1. üniversitede bile hala kurtulamadığım, acaba kaydırdım mı diye insanı psikopat eden, travmalara oldukça dayanıksız kağıt parçası.
  2. beni hep kötü yönlendirdiğini düşündüğüm kağıt parçası. kendisiyle tanışmamız çok çok uzun yıllar önce yanılmıyorsam 93 senesinde 3.30 ortalamayla süper liseye gidemediğim için başvurduğum meslek lisesi giriş sınavıydı. tabi sınav öncesinde doldurulan kimlik, adres bildirilen formuda cevap kağıdına giriş olarak algılıyorum. üzerinde dışına taşırmadan ucu yumuşak kalemle doldurunuz yazıyordu. taşırmamak herşeyden önemliydi hatta sınavdan bile. ne zaman doldurmaya çalışsam formu aklıma bir makine değilde huysuz, kalın çerçeveli gözlüklü, şişman biri taşırdığım için beni sınava almayacak gibi hayallere kapılıyordum. ayrıca o yıllar henüz el-göz koordinasyom gelişmediği için durumu babama havale ettim. o doldurmaya çalıştı fakat o da yuvarlakları taşırmadan yapamadığı için annemin tavsiyesi üzerine alt komşunun üniversiteye giden oğlu -ne de olsa çok görmüştü bu kağıdı- göreve çağırıldı. ailece o kadar takıntılıydık ki o yuvarlakların taşmaması için herşeyi yapardık inanın. ilk defa bir yere imza atacağım için uzun uzun düşündük nasıl atmam gerektiğini. annem, babam hergün benim için bir imza örneği buluyorlardı. hala anlamıyorum 14 yaşında bir çoçuğun neden imza atması gerektiğini. abartığımı sanmayın sakın, orta sınıf bir ailenin erkek çocuğunun geleceği ile ilgili bir şey olduğu için çok önemliydi bizim için. çünkü bu durumda yaşıyorsanız çoğu zaman diğerlerinin sahip olduğu o ikinci şansa sahip olamazsınız. neyse konumuza dönelim. yine bir haftasonu sabahı sınava girdiğimde o kağıdın aslında antreman kağıdı olduğunu anladım. ayrıca belirtmek isterim ki o zamanlar "e şıkkı" henüz ünlü değildi "a,b,c ve d'nin" zirvede olduğu bir dönemdi. tabi benim için sınavdan çok cevap kağıdı doldurmak önemliydi. hatta silersem zarar veririm endişesiyle yanlış cevapları bile silmedim. sonuç açıktı tabi; cevap kağıdı beni acı dolu düz lise koridorlarına gönderdi.

    başarısızlığın verdiği mutsuzluğu kendimi kandırabilme yeteneğimle birleşince "yerim mesleğini lisesini, nasıl olsa üniversitede helalleşiriz dedim. liseyle birlikte hayatıma dershane girdiği için cevap kağıdı ile daha haşır neşir olmuştum ama hala sorulardan daha fazla yuvarlaklara dikkat ediyordum. 97 senesinde iyi konsentrasyon ve şans sayesinde öss’den iyi bir sonuç almıştım. daha sonra yine bir hafta sonu sabahı öys’ye girdim ve hayatımın belkide en uzun soluklu taşırmadan doldurma eserini 180 soruluk optic cevap kağıdına aktarmayı başardım. o kadar güzel bir manzaraydı ki anlatmakta zorlanıyorum. hala çok az şey bana alt alta gelmiş beş adet “a” şıkkından daha iyi gelir. sonuç tabi ki belliydi kağıt beni bir sene daha dershaneye gönderdi. herkesin bildiği gibi liseden sonraki o sene çok kötüdür. sen kendini kötü hissedersin, alien kötü hisseder. sen onlar kötü hissettiğin için daha kötü hissetiğin için onlar daha kötü hisseder. hem sınavı geçmiş yerleşmiş arkadaşların olur onlar şehirdışına çıkarlar. sen de lise 3 lerle dershaneye giderken bulursun kendini.

    ıkinci seferde yine öss de başarılı olup ikinci sınava çağrıldım; öys’ ye. bu sefer artık alışmıştım doldurmaya üselik ağır griptim. başarılı olmam da önemli bir faktördü bence grip olmam çünkü aksırma tıksırma ve burun çekmeyle o salonda bulunan herkesi eledim sanıyorum. başarılı oldum olmasına ama başarı göreceli bir kavramdır esasında bir yere yerleştim işte. bu seferde kağıt beni ıstanbul üniversitesi’nin kurşun izli koridorlarına sürükledi.

    ıyi kötü üniversiteyi 8 senede bitirebildikten sonra askere gitme vaktimin geldiğini bildiren yetkililerin uyarılarını dikkate alarak askere gittim. bu seferde karşımda yedek subaylık statü belirleme sınavı çıktı. yine bir sabah kendimi binlerce kişi arasında nüfus cüzdanı gösterek ben olduğumu kanıtlamaya çalışrak içeri girdim. uzunca süren işlemlerden sonra o kırmızı kağıtla karşılaştık. sonuç mu; uğursuz kağıt benim vatani görevimi yapmam için şırnak’ a gönderdi.

    kırmızı kağıtla en son karşılaşmam ise iş başvurusunda bulunduğum bankanın sınavıydı. eşek kadar adam olmuştum ama hala bir haftasonu sabahı o yuvarlakları taşırmadan doldurunuz yazısıyla karşılaşıyordum. lanet okudum kağıda beni ne gibi bir maceraya sürükleyeceğini bilmeden.

    tabi oturduğunuz yerden kendi başarasızlığının suçunu kağıda atma deyişinizi duyar gibiyim ama umursamıyorum. çünkü suçlunun hep ben olduğunu kabullenmek daha zor. ayrıca o kağıtla son karşılaşmam olmadığını biliyorum. ehliyet sınavında görüşürüz...