1532 yılında monsda doğmuş, 14 haziran 1594 yılında münihde ölmüştür. orlando di laso, yaşadığı asrın zengin ruhunu çeşitli şekilde temsil etmektedir. flaman ekolünün geleneklerine bağlı olarak yetişen genç orlando di lasso, sonraları mozartın yaptığı gibi etrafındaki gelişmeleri dikkatle incelemiştir. kilise hizmetlerinden çok devlet hizmetlerinde bulunmuş,
sicilya,
milano,
napoli,
roma,
ingiltere ve
anvers gibi yerlerde kaldıktan sonra
münihe yerleşmiştir. önce bavyera dükünün saray ve kilise korosunda muganni olarak çalışmış, sonra da bu teşkilatın şefi olmuştur. burada, kendisine en geniş imkanları sağlıyan bir çevre bulmuştur. belediye katibinin kızı regina waeckinger ile evlenerek münih şehrinin hemşerisi olmuştur. dükün hizmetinde eser yaratmak, hocalık yapmak ve seyahatlere çıkmak gibi çeşitli vazifeler yapan orlando di lasso, kendisi kadar itibar gören besteci andrea gabrieli ile birlikte
frankfurtu ziyaret etmiştir. ayrıca
venedikte yeni sanat eserlerini incelemiş ve
ferrara,
suttgart,
paris,
flaman şehirleri,
regensburg ve
romada olduğu gibi gittiği her yerde sanatsever hükümdarının sanat elçisi olarak itibar görmüştür.
lasso, kendi devrini ve dünyasını
palestrinadan çok farklı bir tarzda aksettirmektedir. devrinin büyük müzisyenleri ile, mesela
philippus de monte, münihe getirttiği genç
giovanni gabrieli ile temas etmiş, aralarında
leonhard lechner,
johannes eccard ve
ivo de ventonun bulunduğu kimseleri yetiştirmiştir. zamanın ruhani ve dünyevi alanlardaki büyük şahsiyetleriyle görüşerek, derin bir ilgi ile takip ettiği gelişmelerin içinde yaşamıştır. şairlerle tanışıp eserlerini okuyarak
petrarcadan
hans sachsa kadar bütün batı edebiyatına kendi eserlerinde de yer vermiştir. bu yönleriyle onu realiteden uzaklaşmayan gerçek ve örnek bir insan olarak görmekteyiz. derin bir anlayıştan doğan ve açık bir ifadeden çekinmeyen keskin bir mizah, diğer taraftan tam bir ciddiyet, derin bir hassasiyet ve hislerin altında sarsıntı duyan bir ruh ve eseri yaşanmış bir hadise gibi şekillendiren muhayyile kudreti sayesinde onun müziği, çağdaşlarının kendisini
rarrissimo ingegno, yani olağanüstü bir deha diye övmesine sebep olan yücelik kazanmıştır. laso, flaman ekolünden aldığı kontrpuvan henerni bırakarak halk türküsü ayarında olan napoli “vilanelle”lerin vazıh ve homofonik tarzını kendisine mal etti. bu yolda, istikbalin bütün unsurlarını hamil olarak zamanın en mühim şekli olan
madrigal stiline erişti. her ikisinin hususiyetlerini birleştirerek yenilikler yarattı ve asrın en büyük “madrigalist”lerinden biri oldu. fransız şansonu ve alman
liedini benimsediği zaman da böyle yaptı. sadece önüne geleni tekrarlamakla yetinmedi. şansonlarda fransız esprisine uygun bir dil kullandı; liedlerde ise izdivacı ile hemşerisi olduğu halkın özelliklerini kavramaya çalıştı ve böylece yenilikler yarattı. fakat madrigaller, kromatik renkleri ve tesirleri ile daima bu çalışmaları arasında en önemli yeri işgal eder. bugün bile popüler olan “yankı” ve “piyale” gibi madrigalleri, devrin modası olan ve irticalen temsil edilen komedyaları andıran “dialog madrigalleri”, “moresko” şarkıları ve “madrigal komedyaları” bunlar arasındadır. bu tip eserleriyle lassonun, asrın sonlarında floransada birkaç gencin tasarladığı şeye doğru yöneldiğini, yani operaya doğru gittiğini görüyoruz. madrigallerindeki tesirlerin bir kısmını, mes ile birlikte
musica sacranın, yani mukaddes müziğin en önemli formu olan mote’lerine nakletmiştir. dinleyiciye çok dokunan “nedamet” psom’u (ilahi) ile dini eserlerinin özel karakterini, derin bir imandan doğan ve “kalpten gelip kalbe giden” beşeri yönüyle de şahsi ifade tarzını belirtmiştir. bundan dolayı, yüce bir mevkide bulunan çağdaşı mes üstadı palestrinadan farklı olarak, daha ziyade dini aşkın ateşiyle teganni eden, kendini hayatın dertlerinden ve üzüntülerinden kurtarmış bir sanatkardır. devrin uyanık insanları bu halini anlayarak ona eken saygı ve takdiri göstermiştir.
almanyada veya başka memleketlerde nerede olursa olsun, kilise, saray ve evlerde icra edilen müzikte laso, tarihi bakımdan derin izler bırakan, sesle söz arasındaki münasebeti yeni bir şekilde kavrayıp geliştiren ve ona yol açan bir şahsiyet olarak karşımıza çıkmaktadır. daha sonraki asrın gençleri bile onun büyüklüğünü kabul etmişlerdir.
(bkz:
http://www.beethovenlives.net/...)