osmanlıca öksüz bir dildir esasında. sahipsiz bir dil. onu aşağıda bir anlamda izah etmeye çalışacağım yalnız aslı osmanlıca mı osmanlı türkçesi mi vs. gibi bir tanımlamaya gitmeden önce şunu iyice ayırt etmemiz lazım:
"osmanlıca bir milletin değil bir imparatorluğun diliydi."
bu karma dil söz konusu coğrafya içinde farklı bölgelerde farklı yüzdeliklere haiz bir şekilde konuşuluyordu. dolayısıyla osmanlı türkçesi kadar osmanlı arapçası osmanlı farsçası gibi birşeyden de bahsetmek mümkün. arap alfabesinde p sesi yoktur mesela ama osmanlıca'da vardır. türkçesini korumak gibi bir kaygısı olmadığı gibi arap olmak gibi bir arzusu da yoktu osmanlı'nın. bu bir ihmal olarak görülmemeli zira bugün ki anlamda milliyetçilik dediğiniz şey çok yeni bir kavram. insanlar itikadlarınca sınıflandırmaya tabîydiler ve hakim kısmı islâm'ı benimsemiş bir toplumda bu tür bir kayma kaçınılmazdı.
attila ilhan iki meseleden bahsetmişti. aklımda kaldığınca anlatayım:
şair bir şiir okumuştu. (aklımda değil, aklımda kalması da mümkün değil) bana sorsanız arapça derim ben. o da öyle dermiş:
"ancak bir arap'a okursak anlar bunu, bu bizim dilimiz değil"
birgün bunu test etme imkânı bulmuş ve bahsettiği şiiri birkaç arap'ın olduğu bir ortamda okumuş. "hayır bu arapça değil" demişler. "andırıyor ama arapça değil." (1)
bir başka olaydan bahseder şair sonra. fransa'da kaldığı bir dönem fransız arkadaşlarıyla yaptığı bir konuşmasında fransa imparatoru'nun zamanında kanuni'den yardım istediğini iddia eder. fakat buna inandıramaz fransız arkadaşlarını. fransız bir türkologa giderler ve ondan bu konuyu açıklığa kavuşturmasını isterler. o mektubun o zamanın fransızcasıyla yazılmış bir kopyasına bakarlar. şairin burda dikkatini çeken mesele şudur:
"lise düzeyinde eğitim almış üstelik tarih bilgilerinin de çok da üst düzeyde olmadığı malum fransız gençleri, yüzyıllar önce yazılmış fransızca bir metni hem okuyabiliyor hem de anlayabiliyorlardı; ama genç bir türk bırakın osmanlıca'yı 50 yıl öncesinin türkçesini dahi anlamak için sözlüğe muhtaçtı." (2)
ne acıdır ki bugün kendi tarihimizi okumaktan aciz bir durumdayız. durumun vahametini göstermesi açısından bir örnek vermek gerekirse 'nutuk'un bile türkçe'den türkçe'ye (bkz:
söylev) çevirisi yapılıyor, yapılmak durumunda kalınmış. gidişat odur ki korkarım daha çok çevirisi yapılacak.