş hacimli olması,çok yüksek beygir gücü üretmese de çok ses çıkartıp çok benzin yakan bir motora sahip olmasıdır. dışarıdan insanları cezbeder fakat derdini de anca kullananı bilir. amerikan otomobili kullanmak tıpkı amerika'da yaşamak gibidir,fazla düşünmeden sadece keyfini çıkartmayı gerektirir. aksi halde bir amerikan otomobiline,çok daha makul seçenekler varken tahammül etmek güçtür.
bize gelince,bizim ortada doğru dürüst gösterilebilecek bir otomobilimiz yoktur. fiat regata'nın görünüş olarak yandan yemişi olan kuş serisi,bizim özelliklerimizi çok da gerçekçi bir biçimde göstermez. anadol'a ise mümkünse hiç bakmamak gerekir çünkü anadol'un bizim hakkımızda vereceği ipucu ne kadar baştan savma ve özensiz çalıştığımız olacaktır.
bir sanat eseri,kendisini meydana getiren sanatçıdan izler taşımak zorundadır ve çoğu otomobil de kendisini meydana getiren sanatçının izlerini işte böyle taşır,onun karakterini yansıtır. bu sebeple erkeklerin sanat merakı baltalanmamalı,gerek bu sanat eserlerinin sergilendiği müzeler olan otomobil galerine yaptıkları geziler,gerekse bu sanat eserlerinden edinme istekleri daha hoş karşılanmalı hatta mümkünse engellenmemelidir.
otomobilin gelişim süreci şu şekilde özetlenebilir:
bir motorla çalışan en eski karayolu cugnot un 1770 yılında imal ettiği buharlı çekici arabaydı. daha kullanışlı buharlı taşıtlar örneğin; bordino 19. y.y. başlarında ortaya çıkmakla beraber ağır ve hantaldı. sınırlayıcı kanunlar ve daha hızlı olan, daha çok yolcu taşıyailen demiryolunun ortaya çıkışı buharla çalışan otomobillerin gözden düşmesine sebep oldu. karayolu araçları için ilk kullanışlı güç ünitesinin geliştirilmesi ise ancak 1860 yılında, belçikalı etienne lenoir in içten yanmalı motoru keşf etmesiyle mümkün oldu. 1890 yılına gelindiğinde, almanya da karl benz ve gottlieb daimler, fransa da albert de dion ve armand peugeot halka satılmak üzere otomobil üretiyorlardı. bu ilk otomobiller ilkel ve pahalı olmalarına, sınırlı sayıda üretilmelerine rağmen otomobil çağının müjdeleyicileriydi.
gelişimdindeki esaslar şu şekilde sıralanabilir:
- buhar tahrikli otomobiller (demiryoluyla birlikte gözden düştü)
- içten yanmalı motor (otomobil gelişiminde mihenk taşı denilebilir.)
- şıklık ve kullanışlılık (seri üretime geçilmeden önce en çok bu konunun üzerinde durulmuştur.)
- seri üretim: henry ford örnek parçalar kullanarak bunları yürüyen bir üretim hattında birleştirerek il seri üretimi gerçekleştirdi. iş, işçilerin önünden geçiyor ve her işçi şasi hat üzerinde ilerlerken basit bir işlem yapıyordu. ilk seri üretilen otomobil olan ford t modeli 1908 yılında ortaya çıktığında birkaç farklı gövde ve renk seçeneği vardı. ancak, 1914 yılında üretim hattı açıldığında renk seçeneği kaldırıldı. t modeli sadece siyah üretildi. henry ford u n dediği gibi "siyah olmak koşuluyla hangi rengi isterseniz" alabilirdiniz. ford, günlerce süren otomobil üretim sürecini başlangıçta 12 saate hatta sonradan dakikalara indirdi. 1920 yılına gelindiğinde dünyadaki otmobillerin yarısı ford t modeliydi.
nazan öncel'in yan yana fotoğraf çektirelim albümünde eğlenceli şarkılar içinde sırıtmayan tek şarkıdır.kimse inanmasa da fikrimce, hadi güneye isimli şarkının devamıdır.ayrıca bir dizesi albüme adını vermiştir.
