türk dil kurumunun bulduğu ad ile
oturgaçlı götürgeç(jam23, 27.04.2004 16:08)
kalabalık olduğunda bazı kendini insan zannedenlerin ford mekanı
(jam23, 27.04.2004 16:16)
şişman limuzin
gençliğimizin çürüdüğü, saatlerimizin ziyan olduğu, taka tuka diye sesler çıkararak yol alan motorlu taşıt, konserve kutusu
(bkz:
yanyana gelen otobüsteki yolcuların kesişmesi)
(bkz:
yanyana gelen araba ve otobüstekilerin kesişmesi)
(bkz:
otobüste insanların birbirini kesmesi)
(bkz:
her şeyi otobüse bağlamak)
(venom, 29.05.2005 02:38 ~ 06.08.2006 21:56)
insanları sardalyaya, kullandıkları aeacı aluminyum saklama kutusuna benzeten şöförlerin yolda birbirleriyle kapışarak yada taşıdıkları yolcuları düşünmeyerek gereksiz sollamalar, sağlamalar, frenler, gazlar yaparak kullandıkları toplu taşıma araçları
bir
tunç okan filmi.
çok etkileyici.. oldukça sade olmasına rağmen çok vurucu sahnelere sahip. beni en çok etkileyeni, ilk kaybolan adamın yüzündeki çaresizlik ifadesi ve yardım istediği kişinin kaçarak uzaklaşması..
toplumsal eleştiri boyutundaysa ben şunları çıkardım: türk milleti olarak "geri kalmışlık" diye söylenegelen şey, hep bir başkası olma çabası ve bu konuda fazlaca umuda sahip olmamız.
bu adamlar fazla umutlarının kurbanı oldular ve çare tükendiğinde sessizliği seçtiler.. hiçbirinin bir adım atacak cesareti olmadı..
ve polis gelip onları otobüsten çıkarmasaydı sonsuza dek orda kalacaklardı..
olağanüstü bir film bana göre..
yeterli umuda sahip olunduğunda harikalar yaratabilineceğinin kanıtı..
izleyin, izlettirin derim..
istanbul elektrikli tramvay traleybüs işletmeciliği tarafından a noktasından b noktasına toplu taşınmamız için satın alınmış araçlara verilen isim. halen zangır zungur 1985-1986 yapım ikarus olanları bol bol gezip tozmaktadır şehri şehirimizde. yeni alınmış yeşil, havalı, 750 amortisörlü, özellikle de körüklü olanlarında da havalandırma problemi sebebiyle yolcularının zaafiyet geçirdiğine rastlanmıştır.
iett'nin olanlarında altın gününden gelen işine gelince yaşlı teyzelerin yer istediği 7 saat derste kafası sikilmiş genclerin ayakta gittiği taşıt
istanbul da ulaşım için kullanılırken vasıtadan ziyade işkenceye dönen götürgeç. sabah ve akşam iş saatlerine denk gelindiğinde hayattan bıkmanıza bin türlü küfür sarfetmenize ve birden çok kişi ile akraba moduna girmenize, girmemize neden olan; uzun, birçok koltuğu olan genelde buhran geçirilen...
hiçbir zaman beklenen otobüs gelmez,
her zaman beklenen otobüs bir sefer beklenmeyip başka bir otobüse binilecekse bu sefer hemen her zaman beklenen otobüs gelir,
her otobüse mutlaka akbili biten ve yanında bilet olmayan bir insan biner,
daha kötüsü birkaç insan da binebilir, bunların her biri ayrı bir mevzu yaratır,
her zaman otobüsün en hareketli insanı yanınıza oturur, bir sağa, bir sola döner hareket eder,
herkesin mutlaka tanımadığı bir insan omzunda uyumuştur,
kışın kimse hasta bir insanla aynı havayı tenefüs edip hasta olmaktan korkmaz da camları açıp üşümekten korkar,
mutlaka yaşlı bir teyze veya amca yer vermeniz için tepenizde dikilir hatta bazıları bacağınızı dürtükler ufak ufak yer vermeniz için,
otobüste ders çalışanlara, ders notlarına göz gezdirenlere bakılmazken kitap okuyanlara cüzzamlı muamelesi yapılır,
akşam 10 dan sonra binildiğinde mutlaka birinden alkol kokusu gelir...
kapısından giren birçok insanın dışardaki bütün değerlerini hiçe saydığı ender yerlerden biridir otobüs, apayrı bir dünyadır...
