yıllardır belli aralıklarla, osmanlı devleti’ni kötülemek, padişahlarını; hainlikle, zevk safa içinde olmakla, içki içmekle daha nice akıl almaz ithamlarla aşağılamak gelenek halini aldı. osmanlı devleti’nin kendi milletine ve diğer milletlere hizmeti, dünya barışını, huzuru, güveni sağlamaktaki katkıları ortadayken; padişahların, yukarıda iddia edilen hususlarla uzaktan yakından ilgileri olmadığı tarihî bir gerçek iken bu rutin saldırıların sebebi neydi?
öğrencilik yıllarımdan beri hep bu sorunun cevabını aradım. sonunda buldum. sorunun cevabını zamanın cumhurbaşkanı sayın süleyman demirel, osmanlı’nın 700. yıl kutlamaları münasebetiyle 4-8 ekim 1999 tarihleri arasında yapılan xııı. türk tarih kongresinde veriyordu. sayın demirel yıllardır merak ettiğim sorunun cevabını özetle şöyle veriyordu:
“cumhuriyetin kuruluşundan bu yana osmanlı kötülendi. bunun bir sebebi vardı. din kuralları ile idare edilen bir devletin yerine, batı hukukunun esas alındığı türkiye cumhuriyeti kurulmuştu. yeni devleti oturtmak, sağlamlaştırmak için böyle yapılmak mecburiyeti vardı. artık cumhuriyet oturdu. tehlike kalmadı. hâlâ osmanlıyı kötülemeye devam etmenin bir manası kalmadı. bunun kimseye faydası yok...”
bu cevaba paralel bir hadiseyi de hanedan mensubu rahmetli fethi sami bey’den birkaç yıl önce bizzat dinlemiştim.
fethi sami bey ve ailesi, 1922 yılında kendi istekleri ile yurt dışına çıkarlar. babası sami bey, bir osmanlı zabiti. avrupa’da iken, türkiye’de hanedan mensuplarına çok ağır suçlamaların yapıldığını üzüntüyle takip ederler.
kırklı yıllarda, zamanın dışişleri bakanı tevfik rüştü aras bir toplantı için almanya’ya gider. sami bey aynı zamanda sınıf arkadaşı olan ve kendisini çok yakından tanıyan tevfik rüştü bey’i bir toplantıda yakalayıp herkesin duyabileceği tonda bir sesle şöyle der: “tevfik rüştü bey, sen benim çocukluk arkadaşımsın. beni ve mensubu olduğum hanedanı çok yakından tanırsın. herkesin huzurunda sana soruyorum: ben ve babam hain miydi, dayım sultan vahidettin hain miydi?”
dışişleri bakanı t. rüştü aras şöyle cevap verir:
“hâşâ, hâşâ, sümme hâşâ! ne siz hainsiniz, ne de diğer hanedan mensupları. asırlarca türk milletine hizmet etmiş çok değerli bir hanedansınız. ancak şunu unutuyorsun sami bey. biz bunları söylemeyip de sizi methetseydik, bize demeyecekler miydi, ‘bunlar madem bu kadar iyi insanlardı, niçin yurt dışına gönderdiniz? niçin yeni bir devlet kurdunuz?’ özür dilerim, yeni devleti kabul ettirebilmek için bunları söylemek zorundayız...”
hanedan mensupları bunun farkındaydılar. asırlarca, halkına, hatta bütün milletlere hoşgörü ile yaklaştıklarından, başlarına gelen bu hadiseye de hoşgörü gösterdiler; tevekkülle karşıladılar. ömürleri boyunca, türkiye cumhuriyetinin aleyhinde en ufak bir faaliyette bulunmadılar.
http://www.turkiyegazetesi.com.tr/...
edit: kendilerini savunacak durumda olmayan tarihî şahsiyetler hakkında ileri geri konuşmak insana yakışmaz. hele dedikodu ve iftirâdan kaçınmanın, sadece dinî değil, herkesin uyması gereken ahlâkî bir vecibe olduğu unutulmamalıdır.