bu günlerde çarşısı boyun bağlarıyla
* dolmuş, taşmış semttir. kışa giriş böyle oluyor zahir. yanısıra şapka, eldiven, tozluk gibi nesneler bulabilmek de mümkün tabii.
geçen hafta bu boyun bağları konusunda gözü dönmüş bir arkadaş ile
* dolandık bir kaç saat bu tezgahlar önünde. esnaf bir acayip. hepsi beyoğlu'ndaki rakiplerine takmış bir kez. onların ekmeğine göz dikmiş kafadan.
"ablacım, aha git, beyoğlu'nda 35 liradan aşağı bulamazsın valla."vari cümleler dinleye cevaplaya, dört beş tane aldık biz bunlardan. en son birine bakarken, "diğer aldıklarınıza bakabilir miyim?" dedi tezgahtaki orta yaşlı, kır saçlı bayan. biz de iyi niyetliyiz ya, al bak, dedik. birini alıyor, yüzünü bi tuhaf buruşturuyor böyle "ımm.." yapıyor, diğerine geçiyor "ay bunun renkleri ilk yıkamada birbirine karışcak biliyorsun değil mi?", bir başkasına geçiyor "aaa.. bunu hiç rahat kullanamayacaksın, buruşcak bu hep, sinirlerin tepene çıkacak.", diğerine bakıyor "e, bu fena değilmiş, bu kadar şeyin içinde bi bunu biraz eli yüzü düzgün almışsınız." diyor ve bitiriyor konversasyonunu. elimde bakıp bakıp buruşturup tıkıştırdığı boyunbağları ile dolu poşetler, kolumda gözü yaşlı bir arkadaş, gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum. güldüm ama sonra, hırs insana neler yaptırıyor.