orkidenin de dahil olduğu familyanın adıdır.ülkemizde seralarda yetiştirilmesine rağmen doğal olarak bulunan tek türü sahlepgiller olarak da adlandırılan,dondurmanın hammaddelerinden sahlep tir.
bi de yeni bir hoşgelmiş yazar.
tim burton manyağı, doğru düzgün bir müzik dinleyicisi,(her ne kadar brutal da dinlese...) muhteşem bir fotoğrafçı, sanattan anlayan, kafasını mikmeme izin veren (düzgün konuşun lan), kendisinden daha paranoyak olduğumu kabul eden kulum, hz. hatun kişi. ha bu gece benle sevişmesini umduğum için yazmadım tüm bunları. valla bak. ama masaj yaparsın belki ha? (oha çok komiğim) (ironi len bu, cidden bak)
hayatımda en çok tartıştığım, en çok da sevdiğim;benimkinden sonra, gördüğüm en dengesiz internet bağlantısına sahip sertifikalı johnny depp tavşanı.
hakkımda yazdığı duygu yüklü nick altından sonra; biraz dalga geçmek amacıyla kendisine yazdığım nick altı ile gün itibariyle*; kayışı koparıp, o kopardığım kayışla da kelimelerimi kırbaçlamış olduğumu fark ettiğim,akabinde de gülme krizi geçirdiğim şirine.
yıllardır yaptığı rezil esprilerle çoğu zaman iştahımı kesmiş, belki de somalili çocuklar kadar zayıf olmama sebebiyet vermiş olan, palyaçonun elindeki pasta.
etrafta bilgisayar olmadığı sürece guguk kuşu gibi ''saat 12 oldu'' diyen, ''e nolmuş?'' diye sorduğumda; ''çok uykum var yatmam gerek'' diyerek beni bunalımlara sokan bu minimal koala; uykusunda dişlerini gıcırdatıp, bazen ağzını açıp kapayıp, bazen ''ne zaman dönüyoruz?'' şeklinde fantastik sorular sorup tüm bunlara ek olarak yatakta 360 derece dönüp beni karanlık içinde dehşet dolu saatlerle baş başa bırakır . o uyuduğu zaman ben genellikle uyumadığım için kendimi şuh bir vampir gibi hissetmeme sebep olur. giydiğim siyah dantel işlemeli büstiyer ile odada sakince dolaştığım günlerde; paris moda haftasında görüp beğendiğim, akabinde derhal sipariş ettiğim siyah rugan çizmeler ile tekmelediğim; yüreği buruk ayağı burkuk yeşil renkli muhabbet kuşudur ayrıca. ismi de maviş. inadına.
çarşamba akşamı izmir yollarına çıkacak olan kendisine,banu alkan'ın o seksi sesinden, enrique iglesias’dan arak şu şarkı ile seslenmek istiyorum:
beyaz beyaz orkidem
deli miyim sanki ben?
o hep canlılığını korudu gözümde.hiç solmayan bir orkide. ne olursa olsun yüzünü çeviren, gülümseyen.bazen saçmalayan,saçmalatan ;çoğunlukla eğlenen,eğlendiren. hayattan zevk almasını,yaşamasını bilen biri. yaydığı güzellik, tepkileri,söylediği kısacık bir söz onu kendi yapıyor. hevesli küçük bir çocuk gibi. heyecanlı yeni güne karşı. aksiliklere,ani düşüşlere karşı hazırlıksız ama yerden kalkmasını çoktan öğrenmiş insanlardan.
sözünü esirgemeyen, doğru söylemek adına kırıcı olmaktan korkmayan biri. yalakalıktan uzak ama sevdiğini her zaman belli eden.
güven veren o sıkıca sarışılını özlüyorum yanımda olmayınca. hani bazı insanlar olur, anne baba kardeş gibi, bilirsiniz ki ne olursa olsun o da yanınızda olacaktır. bir şekilde onu bulacaksınız. öyle biri.
cesaretini görüyorum.birçok konuya ''ben!ben!'' diye balıklama atlayan, yerinde durmayan bir bünyesi var.elimdeki bir fotoğraf,bir opeth albümü,bir ingiltere göçmeni kalem. sahip oldukları ile tüm açlığımı gideren insan. varlığı ile doyuran,yokluğu ile susatan kısaca.
seneler oluyor onu tanıyalı.bir köşeden çıkıyor: ''pardon siz bu filmi izlediniz mi?'', ''almanya'da yaşamış biri olarak almancam yok.utanç verici'', ''hörhör metal ailenizin dostu. sevin onu.'' diyerek. puantiyeli bir bluz, yırtık bir kot, yeşil bir şapka. moda umrunda değil. ne isterse onu yapıyor. başkalarına kendini beğendirmek uğruna yitip gitmiş onca insanın arasından seçilebiliyor ''hey hey burdayım!'' diye bağıran çatallı sesi.farklı olduğu anlaşılıyor. tim burton lezzetinde bir sıradışılığı, stanley kubrick gibi olaylara farklı açılardan bakabilme yeteneği var.
biraz yoda, biraz darth vader.biraz haplo biraz alfred montbank.
doğum günü idi dün kendisinin. hediyesi yok sanmasın. bilsin ki yine özel şeylerim var onun için.
beni benden iyi tanıyan biri hakkında duygusal olmadan yazamıyorum, kusura bakılmasın.
eline kotorgeçmesi ile birlikte hayattan elini ayağını çekmiş olan revanim.
