otobüs   

adana çık aradan

  1. türk dil kurumunun bulduğu ad ile oturgaçlı götürgeç
    (jam23, 27.04.2004 16:08)


  2. kalabalık olduğunda bazı kendini insan zannedenlerin ford mekanı
    (jam23, 27.04.2004 16:16)
  3. şişman limuzin
    (stocky2001, 19.06.2004 17:01)
  4. yüzlerce firması olan insanları, eşyaları, kavuşmaları, sevinçleri, hüzünleri, taşıyan metal ahşap plastik karışımı araçlar. genel olarak uzun süreli yolculuklarda kulanılırlar ve insan vücudu uzun süre sabit kalmaya alışkın olmadığı için rahatsızdırlar, ve koltukların arası her zaman sizin bacaklarınızın ihtiyacından kısadır, gece yolculukları daha da zordur, koridor tarafındaysanız kafanızı koyacak yeriniz olmaz, cam kenarındaysanız ve kafanızı cama dayamışsanız yüksek bir frekansta sekmeye başlar uyuyamassınız.

    bu tür durumlarda otobüs yolculuğunun öğretici ve eğlendirici kısmı başlar; düşünmek ve hayal kurmak, otobüs yolculuklarında neyi hayal ettiğiniz gideceğiniz yere dinlediğiniz müziğe göre değişebilir eğer godfather filminin soundtrackini dinliyorsanız kendinizi bir mafya babası olarak görebilir ve yol boyunca öyle yaşarsınız ya da discman anathema şarkısına denk gelmişse muhtemelen hayatınızın aşkını düşünürken bulacaksınız kendinizi hatta platonikseniz bir anda kendinizi onunla çok mutlu bir çift olarak düşünürken bulabilirsiniz.

    bence ailesinden uzakta okuyan insanları olgunlaştıran en önemli unsur otobüslerdir normal yaşantımızda oturup kendimizi ya da çevremizdekileri düşünebiliyoruz ki. ama dışarda okuyan insanlar bu iç hesaplaşmalarla ve saatlerce düşünebilme fırsatıyla kendilerini ve çevrelerindeki insanları çok daha iyi tanıyabiliyorlar bu yüzden seviyorum otobüsleri.

    otobüsler genelde rahatsızdırlar ama zevkli yönlerinden biri de masmavi denizi ya da bomboş arazileri yine bomboş gözlerle izleyebilmek şansını verir size. deniz kıyısında olan şehirlerde yaşayan insanlar bile hep işleri olduğu için seyredemedikleri denize hiç görmemişcesine saatlerce bakabilir çünkü daha önceleri hep zamanı yoktur hep işi vardır. bu yüzden otobüsler öğretici araçlardır en çok bu yüzden severim otobüsleri zaten.
    (assassin, 24.04.2005 05:41 ~ 05:43)
  5. gençliğimizin çürüdüğü, saatlerimizin ziyan olduğu, taka tuka diye sesler çıkararak yol alan motorlu taşıt, konserve kutusu
    (bkz: yanyana gelen otobüsteki yolcuların kesişmesi)
    (bkz: yanyana gelen araba ve otobüstekilerin kesişmesi)
    (bkz: otobüste insanların birbirini kesmesi)
    (bkz: her şeyi otobüse bağlamak)
    (venom, 29.05.2005 02:38 ~ 06.08.2006 21:56)
  6. insan sağlığının ve anatomisinin baş düşmanlarıdır bu araçlar. evrim sürecinde en önemli görevi, insanların bacaklarının kısalmasına neden olmaktır.
    (assassin, 06.06.2005 10:10)
  7. insanları sardalyaya, kullandıkları aeacı aluminyum saklama kutusuna benzeten şöförlerin yolda birbirleriyle kapışarak yada taşıdıkları yolcuları düşünmeyerek gereksiz sollamalar, sağlamalar, frenler, gazlar yaparak kullandıkları toplu taşıma araçları
    (nesseja, 06.06.2005 10:14)
  8. bir tunç okan filmi.
    çok etkileyici.. oldukça sade olmasına rağmen çok vurucu sahnelere sahip. beni en çok etkileyeni, ilk kaybolan adamın yüzündeki çaresizlik ifadesi ve yardım istediği kişinin kaçarak uzaklaşması..

