yolculuğu kendine zehir eden insandır.
yolculuk başlanır daha otobüse binmeden emin olmak amacıyla son tekrarlar yapılır otogarın otlu peynir kokulu tuvaletinde. feribota binmeye en fazla 2 saat vardır. köprüyü geçmeyle birlikte "
acil işemem lazım psikolojisi"ne girilir. muavinin tüm kibarlık ve sempatikliğini cömertçe sergilediği servis reddedilir sadece kek alınır.
nihayet feribot ufukta görünür ama o da nesi 5 sıra dizili araç sırası vardır. bu sıra gelene kadar bırak işemeyi ben buraya sıçarım diye düşünülüp şoförden kapıyı açması rica edilir bekleme yerindeki tuvalete gitmek için. bir ya da iki damla işemişsindir hepi topu ama o kadar süre biri pisuvarda dursa naptın hacı sende dinazor taşşağı mı var deriz heralde.
feribottaki sigara yasağı delinir ve arakatta -ki feribota binenlerin %83 arakatın olduğundan habersizmiş sigara içilir. feribot yanaşmadan 15 dk önce bu sefer de feribottaki ahşap kapılı tuvaletin atmosferine girilir. bu özgüvenle bu boş mesaneyle ağrıya kadar giderim diye düşünülür nedensizce.
aslında en uzun yolculuk bu arada yaşanacaktır ve bu şahıs başına geleceklerden bihaber muavinin ricasını kırmaz ve kola içer. artık uyku da gelir yavaştan. ve o uyanma anı. önce yuh amua goyum bu nasıl doldu hemen denir ve arkasından yapılan diğer eylem nerde olduğunu anlamaya çalışmak ve molaya ne kadar kaldığına yönelik tahminde bulunmak ve telkinde bulunmaktır. organı bi yerlere sıkıştırmaya çalışırsın olmaz, aklından çıkarmaya çalışırsın otobüsün en ufak bir zıplamasında hasiktir diye söversin.
nihayetinde eşşek değilsen molaya kadar tutarsın, eşşeksen de bu yaşta muavin bey "şöfor beye rica etseniz de müsait bi yerde dursak, çişimi yapmam lazım" dersin. ha durmazlar mı dururlar ama kalan yolculukta ibneymişsiniz gibi bakışlara maruz kalırsın...