''force'u iki sene sonra yine hissediyorum.'' demişti en son, gerisini yakalayamadım.*
oyunda bir bölümün nasıl geçileceğini telefondan konuşur tartışır iken şöyle bir laf etmiş olan ghost master. korkunç balkabağı.
-ya adamın korkusunun ateş olduğunu çözdüm mesela. bi' yaratık var alev yağdırıyor böyle, gittim onla alev yaptırdım. korkusundan döne döne bayıldı adam sonra.
dün kendisiyle bu geyiği gerçekleştiriyorduk, olmadı. ne oldu kısaca özet geçeyim. triple combo'lu radyo yayınlarını kıskanan biz, "birlikte yayın yapalım" konseptiyle toplaştık. hedef cafe dört'tü, ancak önündeki devasa iş makinasıyla bir alakası olmamasını umduğum üzere cafe kapalıydı. palanthaser'e de ulaşamadık. "naapsak neetsek" diye bir apartmanın merdivenlerine çökmüşken kendisinin aklına müthiş mekan starbucks geldi, yayına 30 dk kala barbaros bulvarı'na koşturduk.
tabi orada da her şey kolay olmadı. bir kere wireless internet yok. ttnet wifi'dan hesap açtı, internete bağlandı, winamp yükledi, shoutcast'i kurdu, süper gaz bir duyuruyu da yapıştırdı. yayın benim yayınımdı bu arada, utanarak söyleyeyim. (bir de her bir şeyi o ısmarladı, gelecek zirvelerde ödeşmeye çalışacağım)
her ne kadar karakter olarak mehmet barlas'ı seçse de, yorum farkı'nda beni inanılmaz eğlendirdi, hatta uzun süredir bu kadar eğlenmemiştim desem yalan olmaz. bütün starbucks bize baktı, çok kıskandılar eminim. latte'lerini içerlerken "awww biz de sözlük yazarı olmalıyız" diye bakıyorlardı hepsi. (yalan. hepsi "bu iki deli napıyor, garip garip isimler sayıyorlar ismail yk falan diyorlar" diye düşünüyordu. bir daha uğramayacağım o starbucks'a.)
sonra yayın bitti, biz de fatih ürek'in "haydi lilililililiili yar" nameleriyle starbucks'tan şampiyonlar ligi kupasını kaldırmış futbolcu edasıyla ayrıldık.
şu anda kendisi çok pişman, "nasıl oldu da hepsi çaldım, hani benim sanatsallığım" diye dövünüyor. böyle de iyi niyetli bir insan, dinleyicilerine kıyamıyor. arada çalan beirut, muse vs. hep onun "durumu kurtaralım" parçalarıydı. beni frenledi biraz, yoksa latif doğan'dan sonra nihat doğan gelecekti. ama öyle ya da böyle, playlist ve mekan açısından eşi benzeri görülmemiş bir yayına kendisiyle imza attığım için çok mutluyum.
tek kusuru istanbul'un en ucunda oturması. beşiktaş'a 1 saatte geliyor. chopper servisi falan yaptırmayı düşünüyorum ev güzergahına.
öyle işte. karşıma alıp saatlerce geyik yapasım var, ama başka zamana artık. son otobüsü 22:30'da çünkü.
aksiyon insanı, kıpırtı canavarı, komikçi yazar. bi de bunun böyle güzel film,müzik arşivleri var direkt sömürülesi. sömürülebilemediklerimizdenmişçesinelerden misin diye sormak istediğim hatun.. ya da öyle bi şey.
evet..
yeni filmler indirsin diye bekliyorum.amin *
kutsalıma saygısızlık ederek beni geçen gece deli etmiş olan insan. hala algılayamıyorum anlayamıyorum. diyalog özeti veya şöyle diyelim, ''can alıcı kısmı'' şu şekilde:
o: ya sevmiyorum ben bu kadını hiç de güzel değil ayrıca (adriana lima'dan bahsediyor ulan)
w: güzellik anlayışını açıkla yalvarıyorum. nasıl güzel bulmazsın ya. bir insanın ulaşabileceği son noktadır bu benim için.
o: ya ne bileyim ben güzelim mesela.
w: -özgüven ile tokatlanır-
sözlük radyosu yayınıyla , çakma dolunaylı bir geceyi daha da güzelleştirmiş müyendis. bazen benim olsun istiyorum, bütün film ve müzik arşivini de alıp gelsin tabi yalnız gelmesin. * mikrofonu elinde sadece bana yayın yapsın, james bondun bütün soundtracklerini çalsın istiyorum.yavrum benim.
