bir insan evladının başına gelebilecek en kötü olaylardandır. hele ki şehirler arası yolculuk ediyorsanız, vay halinize. kıvranırsınız delirirsiniz, egonuzu bir kenara bırakıp muavine "abi bi yerde dursak ya" dersiniz, muavin; "olmaz hanımefendi/beyefendi, mümkün değil, zaten önümüzdeki iki saat boyunca yol üzerinde benzinlik bile yok" derse iyice çıldırır kalkar koridorda dolanırsınız.yapmam demeyin yaparsınız. bütün millet size bakıyordur ve akıl sağlığınızdan şüphe edip korkmaya başladıklarını fark edersiniz, ama umursamazsınız sizin çok daha önemli bir probleminiz vardır. sıkışmak, hem de öyle böyle değil. kaçtı kaçacak. zaman geçmez yollar bitmez, yerinize oturursunuz. ve işte o delirmenin eşiğindeki ince an gelir, "ulan tutamayacağım, koltuğa bırakıversem mi acaba?! inene kadar kimse farketmez de zaten, inince de bavulumu alır kaçarım, bir daha nerede görecekler beni" diye düşünürsünüz. bu şekilde bir bakmışsınız ki geçmiş o iki saat ve otogara girdiğinizi farkedersiniz müthiş bir mutlulukla. ve öyle bir hızla fırlarsınız ki tuvalete
road runner bile sizi tutamaz. klozettesiniz, daha mutlu olduğunuz bir anı hatırlıyor musunuz? ben hatırlamıyordum şahsen.
(bkz:
hiçbir psikiyatrist bir tuvalet kadar rahatlatamaz)