otogar... öğrendiğim söylenişiyle "
garaj"... aynı anda hem üzülüp, hem sevinebilen insanların olduğu ikinci yer. diğeri için bkz:
hastane.
bayram, seyran, okulun açılması, tatil... orada bulunmak için birçok sebep var. sevgilinin gidişi, aileden ilk ayrılış, deniz, ılık hava, muhteşem gün batımını ardında bırakıp, aylak aylak geçen tatilden eve dönüş... hepsinin ayrı bir hüzün yarattığı doğru.
en ağırı, tabii ki bana göre, gecenin bir yarısı, hiç hazzetmediğin bir şehirde otobüsün mola vermişken, soğuğa sövüp aşağı inip, "bari yiyecek bir şeyler de alayım" deyip büfeye doğru yöneldiğinde, biskremini alıp, arkanı döndüğünde bir daha asla karşılaşamayacağını bildiğin biriyle göz göze gelmek, ondan etkilenmek ama otobüse binip gitmek zorunda kalmak. kulağında "sen benim için büyük bir şeysin, beni aşık eden bişey, eğer bana bakarsa beni öldüren bir şey..." diyen bir şarkının çalıyor olması da nasıl bir garipliktir, bilmem. nihayetinde arda kalan sadece 5-6 saniye süren bir bakışma. hakkında bidiğin şeylerse; o sırada aynı yerde olduğunuz, aynı şehre gitmiyor olduğunuz ve birbirinizi bir daha göremeyeceğiniz gerçeği. şans mı, şanssızlık mı, tesadüf mü, hayatın ne kadar ibne olduğunun anlaşılması mı... bilemedim ben onu.