"abd'nin terörün bitmesini istememesi" burada karşı bir argüman olarak karşımıza çıkıyor, ama bunun pek mantıklı bir tarafı yok. doğrudur, abd terörün bitmesini istememektedir. bu konudaki görüşlere katılıyorum. ama bu
türk silahlı kuvvetleri'nin de aynı görüşe sahip olduğu gerçeğini değiştirmez. ordunun terörünün bitmesinin istememesi sadece 1 doğruya işaret ederken, abd'nin de aynı düzlemdeki görüşünü dile getirmek, sadece 2 doğruya ve ortak çıkarlara işaret eder. bunun ötesinde ordunun terörün bitmesini istemesi görüşünün yanlışlığını ortaya koyan bir argüman değildir bu. keza
ümit fırat'ın böyle bir argüman sunması da bu argümanın yanlışlığını kanıtlamaz. olsa olsa yaptığınız
ad hominem olur, o kadar.
"bu alanda doğrudan doğruya orduyu suçlamadan önce bir durup düşünmek gerekir" denmiş ve alternatif karar aldırma mekanizmalarından bahsedilmiş. buradaki yorumlara da kısmen katılıyorum. doğrudur; yabancı devletler, uluslararası şirketler, imf, dünya bankası, türkiye'deki büyük holding sahipleri, medya patronları vb. devlet yetkililerinin verdikleri kararlarda büyük rol oynarlar.
ama bu durum, benim devlet yetkililerini suçlamamı engelleyemez. o yetkililerin görevi ve sorumluluğu, hiçbir dış unsurdan etkilenmeden bağımsız karar almaktır. baskıya göğüs germek, kendisine verilen yetki ve sorumluluk dahilinde kalmak, kamu yararını göz etmek, görevini yapmaktır. bunu yapmadığı takdirde de, meydana gelen sorunlarda sorumluluk sahibi olur ve suçlanır. bundan da daha doğal bir şey olamaz.
bu durum aslında şuna benziyor. bir erkekle evlisiniz. kocanız bir gece gayet masumane, arkadaşlarıyla içmek için bir bara gidiyor. kocanızın hiç öyle bir niyeti olmamasına rağmen, barda bulunan bir kız, müthiş bir ilgi ve alaka ile kocanıza yaklaşıyor ve cinselliğini kullanarak kocanızın aklını çeliyor ve onu ayartarak yatağa atıyor.
burada kimi suçlu addedersiniz? kocanızı boşverip, bütün suçu -bir nevi bir alternatif karar aldırma mekanizması olan- kıza mı atarsınız? "ya kocacım, aslında senin suçun yok. biliyorum, bütün suç o kızın. seni o ayarttı, aklını çeldi. bir anlık dalgınlığa düştün. seni seviyorum bebeğim." mi dersiniz? hiç sanmıyorum.
@2757617'ye de atıf yapılmış. doğrudur, silahlı kuvvetlerin kullanılmasına karar verme yetkisi doğrudan doğruya tbmm'ye aittir. diğer alanlarda da yürütme erkine bu konuda yetkiler tanınmıştır. ama burada unutulan bir şey var.
türk silahlı kuvvetleri, amerikan filmlerinde gördüğümüz, amerika birleşik devletleri başkanı'nın önünde dizleri titreyen, taleplerine "tabii efendim, emredersiniz efendim" şeklinde karşılık veren bir zihniyet ile yönetilmemektedir. hatırlatmak gerekir ki, türkiye'nin 85 yıllık kısacık tarihinde, türk silahlı kuvvetleri üç kez askeri darbe ile yönetime el koymuş, iki kez muhtıra yayınlamış, -yanılmıyorsam- iki kez de mensupları darbe girişimine yeltenmiş ama başarılı olamamıştır. yani türk silahlı kuvvetleri, hükümetin her dediğini yapan, türkiye büyük millet meclisi'nin güdümünde bir kurum değildir. bunun örnekleri de görüldüğü üzere tarihimizde mevcuttur.
yine bir örnek verelim bununla ilgili. pkk'nın kuzey ırak'ta yaptığı kongrelerin yerinin ve zamanının bilinmesine rağmen, buna karşı herhangi bir eylemde bulunulmaması olayında, genelkurmay başkanı ve başbakan arasında şöyle bir konuşma geçtiğini düşünün:
+ merhabalar başbakanım. pkk'nın 10. kongresinin 21-30 ağustos 2008 arasında kandil dağı'nda düzenleneceği ve pkk'nın lider kadrolarından 1200 kişinin burada toplanacağı bilgisi ulaştı elimize. bu tarihlerde buraya hava harekâtı düzenleyip, pkk sorununa kökten çözüm bulmayı düşünüyoruz.
- yok hayır, olmaz öyle şey. izin vermiyorum.
+ peki o zaman, teşekkürler. rahatsız ettim, iyi günler.
- iyi günler.
mümkün görünüyor mu? mümkün görünse bile; olur olmadık muhtıra yayınlayan, ortada bir tehlike olmamasına rağmen "laiklik elden gidiyor" diye bas bas bağıran, gazetedeki iki habere istinaden kameraların karşısına geçip kükreyen, tehditler savuran genelkurmay başkanı'nın, bu konuşmadan sonra sus pus olduğunu düşünebiliyor musunuz? ben düşünemiyorum.
ihtimal vermesem de sizin düşündüğünüzü varsayalım. bilindiği üzere, 17 ekim 2007'de tbmm'de kabul edilen sınır ötesi operasyon tezkeresi ile silahlı kuvvetlerin kullanılması yetkisi 1 yıl süre ile hükümete verilmiştir.
http://www.milliyet.com.tr/...
28 kasım 2007'de alınan bakanlar kurulu kararı ve cumhurbaşkanı'nın onayı ile de hükümet bu yetkiyi türk silahlı kuvvetleri'ne devretmiştir.
http://ntvmsnbc.com/...
yani pkk'nın 10. kongresini yaptığı 21-30 ağustos 2008 tarihleri arasında, türk silahlı kuvvetleri herhangi bir merciden onay almadan, kongrenin yapıldığı kandil dağı'na operasyon düzenlemekle yetkilidir. daha önce onlarca kez -mesela kongreye en yakın tarihler olarak 16 ağustos 2008'de ve 25 eylül 2008'de- bu yetkisini kullanan türk silahlı kuvvetleri'nin, kongrenin yapıldığı tarihler arasında tek bir hava operasyonu bile düzenlemeyip, bu yetkisini kullanmaması nasıl açıklanabilir? hükümetten, başbakandan, meclisten falan onay almasına da gerek yok? niye kullanmıyor?
bu soruyu "ordunun terörün bitmesini istememesi" nden farklı bir şekilde açıklayamıyorum ben.
ek: tekrardan okudum, ad hominem'lik bir durum yokmuş. o konudaki eleştirilerimi geri çekiyorum. diğerleri hakkındaki görüşlerimde ise herhangi bir değişiklik yok.