iyi bir felsefeci. kitaplarını 18 yaşımda okumuştum, "adam muhteşem,serisini yapacağım" demiştim. meğerse felsefi düşünmeyi öğrenmişim, nietzsche'yi anlayabildiğimi görünce aruoba bitti benim için. kitaplarını okumayı bıraktım. çok yönlü düşünmeyi öğretir oruç aruoba, felsefeye yeni başalayanlar için şiddetle tavsiye edilir. özellikle "de ki işte" kitabı bu konuda aşmış bir kitaptır. "hani" de en iyilerdendir. aşk üzerine düşünmek isteyenler için de "ile" kitabı vardır.
şair denilebileceğini sanmıyorum onun için, şiir kitabı çıkarsa da kitapların içindekiler pek bir şiir özelliği göstermez bana göre.
onun dışında son derece sevimli ve sempatik bir tipi vardır...
ile, ilişki defteri diye bir kitabı vardır ki, bütün aşklarınızı sorgulamanıza sebep olur. önce herşeyi bir bir yığar avuçlarınıza., sonra da "görüyor musun sevgili okur, bunlar bile yalan aslında" diyerek herşeyi geri alır., bitirdiğinizde ilişkileriniz içindeki her söze dikkat eder, söylenilen her sözden başka birisinin asla anlayamayacağı yaklaşımlar yakalarsınız.
güzel haiku'ları da vardır bu pos bıyıklı adamın. ile, olan, de ki işte, mutlaka okunmalıdır.,
çevirileri sayesinde nietzsche'nin kitaplarını gönül rahatlığıyla okumamı sağlayan, özellikle "de ki işte" kitabında neredeyse her cümlenin altını çizdiğim, kelimeleri toplayıp çıkartıp çarpıp bölerek anlamak için çaba gösterilmesi gereken analitik şiiri ortaya çıkarttığını düşündüğüm kişi.
"ile" kitabı ile bir insan bir aşkı bu kadar derin ama bu kadar yüzeysel, bu kadar garip ama bu kadar normal, bu kadar duygusal ama bu kadar güçlü yaşayabilir mi dedirten yazar.onun damakta bıraktığı tadı daha hiç kimsede bulamadım.
beynimin çalışmadığını düşündüğüm, kafamın bulanık olduğu zamanlarda, en fazla ihtiyaç duyduğum kitapların yazarı.
kitapları adeta ilaç gibi gelir, hemen toparlanmamı sağlar..
"şiirin olduğu yerde felsefeye gerek yoktur" demiş olan felsefeci. onun şiirlerini okudukça şiir sözcüğünün "şuur" kökünden geldiğini söyleyen dilbilimcilere inanası gelir insanın.
yaşam ile yaşamak arasında aslında çok büyük bir fark olduğunu anlatmaya çalışmış ve ancak bunun farkında olunduğu takdirde bu iki kavramın hakkının verilebileceğini söylemiştir dizelerinde. kanımca, bu toprakların yetiştirdiği, asım bezirci ile birlikte en bir özel ve en bir okunulup ciddiye alınası filozofların başını çekendir.
şöyle demiştir:
herşeyden önce unutmamalısın ki, '' yaşam '' zordur.
'' yaşamak '' ise kolaydır;
sana sen istemeden verilmiştir, sana verilen kadarı da koşulsuz, öylesine, senindir.
kolayca, hafifçe...
ama yaşam hazır verilemez sana.
sana hazır verilen her '' yaşama biçimi '' de,
sana aykırıdır.
seni aykırı ve çarpık bir hale sokar,
ona uyarsan.
yaşam,
senin, verilmeden yapmayı öğrenmen gereken bir şeydir.
senin, kendi başına arayıp bulup, kurmak zorunda olduğun birşey...
bu da, işte, zordur.
üstelik, neyi arayacağın, neyi araman gerektiği,
neyi bulursan '' doğru '' yu bulmuş olacağın,
neyi nereye kadar kurabileceğin,
bütün bunlar konusunda da hiçbir ipucu verilmeyecek sana.
bu konuda sana verilmeye çalışılacak bütün '' telkinler ''
'' yol göstermeler '' de,
daha başından,
aykırı ve yanlış olacak.