pusucu yazar. siniyor kenara köşeye, çat alıyor. bir de keskin nişancı ki sorma. affetmiyor. bunların yanında şansı da gayet yüksek. lan cod oynuyoruz, ne zaman ölsem, pat önünde doğuyorum arkadan yaklaşıyor, avlıyor. nasıl iş anlamadım.
oysa gerçek hayatta öyle mi? hanım, hanımcık oturuyor görsen yarım saat önce internet kafede ortalığı savaş yerine çeviren bu mu dersin? vallahi pes.
saçlarının son hali ile kimden ötürü'deki suzi olmuştur kendisi. zaten pek bir asabiydi, daha da bir moda girdi. rastlıyorum bazen, sokakta tanımadığı kızları kenara çekmiş "sen biliyo musun yılmaz gacesinden ayıldı? a ayşe!? senden ötürü mü, benden ötürü mü!?" diye tokatlıyor. delirdi vallahi. çok tehlikeli...
bir an önce saçlarını uzatmasını ve o eski "heidi" modundaki günlerine dönmesini temenni ediyorum.
nereden başlasam, nasıl anlatsam bilmiyorum. son zamanlarda left 4 dead'e tam anlamıyla takmış olmasından başlardım, ama oyunda "araba buraya geliyo abi koş koş" nidalarıyla kendisini tehlikeye atması ve tamamen içgüdüsel sebeplerden onu kurtarmaya çalışmamla başlayan epic fail zinciri sebebiyle sinirliyim. o da sinirli sanırım ki şiddete eğilimi arttı bu aralar. street fighter'da benden aldığı ardarda yenilgilerden sonra gelene geçene vurmaya çalıştı. iyi tokatlıyor, potansiyel suzi zaten.
onu geçtim, akbiline şato anahtarı asılı. şimdi bu cümleyi görünce mesaj atacak "olm karayip korsanları anahtarı o bikbikbik" diye, ben de johnny depp dediği an anti klişe timi'ni çağıracağım zaten. biliyorum karayip korsanları, johnny depp hayranlığını. dünya ahiret eniştem olur. ama akıllı olsun o. anahtar asmayla olmuyor o işler güzelim. bak desti izdivaç'taki amca ayakkabı yapmış, neye yaramış? hiç. hem johnny depp bugün yanımıza gelen "abi 1 milyonun var mı" adamına "yok sağol" deyip kendisini nasıl kitlediğini görse ne derdi, inan bilmiyorum.
mesela tam şu anda bana "rep yapsana ihih" dedi, radyoda yayın yapıyor da. muzip bir yayını var, bol bol küfür eden kadın şarkıcıları çalıyor. destekliyor küfrü. bu yönüyle jürimizden 10 puan alıyor. ayrıca "abi" "lan" "ooluuuuum" gibi ünlemlerin de yakın zamanda hayatında çok büyük bir yer edineceğini gördüm 2009 falında.
2009 falı demişken, herhangi bir falda tarkan viking kanı'ndaki ahtapot gibi waffle yiyeceğin çıkmazdı canım. o zaten yemek değil işte, vantuzlama, hüpletme falan. ahtapot falan demişken o şeyden çok korktuğumu biliyorsun. onu ve kartal tibet'in testislerini aynı sahnede görürken yanımda sen vardın, yemin ediyorum bir an için sarılıp "al beni götür uzaklara" diyesim geldi. ha "niye taşşak demedin" diye mesaj atmadan önce de vereyim cevabını, çünkü mühendis kadınsın kızım. geç bu taşşağı abiyi lanı falan. bak 23'ü bile ikiye bölemiyorsun. ne olacak senin halin?!
ne olacağını söyleyeyim. bir gün hakan plastik reklamını seslendiren adamla karşılaşacaksın. ani bir tepki vermenden, düşüp bayılmandan falan korkuyorum. jedi mind trick uygulayacak o adam sana. 76e diye 76d'ye bindirecek, 2,5 saat yol çekeceksin. sonra yanında oturan kadını üstüne kusturacak. sırf bu yüzden 10 dk.da bir banyoya koşacaksın. daha sonra bir yılbaşı sabahı işkembe çorbası içerken o çorbanın tadının mükemmel olduğunu düşündürecek sana. karaoke yaparken jay-z söylettirecek, harfler birbirine girerken gülmemize sebep olacak hakan plastik adamı. ve belki de en kötüsü, bir ada vapurunda "rocco var mı eki eki" diye sormanı bir şekilde engelleyip evrende oluşacak bir dizi garip olayın başlamasına engel olacak.
öyle işte. bağlayamadım paragrafı o yüzden favori cümlelerimden birini yazayım dedim. zaman kazanmaya çalışıyorum, ama olmadı. neyse. seni ne kadar sevdiğimi anlatacaktım aslında bu giride ama gerek yok; biliyorsun zaten. o yüzden ailemizin favori smiley'sini gönderiyorum sana. şimdi burada yazamayacağım çünkü sözlük konsepti falan, malum. onun da yaradılışı öyle, çok kurcalamamak lazım değil mi?
(asıl burada bağlayamadım be. neyse. hadi bitti giri. sonra bağlarım ben. görüşürüz.)