"bir kavuşturur bir ayırır yollar
bir ağlatır bir güldürür yollar
benim de yollarda aklım var
benim de hayatta gözüm var
benim de yollarda aklım var
gel binelim benim otobüse
geze geze gidiverelim gene
ben şöförün olayım senin
tıngır mıngır gidelim her yere
ben keten helvalar isterim
sen yanık ömer'im ol benim
ayran içelim çöp şiş yiyelim
yan yana fotoğraf çektirelim
bir caydırıyor bir ayartıyor yollar
bir kandırıyor bir avutuyor yollar"
yok olup gitmesini ve yer yüzünü tramvay, metrobus ve metro gibi şeylere bırakmasını istediğim araç. insanların 'özgürlük' kelimesi ile yan yana tuttukları, hangi özgürlüğe götürdüğünü ise hiç anlayamadığım şey. her yeri sarmışlar, üzerime üzerime geliyorlar, otomobil anahtarları yağıyor sonra gökyüzünden, herkesin yüzü gözü kan bere içerisinde kalıyor.
şimdi tek bir otomobilin ekolojik maliyetine bakalım;
hammadde üretimi:
*26.5 ton atık!
*922 m3(metre küp) kirli hava!
hammadenin taşınması:
*denizlere akan 12 litre ham petrol!
*425 milyon m3(metre küp) kirli hava!
otomobilin üretilmesi:
*1.5 ton atık!
*74 milyon m3(metre küp) kirli hava!
otomobilin yok edilmesi:
*102 milyon m3(metre küp) kirli hava!
gördüğünüz üzere son derece sevimli ve gıdısından öpülesi rakamlar, değil mi?! nitekim, her yıl otomobil dünyasını protesto amaçlı yeni yeni oluşumlar kurulmakta ve özellikle avrupayla birlikte, sanayileşmenin eşşeğin kulağına su kaçıracak denli bir çirkinlikte ilerlediği doğu asyada insanlar otomobilleri ve trafiği boykot amaçlı günler düzenlemektedir.
al pacino ile robert de niro'nun oynadığı bir içim güzellikteki heat filminin meşhur cafe sahnesinde şöyle bir şeyler gevezeleniyordu al pacino;
vincent : devamlı aynı rüyayı görüyorum.
vincent : büyük bir şölen masasında oturuyorum.
vincent : üzerinde çalıştığım bütün cinayetlerin kurbanları da orada.
vincent : bana boş göz çukurlarıyla bakıyorlar.
vincent : çünkü başlarından vuruldukları için ağır kanamaları var.
vincent : o vücudu balon gibi şişmiş olanlar da orada.
vincent : çünkü onları öldürüldükten 2 hafta sonra bulmuştum.
vincent : komşular kokudan şikayetçi olmuşlardı.
vincent : işte hepsi orada...
vincent : karşımda oturuyorlar.
neil : ne diyorlar?
vincent : hiçbir şey.
neil : konuşmuyorlar mı?
vincent : hayır, söyleyecek bir şeyleri yok.
vincent : sadece birbirimize bakıyoruz.
vincent : orada oturup...
vincent : bana bakıyorlar. o kadar.
benim de sürekli gördüğüm bir rüya var okuyucu. yeryüzündeki bütün trafiğin kitlendiğini görüyorum her gece. herkes arabasının içine sıkışmış, inmek istemiyorlar ama, hiçkimse konuşmuyor bu görüntüde de, yürümeyi çoktan unutmuşlar, ne yapacaklarını bilmiyorlar, gökyüzü korkutuyor onları.. milyonlarca, milyarlarca insan arabasının içinde oturmuş, trafiğin açılmasını bekliyor, yüzleri donmuş.. otomobillerinin içinde yaşlanmaya başlıyorlar, sigaraları bitiyor ama onu bile dert etmiyorlar.. radyoda büyük ağabey nefret zamanına çağırıyor insanları, içlerindeki düşünce polisine teslim ediyorlar kendilerini ve insanlar sinirlenip kin kusmaya başlıyorlar hayata, sonrasında radyoda let down çalıyor ve görüntü kararıyor.. insanlar bekliyor!
ben?! ben de orda bir yerdeyim.. bu şöleni kaçırır mıyım hiç?!