"yürüme" isimli kitabında uygar insan üzerine yazdığı fikirleri arasında “anlam üzerine yoğunlaşan insandır uygar kişi” demesinin kendisi de tanımladığını sandığım düşünürdür.
kendi olarak, sana gelen-
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen-
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen-
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan- -
o, işte...
t.e.d. ankara koleji 'ni bitirdikten sonra hacettepe üniversitesi psikoloji yüksek lisansı'nı aldı. aynı üniversitede felsefe bilim uzmanı oldu, felsefe doktorasını tamamladı ve öğretim üyeliği yaptı (1972-1983). tübingen üniversitesi (f.almanya) felsefe semineri üyeliği (1976-1977) ve victoria üniversitesi (y.zelanda) konuk öğretim üyeliğinde bulundu (1981). çeşitli basın organlarında yayın yönetmenliği, yayın kurulu üyeliği ve yayın danışmanlığı yaptı. birçok dergide yazı ve çevirileri yayınlandı; şimdi serbest yazar olarak çalışıyor.
yayınlanmış kitapları:
tümceler, (1990),
de ki işte (1990),
yürüme (1992),
hani (1993),
ol/an (1994),
kesik esin-tiler (1994),
geç gelen ağıtlar (1994),
sayıklamalar (1994),
uzak (1995),
yakın (1997),
ne ki hiç (1997 haikular),
ile (1998)
david hume'un bilgi görüşünde kesinlik (1974), nesnenin bağlantısallığı (hume-kant-wittgenstein (1979),
a short note on the selby-bigge hume (tebliğ, edinburgh 1976),
the hume kant read (tebliğ, marburg 1988) akademik yayınlarıdır.
ayrıca hume, rilke, wittgenstein, nietzsche ve celan'dan kitaplar çevirdi.
**
ayrıca nietzche çevirileri çok başarılıdır. her yazdığı, her söylediği, bir ders gibi görünse de, aslında yol göstermekten başka amacı yoktur belki de.
"çıkarlarımızı dostluğun dışına, dostluklarımızı çıkarın dışına çekip
atamayız bir türlü. çıkar uğruna dost olmasak bile, çıkarlarımız sırıtır hep dostluklarımızın içinden..."
''geceyi düsleriz gündüzken,
geceyken de gündüzü,
yitirebileceklerimiz yitiktir
onlardan uzaktayken ama
özleriz, döneriz yeniden
yitirmeden
yitirebileceklerimizi
yitiremediklerimize''
devamlı düşünmek zorunda bırakan,cümlelerine bağımlı kılan saygı duyulası ayakta alkışlanası düşünce adamı.
"yaşamında, genel çizgilerinde,
üç tür şeyle karşılaşacaksın:
1) gelip geçmiş şeyler.
2) gelip geçmemiş şeyler.
3) gelmeyip geçmiş şeyler.
bütün 'şey'lerin, geçmiş ya da geçmemiş,
ya da hiç geçmemiş olacak.
(dördüncü durumla-'mantık'- sırası içinde
sonuncu olması gereken 'şey'lerle-ise,
hiç karşılaşamayacaksın:
4) gelmeyip geçmemiş şeyler''
yaşamında, şunları da yaşayabileceksin;
1) birisini, ona söyleyecek bir şey bulamadığın için,
aramak.
2) birisini, onu artık görmeyeceğini söylemek için,
beklemek.
3) birisini, onu artık görmemeye dayanamadığın için,
terketmek.
neler yaşamayacaksın ki!..."
okumaktan bıkmadığım, bıkmayacağım felsefeci, yazar, şair.
en çok kullanılan kelimelerle öyle güzel oynuyor ki diyecek bir laf kalmıyor.
"yaşamın, kendi kendine ağırlık haline getirdiğin şeylerin altında ezilmenin süreci olacak.
yaşamı 'hafifçe' yaşayabilseydin, yaşamın olayları da uçup giderler, sana yük olmazlardı
- ama o zaman da, ucuçu, boş olurdu yaşamın.
bu yüzden, yaşadığın her olayı 'ağır'laştıracaksın;
ki uçup gitmesin, omuzuna çıksın;
sen de önün yükünü taşıyasın.
yaşaman, yaşamın yükünü yüklenmek olacak.
yaşam, yükleneceğin yüktür.
yaşamın, yükündür. "