şöförünün hız denemesini kaldıramayacak olan cüssesi ve yaşından ötürü çıkardığı seslerle, midesi açlıktan böğürdeyen ve kapanına kıstırdığı insanları yutarak açlığını gideremeyip kendini çılgınca bi sonraki durağa atan doymak bilmez yaratığı andırır.
projedir. ömrümü yemiştir.
şehir içi toplu taşımada kullanılanlarının türlü türlü standartı vardır. boyu üç metreyi geçemez. standart olanlarının uzunluğu 12 metredir, körüklüler ise 16 metreyi bulmaktadır. genişliği ise maksimum 2550 mm olabilmektedir ancak aynalar bu genişliğe dahil değildir. kapı genişlikleri genellikle 100 cm ile 140 cm arasında değişmektir. motorları aracın arkasında bulunur. şu bizim yeni citerolarda dik motor diğerlerinde de genellikle yatık motor bulunmaktadır. ayrıca citerolar super low floordur yerden yüksekliği yaklaşık 25 cmdir.
otobüslerde sinir oldugum bi durum var. dolu bi otobüste kapı önünde ya da kapıya yakın bi yerdeyseniz mutlaka biri gelecek ve "dügmeye basar mısınız?" diyecektir. hep olur bu, bu normal. bu olaydan sonra, dügmeye basıldıgını görmesine ragmen, o durakta inecek olan herkes kapıya geldiginde dügmeye tekrar basar, basmasa da "basıldı mı?" diye sorar. lan, bosuna mı koymuslar o kırmızı ışıkla koskoca ışıklı duracak tabelasını oraya?! kafanı kaldırıp bakmak bu kadar mı zor? hayır, hadi bu neyse; yurdum insanı bu, konusmak kaynasmak ister. ama bu kadar mı güvenilmez duruyorum da tekrar tekrar basıp duruyorsunuz? bi de bunların arka arkaya basan modelleri var, cok feci. yetti be!!
son dönemde türk sinemasından umudumu kaybetmeme rağmen hala bir şeyler var olduğunu hatırlatan tunç okan filmi. süresi 74 dakika olmasına rağmen hazmetmesi 740 dakika süren bir filmdir ayrıca. konu oldukça basit hatta sıradan. bir kaç köylünün gurbet yoluna düşmesi ve aldatılışları. görünürde şener şen-ilyas salman filmleri gibi gözükse de olayların dramatize ediliş şekilleri çok farklı.
minimal derecede işlenmiş bir konu var karşımızda olayları replikler konuşmalar olmadan bile izleyebilirsiniz. aynı gerilimi vereceğinden kuşkum yok. nasıl bir ceylan annesinden doğar doğmaz afallarsa yere düşüyorsa öyle düşüyor otobüsteki yolcular, ancak bir daha kalkmamak üzere. gittikleri yer medeniyetin beşiği sayılan isveç. ne var ki her biri kendi köşesine çekilmiş insanlar medeniyeti buldum niye cıbıl cıbıl gezenler ve ileri derece cinsel istismarlar ve tüm olan biten karşısında afallamış insanlığın utanç kaynağı olacak derece bir şehrin ortasında kalmış gurbetçi köylüler.
her mekana ve koşula adapte olabilen tek varlık insan deselerde bu film için geçerli olmayan durum. geçmişi,toprağı anne kokusunu geride bırakıp umutlarını yarına taşımak ve sonunda delirmeyi seçmek. tıpkı yolunu kaybeden ismini bilmediğim kaldırım üzerinde soğuktan donmuş vaziyette ki sonradan nehre düşen o köylü gibi.
bindikten sonra akbilimin bittiğini ve hiç paramın kalmadığını anlamam sonucu eve dönüşümü beleşe yaptığım toplu taşıma aracıdır.buradan otobüs şoförüne sevgilerimi yolluyorum.
zülfü livaneli'nin ilk film müziğini yaptığı film.
filmin başrollerinde
tuncel kurtiz ve
tunç okan var.
1976 yapımı.
(bkz:
http://www.imdb.com/...)
çok güzel bir konuyu çok güzel bir şekilde işlemiş olsa da,
hayvanca bazı anlatımlar yüzünden türk sinemasının yüz karası diyebileceğim bir filmdir benim için..
tamam, avrupa kültürü yozlaşmış, insanlık kalmamış felan ama; film bunları öylesine bir seviyede anlatıyor ki. sanki stockholm'de herkes ama herkes yoldan sapmış...
yanı başında buzlu göle düşen insana "pis herif" diyenler mi dersin, toplanıp her gece seks partileri düzenleyen onlarca insanlar mı dersin..
yahu metro istasyonunda gezen 7-8 kişiyi korkutmak onlarla eğlenmek için o yaşta adamlar dünyanın neresinde böylesine örgütlenir? maskeler, lastik yemekler bırakmalar felan...abartmanın da sınırı var. film gerçeklikten uzaklaşıyor..
tekrar söylüyorum, avrupanın bazı yerlerinin ahlak yönünden yozlaşmış olduğu açık, hayvanların bile yapmadığı şeyleri yapanlar var. ama bir filmde bir ülke vatandaşları hakkında böylesine sert şeyler anlatılması, hem de tek olumlu bir şey bile gösterilmeden bunun sadece en uc noktalarının anlatılması bence kasıtlı yapılmış bir düşmanlıktan başka birşey değildir...
o güzelim konu, o güzelim oyunculuklar ve o güzelim otobüs, başka amaçlar nedeniyle resmen katledilmiştir..
içinde yıllar geçtikçe çeşit çeşit insan türemiş vasıta. yarı dolu su şişesini takip edip onu yerden almaya çalışmayanından tutun; öndekinin gazetesini okumak için binbir türlü acı çekenine, koridor tarafında oturup bir ayağı koridor tarafında olan diğer ayağı içeride, her daim ayağa kalkıp inicekmiş gibi duran amcalara kadar hepsi mevcut otobüsün içinde. garip lan. özellikle sonuncusuna açıklık getirilmeli diye düşünüyorum. aceleniz nedir? nereye? benim tarafımda da cam var, ordan baksana. niye koridor tarafından bakıyorsun?
aynı adamlar bi de otobüste boş yer bulunca yanınızdan kalkar. "götüm mü kokuyor noldu niye gitti?" diye sormaktan alamazsınız kendinizi.
mükemmel bir kurguya sahip olan
stanislav stratiev oyunu.
otobüste yolculuk eden çeşit çeşit insanlar ve maceraları, hayatları... derken...
otobüs yön değiştirir, olaylar gelişir.
fantastik bir film olarak düşündüm nedense
otobüsü. konu o kadar sıradan, o kadar sade, o kadar gündelik olmasına rağmen gerçekdışıymış gibi. hikaye biliniyor. bir grup anadolu insanı iş bulma umuduyla bir otobüse doluşup stockholm e gider. ardından şoför otobüsü park edilmesi yasak bir yere şehrin göbeğinde bir alana parkeder ve kaçar. bu insanlar da o otobüsün içinde "varolma" çabası verir.
bir çocuk düşünün evin salonunun orta yerine koltuk miderleriyle çadırını kuruyor. evin gürültüsü "büyük" insanların konuşmaları, televizyonda sürekli dönen haberler dört bir yanında ve bunlardan kurtulmak için bir çadır kuruyor. bu çadırı kurarken hayali var, kendine yepyeni bir dünya yaratacak, bambaşka bir yerde kendi olacak. ama bir süre sonra yabancılaşıyor, dışardan gelen anlam veremediği sesler onu ürkütüyor ve o çadırı kurarken ona yardımcı olan hayalgücü tam bu noktada onu yalnız bırakıyor, tıpkı hikayedeki şoför gibi. artık o çadırda tek başına, örtüler arasından dışarı bakıyor, tamamen yalnız, tamamen yabancı ve korkuyor, kurtulmaya çalıştığı şeyler bir yana şimdi alılşması gerekiyor çoğu şeye zira salonun ortasında kurulan bu komik çadıra tepki geliyor dört biryandan. ama o tutunmaya çalışıyor o çadırında "varolmaya" çalışıyor, tamamen yabancı olduğu bu dış dünyaya alışmaya çalışarak. fakat elbette hiç şansı olmadığını anlaması uzun sürmüyor. zira bir kaç saat sonra birileri gelip minderlerini alıp onu salonun ortasında çıplak bırakıyor.
çadırdaki çocuk gibi bu insanlarda yepyeni bir hayat kurma umuduyla gittikleri stockholm de bir otobüsün içinde dış dünyaya onlara tamamen yabancı olan dünyaya alışmaya çalışıyor; kaçarak, saklanarak, üşüyerek ve korkarak. zira dış dünya şimdiye kadar yaşadıkları dünyandan çok daha farklı ve her zamankinden daha acımasız.
milyonlarcamızın yıllar boyu dile getiremekte zorlandığı gerçekleri 30 yıl önce görüntüye yansıtarak, popülist türkleri aşağılama modasından faydalanmadan, her türk insanının kaldıramayacağı bir üslupla ele alan, kimi zaman gerçekçiliğinde üstüne çıkan, hafif kara mizah soslu zehir zemberek bir film.
otobüsün çekildikten sonra, iki isveç polisinin aracın içerisine girdiklerinde karşılarında gördükleri kaçak işçilerin yüz ifadeleri, çaresizliğin ortaya çıkardığı acziyetin kare kare görüntüsüdür. sessizlik orada çaresizliği ifade eder. otobüsten indirilmeye çalışılan kaçakların polise direnmesi, adeta bütünleştikleri sığınakları otobüsten ayrılmak istememeleri oldukça hazin bir sondur. hüzünlendirir.
kandırılan masum köylüler yine kendi ülkelerinin vatandaşı tarafından dolandırılmışlardır. zira, türkün türkten başka dostu yoktur düsturu bir bakıma yalanlanarak, kendimize en fazla zarar verenin yine bizler olduğu kanıtlanmıştır.
düşünüyorum da, eğer polisler gelip onları otobüsten çıkarmamış olsaydı, sonsuza dek orada kalacaklar mıydı?
(7tepe, 13.04.2009 11:18)
içinde şu olaya tanık olduğum araçtır.
kadın: k
kadının yanındaki: ky
bi de otobüstekiler: o
k: (telefonda) alo.. heh.. aaa.. evet yaa nasıl olmuş... vah yazık..
ky: uff. üfff. kapatsa bari ooofff.
k: (telefonda) ay evet yaa yazık olmuş kız onlara da... gidelim gidelim bana da haber verin... tamam gelsinler tabi
ky: (artık dayanamayarak) hanfendi yeterr. kapatır mısınız şu telefonu.
k: dur ayten aricam seni... ne diyorsunuz yahu siz he?
ky: kapatın diyorum yasak yahu bilmiyor musunuz
o: durun yav. yapmayın.
k: sanane be adam. hem baktım ben hani yazmıyo bi yerde
ky: yazması mı lazım: bir ahlak kuralıdır ayıp ya yaşınızdan utanın
k: sen ne biçim bi herifsin yahu. kapa çeneni. ahlaksızım işte. beğenemediysen in hadi.
o: tamam durun yahu
ky: yürü git lan. aç kapıyı aç kaptann. elimden kaza çıkacak şimdi töbee. fısss kapı açılır ve adam iner. ya sonra;
o: inmesi iyi oldu. ne olur ne olmaz. haklı ama erkek yani döver möver ayy allah korusun. neyse kadında sustu.
ve k: (yine telefonda) heh ayten ne diyordum kız...
ahh abi inmeyecektin ki...
uzunca bir süre yasaklı kalmış 76 yapımı tunç okan filmidir. yasaklanma nedeni olarak da türkleri aşağılayıcı yanı olduğu gösterilmiştir; gerçekliği götüne yediremeyenlerin çareyi yasaklama da bulup sonra geri adım atmasından başka bir şey değildir. başarılı filmdir kısaca...
kanal d'nin yeni yarışma programı.
doluşturacaklarmış 7 çiftten oluşan 14 kişiyi bir otobüse o şehir senin, bu şehir benim gezdireceklermiş bir de olmazsa olmaz eleme mevzusu. kendi aralarında oylayacaklarmış bir de sen ben bilmem kaç kısa mesaj karşılığı ücretlendirilecek oylama zımbırtısı.