1-motor içinde bulunan pistonlarda yakıtın oksijenle karışıp buji yardımıyla patlaması sonucu açığa basınç çıkar
2-açığa çıkan basınç pistonu yukarı iter
3-pistonun biri yüksek basınçla yukarı çıkarken bir diğeri kendiliğinden aşağı iner
4-kendiliğinden aşağı inen piston içinde yeni bir patlama olur ve bu olay aralıksız devam eder
5-oluşan bu sürekli yukarı-aşağı hareketi özel bir mil (krank mili) sayesinden dairesel harekete dönüşür
6-dairesel hareket debriyaj balatası yardımınla şansımana aktarılır
7-şansımana gelen hareketin gerekli dişlilerle vites torku veya dönüş yönü ayarlanır
8-elde edilen tork diferansiyel yardımıula tekerlere aktarılır
şimdi biz bu cihazın debriyajına basınca motor olduğu yerde kendi kendine döner. debriyajdan ayağımızı çektiğimiz vakit debriyaj balatası motoradaki mile tutunur ve vites kutusunu çevirir. vites kutusu da tekerleri çevirir. benzinin harekete dönüşmesi kısaca böyledir efendim.
insan vücuduyle benzerliklerini, tamirhane terimlerinde bulabiliriz.
örnek:
aracın plaka no: nüfusa kayıtlı olduğu il, sayfa, sıra, numarası.
marşa basmak: uyanmak
garajdan çıkmak; evden çıkma
marş motoru ve göstergesi tablosu: beyin
entelasyon kabloları: sinirler ve damarlar.
farlar: gözler
cam silecekleri: mesane
soğutma : su ve vantilatörle serinleme
klakson: seslenme
hava süzgeci: burun ve akciğerler
benzin depo kapağı: ağız
yakıt borusu: boğaz , gırlak
yakıt deposu: mide
yakıt ikmali: karın doyurmak
yağ süzgeci: karaciğer, dalak
benzin süzgeci: böbrekler
egzost borusu: bağırsaklar
karbüratör: pankereas
motor: kalp
piston, bijuler: kalp kapakçıklarını
silindirler: kalbin 4 bölümünü
şasi: iskelet sistemi
rotlar: dizler
direksiyon: kollar bacaklar
tekerlekler: ayaklar
lastikler : ayakkabılar
çamurluklar: baldırlar
arka bagaj: basen
koltuklar: bedenin etli kısımları
el freni: malum organ
vites : cinsel organ
kaporta: deri
park etmek: dinlenmeye çekilmek.
arızaları : hastalıkları
periyodik fenni kontrol: bakım ve kontrole çekilmek
fazla avans: yüksek tansiyon
kaza yapmak: yaralanmak
çekiş gücünün azalması: iktidarsızlık
egzozdan yanmamış gaz çıkarmak: yellenmek
farların soluk yanması: gözlerin iyi görmemesi
akü şarjı: uyku
yağ yakma, su kaynatma: hazımsızlık çekmek
debriaj kaçırma, fren balatalarında aşınma: alzemayr hastalığı
motorun teklemesi: taşikardi
rot kırılması: kalça kemiğinin kırılması
direksiyon boşluğu: ayak bileklerinde sorun
kaporta onarma: estetik cerahi
kaporta çürümesi: yaşlılık, cildin buruşması, benlenmesi
yoğun günde araç sürmek: stresli günlük yaşam
trafikten men cezası almak: yatalak hasta olmak
park halinde el freni boşalması: uyurgezer olmak
ulaşım amacı dışında kullanılmasını çok mantıksız bulduğum ulaşım aracı. kulağıma geliyor, sevgilisini alıp gezintiye çıkanlar böylece romantik dakikalar yaşayanlar varmış. kıç kadar yollar zaten boş araçlarla dolu nereyi geziyorsun iki dakikada bir dur kalk yaparak. dahası nasıl bir romantik ortamdır otomobilin içi. tensel temasın vites topuzunda buluşan ellerle sağlanması hangi duyguları ne şekilde harekete geçirir. kimin kullanacağı da dert. erkek sürse kadına bakacağım diye ağzını ayırır, ayırmayıp kadına değil de yola bakıyorsa zaten maldır nerde kaldı şövalye ruhu. kadın sürse öndeki araçla arasındaki mesafeye, aracın devrine, debriyaja ne zaman basacağına konsantre olacak, erkek kenarda özer çiller gibi kalacak yine öldü romantizm. en temizi otomobili ulaşım aracı olarak kullanıp manzarası güzel, tenha bir yere gidip başbaşa kalmak, zamanı yollarda harcamamak.
eminim insanların hayatını kolaylaştıracak bir buluş olarak çıkmıştır tarih sahnesine. ya da, ilk zamanlarda amacı bu olmasa da, sonradan böyle olmuştur. fakat şimdi durum değişti. şehirlerimizi otomobillere ya da otomobilin türevleri olan otobüslere ya da kamyonlara göre kurduğumuzdan, hayatımızı otomobile uydurmak zorundayız. ya da kısaca şöyle söyleyeyim: