özellikle
stronghold severlerin daha bir şiddetle gerçekleştireceği eylem.
ileri teknolojinin olmadığı yerde yaşamak istemektir. cep telefonuyla mesaj atmaktan bıkmışların, internetten bayılmışların, medyadan illallah diyenlerin dileğidir. ortaçağ 21. yüzyıldan uzaklaşmayı hayal edenlerin aklına gelen ilk dönemdir. korkutucu, gizemli ve çekicidir.
etraftakilerin sürekli neden? diye sorma sebebidir.
şimdi arkadaşım,takmşısınız bir karanlıktır bilmem nedir,ama ortaçağ pek çok fikrin öne sürüldüğü,sanatta en önemli gelişmelerin olduğu dönemdir..dini baskı sanatta sembolizmi tetiklemiş,sembolizm ise o mistik havayı yaratmıştır.sanatçılar çeşitli simgelerle düşündüklerini belli etmeye çalışmışlar,bu da insan zihninin yaratıcılığını yadsınamaz bir şekilde gözler önüne sermiştir.şahsen,ben önemli düşünceleri çat diye söylenen tiplerden hoşlanmam,biraz dolambaçlı,biraz şifreli olmalı herşey..bu yüzden çekici geliyor belki de..tüketilmişliğe olan değişmez soğukluğum ortaçağ'da yerini teslimiyet ve karanlık bir huzura bırakıyor..
herşey daha asil,görkemli..biraz da anlaşılmaz..şimdiki gibi yapış yapış,vıcık vıcık değil..
sevemedim ben bu yüzyılı,hala zaman makinesini beklemekteyim..
elektrikler kesildiği zaman depreştiği bilindik bir gerçektir. elektrikler geri gelince edison'a iki fatiha okununca yitip gider.
büyüsü bozulmuş modern dünyada debelenen insanoğlunun meşru bir arzusu olarak addedilebilecek bir tutumdur.
(katip, 13.10.2009 20:05 ~ 20:05)
ortaçağın sözde karanlığına gelirsek, söz konusu yakıştırmanın bir mübalağadan ibaret olduğunu belirtmek gerekir. malûm, tarih hep bugünün gözünden yazılır.
bu noktada,
ortaçağda entelektüeller adlı kitaptan aklımda kalanları paylaşmak isterim.
öncelikle ortaçağ toplumları, gayet "konuşkan", ses çıkaran, muhalefet eden insanları ihtiva ediyordu ki tam da bu nedenle, gerçekleşmiş çok sayıda idamın en azından bir bölümünün bu çok sesliliğe dayandığını görüyoruz.
kaldı ki "karanlık" ortaçağın "hocaları", fikirlerini öğrencileriyle paylaşan ve tartışan kişilerdi. o dönemde resmedilmiş tabloları incelediğinizde, etrafında öğrencileriyle çevrelenmiş öğretmenleri göreceksiniz; zira skolastik yöntem, her ne kadar son döneminde aşırı biçimselleşerek saçmalık düzeyine erişmişse de, tartışmaya dayanırdı -monoloğa değil.
antik yunan eserlerinin yeniden keşfedilmesiyle birlikte
rönesansa geçilmiş, yeniden-doğuş gerçekleşmiştir. dönemin sanat eserlerinde görülen rönesans aydını, kitaplarıyla dolu odasında dirseklerini masasına dayamış, meditasyon hâlinde ve en önemlisi yalnız olarak resmedilir. o artık ezoterik bilgileri haiz, seçkin ve maalesef yalnız bir alimdir.
ortaçağ entelektüeli kendini emekçi olarak görürken, tıpkı diğer zanaatkârlar gibi loncalar hâlinde örgütlenir, ders ücretleri gibi konularda haklarını savunurken -ki ilk üniversite xiii. yüzyılda paris'te, söz konusu loncaların birleşmesiyle kurulmuştur-, rönesans entelektüeli, antik yunan felsefesinin etkisiyle kendini -haşa- zanaatkâr olarak görmeyecek, felsefeyi çalışmakla edinilen bir beceri değil fakat tanrı vergisi olarak ele alacaktır.
tam da
platon ve
aristoteles değil miydi, çalışmak rezalettir diyen? öyle ya, çalışmanın köle işi ve köleliğin doğal bir gelenek olduğu antik yunana bir geri dönüşün inşa ettiği bir bağlamda türemiş rönesans aydını, elbette kibirli, yalnız ve seçkin olacak, bilgilerini ayak takımıyla paylaşmayacaktı.
öğrencileriyle tartışmayacaktı.
bunlar "karanlık" ortaçağın işiydi.
(katip, 13.10.2009 20:25 ~ 14.10.2009 00:07)
işkencelerdeki çeşitlilik nedeniyle istenilen eylem.
(bkz:
sadist insan isteği)
(bkz:
ben)
tek nedeni geniş
basenlerdir. evet
ortaçağda herşeyi o kabarık elbiseler altına saklamak mümkün. evet hepsi
patates kızartması-
fast food yüzünden.
miyop, hipermetrop gibi göz kusurlarına sahip olanların sahip olamayacağı düşünce. geriye kalan hayatınıza "neredeyse kör" olarak devam etmek istiyorsanız başka tabi.
huzur içinde yaşamak istemektir. şehir hayatı, trafik stresi, kirli hava yoktur. köyde doğulur, köyde büyünür ve köyde ölünür. evlendiğiniz kişi muhtemelen çocukluk aşkınız olur. çocuklar büyüyünce ne olacaklar diye bi stresiniz olmaz çünkü erkekse babasının işini yapar, kızsa evdeki işleri yapar. işler hiç komplike değildir, ağır saban bulunduysa onunla yoksa daha ilkel aletlerle tarım yapılır, toprak sürülür duruma göre yağmurun yağması ya da yağmaması istenir. para biriktirmek, kar elde etmek gibi bi stres yoktur, çünkü ne alıncak bi 4çarpı4, ne residenceda kiralanacak bir daire ne de salonun ortasına konacak bir plazma tv vardır, daha da önemlisi, bunları alırsanız sizin daha mutlu olacağınızı kafanıza kazıyan reklamlar da yoktur.
gazete okuyup televizyon izlenerek stres olunmaz çünkü okuma yazma bilinmez. dininize göre ya hoca ya da rahip çıkıp size bişeyler söyler sizde onlara inanır mutlu olursunuz, hiçbişeyi sorgulamaz hiçbişey düşünmezsiniz. böyle keyifli bir yaşamdır ortaçağda yaşamak. rousseau'nun dediği gibi, modernleşmeyle insanlık daha mutlu bir hayata kavuşmamış, daha çok rezilliğe mahkum olmuştur.
annemin asla yanaşmayacağı istekdir. dizi filmin jeneriğinden yakalamazsa seyretmiyor filmi. ne o başını bilmiyon sonunu bilmiyorsun ortasından film mi seyredilirmiş der kapatırdı. hayır ben yaşayayım desem ona izin vermez eminim. filmi bize de seyrettirmezdi.
düşündüm de türk halkının büyük kısmı da yanaşmaz bu fikre. misal ben hiç çarşamba günü diyete başlayanı görmedim. hep pazartesidir diyete başlama günü..
hülasa biz türkler iyi başlarız. kötü bitiririz. bize şöyle ilk çağ filan lazım. dağları eritelim. aşıları keşfedelim. yoğurdu bulalım.
öyle yani...
ortaçağ'da yaşamayı sadece
ortaçağ avrupası nda yaşamak olarak algılamış arılarımızın hakkında bir güzel konuştukları eylemdir.
halbuki ortaçağ nerede, kime göre ortaçağdır. çağların birbirinden tamamen batılı toplumların yaşantı ve gelişmeleri göz önünde bulundurularak ayrıldığını unutmamak gerekir.
eğer ki ortaçağ dan "karanlık, korkutucu, kötü" bir çağ olarak bahsediyorsak bizim için bu çağ kavimler göçü ile değil,
osmanlı devleti nin çöküşe geçmesi ile başlar. ha ama yok ben illa ki de
engizisyon istiyorum, canım da ne biçim
cadı avı çekti diyorsanız o zaman avrupa'nın ortaçağı sizin için uygun olacaktır.
veba, sıtma, darağacı, işkence vs. yöntemlerle ölmemiz muhtemel, yaşasak da çoğumuzun fakir köylü ya da köle olacağını varsayarak sanırım soylu olacağına inanların isteğidir bu ya da reformlar uğruna kendini feda etmek isteyenlerin.
ilkel yaşama özlem duyan bir insan olarak daha gerilere gitmek isterdim ben oysa.
kadınların böyle bir istekte bulunması oldukça zordur zira "cadı" diye yakılma ihtimalleri oldukça fazladır.. diğer bağnaz ve gerici faliyetleri sıralamak ya da hatırlamak istemiyoruz.. farelerin cirit attığı o sular içerisinde çıplak ayakla yürümek gibi bir fanteziniz mi var kuzum?
esasında şahsım ilk çağın romasında konsül olarak hayatımı güdüp gayet içten gelerek 'dostlar, romalılar yurttaşlar ne olacak bu emeklinin hali? tüyü bitmemiş yetimin, dulun hali? sezar sezar akıllı ol bu kepazeliği çöz, çözmezsen eğer oraya çağrırım hanibali uçan fili dumboyla seni tokat manyağı yapar' deme hüriyetine malik olmak istesem de esasında ortaçağda fena bir çağ değildir.
mesela kefere avrupalılar etlerini saklıyamadıklarından dolayı sakladığı etlerin üstünde cürük kokusundan dolayı baharata ihtiyaç duyduklarından dolayı bharat fdiyatları fevkalade yüksek olurdu. bol bol kefereye baharat gazlardım. hatta arada kiremit tozunu acı biber diye yutturup zabıta ekiplerinin başı burgonyalı uğur dündaritasten'in şerrinden korunmak için bir mstıra sığınıp olay unutulduktan sonra gider papaz olurdum.
çörekçiler ile üzümcülerin harbinde manastırın o güzelim bağlarını yağmaya gelmiş olan çörekçileri bir güzel değneğimle kovalar aman peder efendi gözüm peder efendi diyerek aman dileyen terbiyesiz çörekçi neferinin 'manastırın üzümlerine dadansında götüm götüm gidersin böyle hamşo' diyerek değneğimi kafasına geçirir kafasını ikiye geçirirdim.
gargantua bu savaştan sonra sonra bana bir manastır yapmam için hazine tahsis ederdi bu manastır theleme manastırı olarak tarihe mal olurdu. kapısında ise;
girmeyin buraya, ikiyüzlüler, yobazlar,
kartlaşmış maymunlar, kalleşler, yağ tulumları,
yapmiri çarpık boyunlular, odun kafalılar
got’lardan, ostragot’lardan beter hödükler,
sahte çilekeşler, takunyalı kara böcekler,
kürklü dilenciler, safa pezevenkleri,
kayış suratlı, şiş göbekli fitne tellalları,
gidin başka yerde satın dolaplarınızı.
iğrenç dolaplarınız
kötülüklere boğar
çayır çimenimi
yalan dolanlarıyla
türkülerimizi bozar
iğrenç dolaplarınız
girmeyin buraya, doymak bilmez hukukçular, avukatlar,
kâtipler, mübaşirler, halk kemiricileri,
fetvacılar, evrakçılar, yalancı sofular,
ve siz yargıç eskileri, siz ki tasmaya
vurursunuz namuslu yurttaşları itler gibi,
darağacıdır sizin hak ettiğiniz makam,
gidin anırın orda! burada işlenmez
sizin mahkemelerde işlenen haksızlıklar.
davalar duruşmalar
bizim burada ne arar
burda yalnız keyif var
sizin olsun bolundan
dolambaçlı karmaşık
davalar duruşmalar.
girmeyin buraya, siz ey pinti simsarlar,
oburlar, sömürgenler, durmadan toplayanlar
dolandırıcılar, sinekten yağ çıkaranlar,
kamburu çıkmışlar, yassı burunlar, sizler ki
tıka basa altın doldurursunuz küplere,
tıkanır tıkanır, doymak nedir bilmezsiniz,
sizi gidi pis suratlı namert herifler sizi
ölümlerin en beteri almış hepinizi.
insanlıksız suratlar
gitsinler başka yerde
saç sakal kestirmeye
buraya yakışmazlar
savulun bu tekkeden
insanlıksız suratlar
girmeyin buraya, havlayıp duran köpekler,
sabah akşam asık suratlı, kıskanç moruklar,
siz de girmeyin hır çıkaran dırdırcılar,
karısını hapsedip cinlere başvuranlar,
yunan olsun latin olsun kurttan beter kişiler,
ne de siz uyuzlar, frengiden çürümüşler,
gidin başka yerde dökün kurtlarınızı,
her yanları kabuk bağlamış yüzü karalar.
yüz akı, ışık, oyun
burda onlar var yalnız
sevinçli türkülerle
tüm bedenler sağlamdır
yarar onlara çünkü
yüz akı, ışık, oyun.
siz gidin buraya, baş üzre yeriniz var,
buyurun sizler, soylu yiğitler, kahramanlar,
kazancı, geliri bol yerdir bizim burası,
gelin, büyük küçük yüzlerce, binlerce gelin,
konuklanırsınız, ağırlanırsınız burada
hele sizler, en yakın dostlarım olursunuz,
siz güler yüzlü, şakacı, şen şakrak insanlar.
siz bütün sözü sohbeti yerinde olanlar.
sohbet ehli olanlar
kötülükten arınmış
bilge, ince insanlar
insanca yaşamanın
yolunu burada bulur
sohbet ehli olanlar.
girin buraya sizler de, ki, kutsal incil’i
açık dille sunarsınız, yılmayıp kimseden
burası bir sığınak, bir kaledir sizlere
sahte dilleriyle dünyayı zehirlemekten
bıkmak bilmeyen o şirret sapıklara karşı.
gelin ki kuralım burda yürekten inancı
ve gelelim haklarından sözle ve yazıyla
tanrı sözünün özüne düşman olanların.
tanrı sözünün özü
hiç kararmak bilmesin
bu tertemiz tekkede
her yüreği kuşatsın
her ruh içine dolsun
tanrı sözünün özü.
girin buraya sizler, üstün soylu bayanlar,
girin apaçık yürekle, ferah gönüllerle
siz yüzleri nur saçan güzellik çiçekleri,
girin baş eğmeden edepli vakarlarınızla
şerefli insanların sarayıdır burası,
özel buyruk verdi sizin ağırlanmanız için
burasını bizlere cömertçe bağışlayan
her şey için bol bol altın veren yüce kişi.
bol bol verilen altın
hayrına olur yarın
altın verenin bol bol
her ölümlü insanın
olur derdine derman
bol bol verilen altın.
diye bir yazıt olurdu. fenea bir durum değil hani ortaçağda yaşamak. bu post modern çağda ortadirek şaban olarak yaşamaktan kat be kat daha iyi.
vel hasıl-ı kelam;
somewhere in paradise, hmmmm it is delicious...
amerika'ya gidip "
amish"lere katılmakla hayata geçirilebilecek eylem.