    toplumsal eleştiri boyutundaysa ben şunları çıkardım: türk milleti olarak "geri kalmışlık" diye söylenegelen şey, hep bir başkası olma çabası ve bu konuda fazlaca umuda sahip olmamız.
    bu adamlar fazla umutlarının kurbanı oldular ve çare tükendiğinde sessizliği seçtiler.. hiçbirinin bir adım atacak cesareti olmadı..
    ve polis gelip onları otobüsten çıkarmasaydı sonsuza dek orda kalacaklardı..

    olağanüstü bir film bana göre..
    yeterli umuda sahip olunduğunda harikalar yaratabilineceğinin kanıtı..
    izleyin, izlettirin derim..
    (betty blue, 06.04.2006 23:16)
  9. tunç okan'ın mükemmel ötesi filmi, tuncel kurtiz ve tunç okan'ın başrollerinde oynadığı bu filmde türk ve avrupa toplumuna göndermeler var. yurtdışına götürülme vaadiyle kandırılan 9 anadolu insanın isveç'te bir otobüsün içinde bırakılıp gidilmesiyle başlayan film, bu 9 kişinin çevreyi keşfi, cehaleti, yoksulluğu ve avrupalıların onlara yaklaşımıyla devam ediyor. sürüden ayrılanı kurt kapar sözünü doğrularcasına oluyor tuncel kurtiz'in soğuktan donarak öldüğü sahne. içinde birçok siyasi gönderme bulunan bu filmde, medeniyet ile barbarlık çatışması; tunç okan'ın eşcinsel bir isveçli tarafından yılbaşı gecesi bir bara götürülmesiyle tasvir ediliyor. açlıktan ölmek üzere olan tunç okan etrafında olup bitene pek dikkat etmiyor, yılın playboyu seçilmek için barın sahnesine çıkan üç beş isveçli genç sırasıyla arabalarının marka ve modellerini söylüyorlar. yılın playboyu seçilen gence devasa boyutta bir penis heykelciği hediye ediliyor ve önceden seçilen kızla herkesin önünde sevişiyor, bütün bunlar olurken tunç okan flashbackler yaşıyor, köyünü tarlasını düşünüyor ve derken çıldırıyor adeta. önünde duran tavuğa saldırıp öyle bir yiyor ki, yıllarca unutulmayacak bir sahnedir bu. o sırada cereyan eden sevişmeyi izleyen isveçliler birden tunç okan'a dönüyor ve ona tiksinerek bakıyor. birkaçı barbar diyor ve tunç okan bar dışına çıkarılarak öldürülüyor. film boyunca bu 9 kişi çeşitli dalga geçilmelere maruz kalıyor avrupalılar tarafından.

    fazla detaya girerek anlatmamın sebebine gelince, bu film avrupa'da başta isveç olmak üzere büyük yankılar uyandırıyor ve ödüller alıyor. türkiye'de ise yasaklanıyor, sansüre uğruyor. sansür nedenleri ise oldukça komik. filmin başında yemek molası verdiklerinde 9 kişiden birisi, diğerleri yemek yerken işiyor ve gelip yemeğe başlıyor. sansür kurulu bu durumu türkleri pis insanlar olarak gösterdiğini düşünüyor. bir diğer sansür nedeni ise yine bu yemekte bu 9 kişinin yediği kuru ekmek ve acı soğan. burada da türklerin beslenme alışkanlığını olumsuz gösterdiğini düşündüklerinden sansürden çekinmiyorlar.adamlar orada yoksulluğu oynuyorlar ama kuzu çevirmeleri gerekiyormuş demek ki.

    sözün özü izlenmesi gereken türk filmlerinden biri olan otobüs, gerek film olarak gerekse filmden sonra olanlarla medeniyet kavramını düşünmeye itiyor insanı.
    (seth mescaline, 04.07.2006 03:02)
  10. istanbul elektrikli tramvay traleybüs işletmeciliği tarafından a noktasından b noktasına toplu taşınmamız için satın alınmış araçlara verilen isim. halen zangır zungur 1985-1986 yapım ikarus olanları bol bol gezip tozmaktadır şehri şehirimizde. yeni alınmış yeşil, havalı, 750 amortisörlü, özellikle de körüklü olanlarında da havalandırma problemi sebebiyle yolcularının zaafiyet geçirdiğine rastlanmıştır.
    (ynitm ynits, 04.07.2006 03:15)
  11. iett'nin olanlarında altın gününden gelen işine gelince yaşlı teyzelerin yer istediği 7 saat derste kafası sikilmiş genclerin ayakta gittiği taşıt
    (vidanjör, 02.01.2007 13:39)
  12. istanbul da ulaşım için kullanılırken vasıtadan ziyade işkenceye dönen götürgeç. sabah ve akşam iş saatlerine denk gelindiğinde hayattan bıkmanıza bin türlü küfür sarfetmenize ve birden çok kişi ile akraba moduna girmenize, girmemize neden olan; uzun, birçok koltuğu olan genelde buhran geçirilen...
    (bthn, 02.01.2007 19:46)
  13. hiçbir zaman beklenen otobüs gelmez,
    her zaman beklenen otobüs bir sefer beklenmeyip başka bir otobüse binilecekse bu sefer hemen her zaman beklenen otobüs gelir,
    her otobüse mutlaka akbili biten ve yanında bilet olmayan bir insan biner,
    daha kötüsü birkaç insan da binebilir, bunların her biri ayrı bir mevzu yaratır,
    her zaman otobüsün en hareketli insanı yanınıza oturur, bir sağa, bir sola döner hareket eder,
    herkesin mutlaka tanımadığı bir insan omzunda uyumuştur,
    kışın kimse hasta bir insanla aynı havayı tenefüs edip hasta olmaktan korkmaz da camları açıp üşümekten korkar,
    mutlaka yaşlı bir teyze veya amca yer vermeniz için tepenizde dikilir hatta bazıları bacağınızı dürtükler ufak ufak yer vermeniz için,
    otobüste ders çalışanlara, ders notlarına göz gezdirenlere bakılmazken kitap okuyanlara cüzzamlı muamelesi yapılır,
    akşam 10 dan sonra binildiğinde mutlaka birinden alkol kokusu gelir...

    kapısından giren birçok insanın dışardaki bütün değerlerini hiçe saydığı ender yerlerden biridir otobüs, apayrı bir dünyadır...
    (bouboulına, 14.04.2007 22:49)
  14. şöförünün hız denemesini kaldıramayacak olan cüssesi ve yaşından ötürü çıkardığı seslerle, midesi açlıktan böğürdeyen ve kapanına kıstırdığı insanları yutarak açlığını gideremeyip kendini çılgınca bi sonraki durağa atan doymak bilmez yaratığı andırır.
    (jane jones, 30.05.2007 21:45 ~ 21:46)
  15. (bkz: belediye otobüsü)
    (emrede, 01.06.2007 00:11)
  16. projedir. ömrümü yemiştir.

    şehir içi toplu taşımada kullanılanlarının türlü türlü standartı vardır. boyu üç metreyi geçemez. standart olanlarının uzunluğu 12 metredir, körüklüler ise 16 metreyi bulmaktadır. genişliği ise maksimum 2550 mm olabilmektedir ancak aynalar bu genişliğe dahil değildir. kapı genişlikleri genellikle 100 cm ile 140 cm arasında değişmektir. motorları aracın arkasında bulunur. şu bizim yeni citerolarda dik motor diğerlerinde de genellikle yatık motor bulunmaktadır. ayrıca citerolar super low floordur yerden yüksekliği yaklaşık 25 cmdir.
    (elisa day, 01.06.2007 00:26)
  17. objektif'in sokağın sesi albümündeki açılış şarkısı. sözleri ve müziği vecdi yücalan'a ait.

    gecenin aydınlık yüzü
    belki de her şeyin son sözü,

    bu duraktan kalkar otobüs,
    bu duraktan kalkar otobüs.

    aynanın arkasındaki flu yüz kimin?
    aynanın arkasındaki flu yüz kimin?

    bu duraktan kalkar otobüs,
    bu duraktan kalkar otobüs.
    (cisim tamlaması, 16.06.2007 01:47)
  18. otobüslerde sinir oldugum bi durum var. dolu bi otobüste kapı önünde ya da kapıya yakın bi yerdeyseniz mutlaka biri gelecek ve "dügmeye basar mısınız?" diyecektir. hep olur bu, bu normal. bu olaydan sonra, dügmeye basıldıgını görmesine ragmen, o durakta inecek olan herkes kapıya geldiginde dügmeye tekrar basar, basmasa da "basıldı mı?" diye sorar. lan, bosuna mı koymuslar o kırmızı ışıkla koskoca ışıklı duracak tabelasını oraya?! kafanı kaldırıp bakmak bu kadar mı zor? hayır, hadi bu neyse; yurdum insanı bu, konusmak kaynasmak ister. ama bu kadar mı güvenilmez duruyorum da tekrar tekrar basıp duruyorsunuz? bi de bunların arka arkaya basan modelleri var, cok feci. yetti be!!
    (andromeda, 03.08.2007 14:12)
  19. son dönemde türk sinemasından umudumu kaybetmeme rağmen hala bir şeyler var olduğunu hatırlatan tunç okan filmi. süresi 74 dakika olmasına rağmen hazmetmesi 740 dakika süren bir filmdir ayrıca. konu oldukça basit hatta sıradan. bir kaç köylünün gurbet yoluna düşmesi ve aldatılışları. görünürde şener şen-ilyas salman filmleri gibi gözükse de olayların dramatize ediliş şekilleri çok farklı.


    minimal derecede işlenmiş bir konu var karşımızda olayları replikler konuşmalar olmadan bile izleyebilirsiniz. aynı gerilimi vereceğinden kuşkum yok. nasıl bir ceylan annesinden doğar doğmaz afallarsa yere düşüyorsa öyle düşüyor otobüsteki yolcular, ancak bir daha kalkmamak üzere. gittikleri yer medeniyetin beşiği sayılan isveç. ne var ki her biri kendi köşesine çekilmiş insanlar medeniyeti buldum niye cıbıl cıbıl gezenler ve ileri derece cinsel istismarlar ve tüm olan biten karşısında afallamış insanlığın utanç kaynağı olacak derece bir şehrin ortasında kalmış gurbetçi köylüler.

    her mekana ve koşula adapte olabilen tek varlık insan deselerde bu film için geçerli olmayan durum. geçmişi,toprağı anne kokusunu geride bırakıp umutlarını yarına taşımak ve sonunda delirmeyi seçmek. tıpkı yolunu kaybeden ismini bilmediğim kaldırım üzerinde soğuktan donmuş vaziyette ki sonradan nehre düşen o köylü gibi.
    (genius kusagami, 28.09.2007 21:07)
  20. bindikten sonra akbilimin bittiğini ve hiç paramın kalmadığını anlamam sonucu eve dönüşümü beleşe yaptığım toplu taşıma aracıdır.buradan otobüs şoförüne sevgilerimi yolluyorum.
    (una furtiva lacrima, 10.06.2008 23:01)
  21. zülfü livaneli'nin ilk film müziğini yaptığı film.
    filmin başrollerinde tuncel kurtiz ve tunç okan var.
    1976 yapımı.

    (bkz: http://www.imdb.com/...)
    (marjane und eudaimonia, 11.08.2008 14:23 ~ 14:23)
  22. çok güzel bir konuyu çok güzel bir şekilde işlemiş olsa da, hayvanca bazı anlatımlar yüzünden türk sinemasının yüz karası diyebileceğim bir filmdir benim için..

    tamam, avrupa kültürü yozlaşmış, insanlık kalmamış felan ama; film bunları öylesine bir seviyede anlatıyor ki. sanki stockholm'de herkes ama herkes yoldan sapmış...

    yanı başında buzlu göle düşen insana "pis herif" diyenler mi dersin, toplanıp her gece seks partileri düzenleyen onlarca insanlar mı dersin..

    yahu metro istasyonunda gezen 7-8 kişiyi korkutmak onlarla eğlenmek için o yaşta adamlar dünyanın neresinde böylesine örgütlenir? maskeler, lastik yemekler bırakmalar felan...abartmanın da sınırı var. film gerçeklikten uzaklaşıyor..

    tekrar söylüyorum, avrupanın bazı yerlerinin ahlak yönünden yozlaşmış olduğu açık, hayvanların bile yapmadığı şeyleri yapanlar var. ama bir filmde bir ülke vatandaşları hakkında böylesine sert şeyler anlatılması, hem de tek olumlu birşey bile gösterilmeden bunun sadece en uc noktalarının anlatılması bence kasıtlı yapılmış bir düşmanlıktan başka birşey değildir...

    o güzelim konu, o güzelim oyunculuklar ve o güzelim otobüs, başka amaçlar nedeniyle resmen harcanmıştır..
    (insansevmeyenhayvan, 11.10.2008 16:39 ~ 16:41)