|
|
- (bkz: ricardo mutti)
(bkz: arturo toscanini)
(bkz: zubin mehta)
(bkz: herbert von karajan)
(bkz: antonio pirolli)
(bkz: gürer aykal)
(bkz: cem mansur)
(bkz: nezih seçkin)
- bir konser dinleyicisi, orkestra şefine dıştan baktığı zaman, kürsüye çıkıp, müziğin hareketlerine göre sadece ellerini kollarını sallayan bir insan görür. nitekim, yönetmen yönetmen veya şef denilen kişinin gerçekten gerekip gerekmediği, orkestranın yöneticisiz çalıp çalamayacağını ise duyulan merak üzerine denenmiş bişeydir. günümüzde bile bazı orkestralar yöneticisiz çalmayı denemiş ve başarmışlardır. bununla birlikte, orkestralara "kişiliğini" *, orkestra müziğini seslendirmelerine ayırıcı yorum özelliklerini sağlayan, doğrudan doğruya şefin kendisidir.
yönetmen ile orkestra üzeleri arasında bir ruh bağlantısının bulunduğu gerçektir. şefin duyguları, anıları, bilgisi düşünüşleri, kimi kere sözün ve el, kol, gövde hareketlerinin ulaştırıcılığı bile gerekmeden, yönetmen ile orkestra üyeleri arasındaki bu bağıntıyla çalgıcılara ulaşır. orkestra şefinin çaldırdığı yapıtta bir geçidi unuttuğundan çalgıcıların, önlerinde nota olduğu halde, o geçidi çalamamaları gibi acayip görünen olaylara sık rastlanır. bu açıadn orkestrayı koskoca bir çalgı şefi de bu çalgıyı icra eden eleman olarak görmek yerinde olur. orkestranın iyi ya da kötü çalgıcılardan kurulmuş olmasının ortaya çıkan seslenirmeye etkisi, iyi ya da kötü yapılmış bir çalgının vereceği sonuçlara benzetilebilinir. demektir ki kötü bir orkestrayı yneten iyi bir yönetmen, kötü bir piyanoda çalan bir piyaniste benzetilebilinir. ama tersi de doğrudur.
tempoda ise el yerine değnek yardımıyla vermek on dokuzuncu yüzyıl taraflarından günümüze kadar, bazı yrlerde yaygınlıkla başvurulan, kimi kere de unutulan bir yöntem olmuştur. beethoven, mendelsohn ve weber'in değnek kullandığı bilinir.
on dokuzuncu yy. sonralrına doğru değnek kullanan şefler azalırken yirminci yy.da değnek yeniden kullanılmaya başlanmıştır.
son olarak orkestra ve yöneticileri ile ilgili deneyler arasında, wagner'in beyrut temsillerinde denediği, seyirci gözünden gizli orkestrası ve yöneticizi; hans von bülow'un kimi kere yöneticisiz kimi kere de notasız ezbere çalan orkestrası, rusya ve amerika'da denenen yöneticisiz orkestralar ise ilgi çekici örneklerdir.
- düne kadar pek de gerekli olduğunu düşünmediğim, ama dün konsere çıkınca önemini bir nebze kavrayabildiğim insanlar.
çok yakın bir zamanda hayatını kaybetmiş olan konservatuardaki öğrencisine ithaf ettiği türk halk müziği konseri başlamadan önce "bugüne kadar çalıştığımız bütün nüansları unutun ve sadece ellerimi takip edin. benim elim neyi işaret ediyorsa ona göre çıkış yapacaksınız" talimatını vermişti. doğrusu şaşırdık, yapabilecek miyiz acaba diye ve konsere başladık. karşımızda tıklım tıklım dolu bir salon, sahnenin sağ köşesinde bir bas gitar ve onun yanında hayatının baharında trafik kazasına kurban gitmiş bas gitar çalan bir gencin çerçeveli büyük boy fotoğrafı duruyordu.
6 aylık çalışmadan sonra konsere çıkacak olmanın heyecanını yatıştırmak maksadıyla birkaç kişinin içmiş olduğu votkanın sahneye yaydığı kokuyla ilk türkümüzü söyledikten sonra sıra çok hüzünlü bir türküye gelmişti. orkestra türkünün hüzünlü melodisini çalmaya başladığında tüm ışıklar karardı ve tek bir ışık sahnenin kenarındaki bas gitara ve çerçeveli fotoğrafa yöneldi.
işte o anda şef önündeki notaların arasına sıkıştırmış olduğu mendili alamadan bize yaptığı nüans işaretleriyle türküye başladık. hoca bize bir yandan işaretler yaparken bir yandan ağlamamaya çalışıyordu ama en sonunda kendisini tutamadı ve gözlerinden boşanan yaşlarla ve o güne kadar çalıştığımızın dışında işaret ettiği nüanslarla türküyü okuttu. türkü tam bittiğinde yine gözlerindeki yaşlarla seyirciye dönüp öne eğildiğinde alkış sesleri salonu inletiyor ve ışıklar sadece pelin hocamızı ve sahnenin kenarındaki portreyi gösteriyordu...
işte o gün, ağlamamaya çalışan ama gözyaşlarına hakim olamayan şefin yönettiği konserde sahneye dökülen göz yaşları ve salondaki coşku orkestra şefinin önemini anlamama yetti.
- orkestra şefi, gerekliliği sorgulanabilecek kadar basit bir iş yapmamaktadır.şefsiz çalabilen orkestra olması demek orkestra şefi gereksiz demek değildir.ayrıca solistin aynı zamanda şef olduğu konserleri izlediğimizde görüyoruz ki, (en büyük orkestralarda bile bu böyledir) solistin kendi solosunu çaldığı, yani orkestrayı yönetme işini ikinci plana atmak zorunda kaldığı pasajlarda orkestrada beraberlik sorunları olmaktadır.ayrıca şefsiz çalan bir orkestranın beraberliğe dikkat etmekten serbest kalıp müzik yapamayacağı da ortadadır.
(scherzi, 22.07.2007 23:10 ~ 23:29)
- (bkz: orkestra şefik)
- orkestranın karakterini belirleyen yegane unsurdur. orkestra şefi olmak elindeki sopayı senkrona uygun sallamak değil; parçanın gidişatına göre icracıyı yönlendirmek, uyarmak, nüans terimlerine uygunluğunu sağlamak ve bunun dışında mükemmel bir icracı, kompozitör ve notist olmak demektir.
hiç gevezelik yapmadan orkestra şefinin kendime göre tanımını yapacak olursam; orkestra şefi konserden önce bir şekilde kaybolan senfoni orkestrası partisyonlarını 2 saat gibi bir sürede yazacak yetiye sahip özel insandır.
- her türlü deliliği bir bilge edasıyla yapabilendir. savruluşuna hasta olunası, ritm üstadı.
(heidi, 15.07.2008 10:15)
|