hapisteyken çıkması dört gözle beklenen ve tahliye olalı bir hafta bile olmamışken ölüsünün parkta bulunduğu haberini aldığımızda bizleri şaşkına döndüren son holigan. gerçekten; insan kilitleniyormuş.
son holigan.
daha sensiz geçen günlerin amına koyayım diye bağıracaktık. bir baba hindiyle binmediğimiz kalmayacaktı. hesap-kitap işleriyle bozulan tribünü yola getirmeyecek miydik? yolunu gözleyerek şafak saymadık mı be başkan. kazık attın bize be.
ali sami yen'de bile ünü dilden dile dolaşan tribün insanı.bu sezon çaktırmadan inönü kapalısına sızıp, kendisini uzaktan uzağa izlemek gibi bir planım da vardı..ayrıca merak ediyorum da, acaba geriye kalan amigolardan kaç tanesi daha optik gibi salt renk aşkı için yaşıyordur(!)..çarşı'nın başı sağolsun.
kalbimizde bu boşluğu bırakıp nereye gidersin ey başkanım,parasız çapulcular senin sahip çıkmanı beklemicek mi sanırsın!o elindeki son bileti kim verecek ağlayan çocuğa,kim senin gibi ömrünü harcayacak beşiktaş'a!
malum haberi aldımdığımdan beri ağlıyorum,daha nice şampiyonluklar kucaklayacaktık,nice deplasmanlarda aç kalacaktık be başkanım!şimdiden özledik..
beşiktaş tribünündeki arkadaşlar sayesinde çarşı grubundaki sevilinirliğini sık sık duyduğum ve ölüm haberini öğrendiğim şu anlarda sadece suskun bir biçimde ekrana bakmama sebep olan tribün siması...
allah rahmet eylesin ve tüm sevenlerine büyük sabırlar versin...
bir tribün efsanesidir optik başkan ve efsaneler ölmez. artık bedenen değil ruhen olacaktır yağmurlu bir günde aşık olduğu takımının yanında, yine sabahlar olacak yine stadlara dayanılacak, optik başkan yine erkek semtinin bayraklara dolanan delikanlılarından olacaktır ama bir fark olacaktır elbet, o da kaçan gollerde, yenen gollerde ve ibne hakemlerin satılmış düdükleri her çaldığında kalp krizi geçirmeyecektir artık
http://forum.forzabesiktas.com/...
varlığını kapalıda her zaman hissedeceğimiz abimiz. artık görmesek de onu, bizimle birlikte olduğunu bileceğiz. bağırırken tribünde, senin de bizimle birlikte haykırdığını bileceğiz.
ölüm değil de, beşiktaşından ayrı kalmak üzecek onu. ölümün siyahlığına inat, kar gibi beyaz bir cennet senin olsun abim.
beşiktaş ve türk futbolu bir büyük kayıp daha vermiştir. başımız saolsun. ama ben biliyorum. diğer tarafta yine çarşı'nın tam ortasında yerini alacağını biliyorum mehmet abi...
(bkz: bu kalp seni unutur mu)
kapalının babacan adamıydı. alen kadar sert çizgileri yoktu daha bir candandı benim için. boş bir adam değildi öğretmendi. lakin öğretmenliği uzun sürmedi. beşiktaş'ın inönü'nün hasretine dayanamadı ve bıraktı öğretmenliği inönü'ye koştu. öyle bir adamdı optik başkan. siyah ve beyaza ömrünü adamıştı. bir elinde birası bir elinde sigarasıyla, yüzünde hafif bir gülümsemeyle beraber haykırarak söylediği beşiktaş marşları gözümün önüne geliyor. maç günleri kazan civarında takılırdı tüm çarşı elemanları gibi maç günü gittiğimde görürdüm. "optik başkanım" diyerek selam verir geçerdik. samimi değildik ama yürekten bağlıydık. başımız sıkışınca kapısını çalarsak geri çevrilmeyeceğimizi bilirdik. o güveni vermişti tüm beşiktaşlılara. umarım mekanı cennet olur, toprağı bol olsun..
birgün kıyamet kopar, çöker karanlık
allah bizi affetmez çok günah aldık
sevenler ayrılmaz bir plan yaptık
bütün çarşı cehenneme kombine aldık..
tribünlerin görebileceği ender insanlardandı optik. sevilip sayılmasının nedeni de budur. düşünün ki, cenazesinde bursaspor ve ankaragücü taraftarlarının yanı sıra genç fenerbahçeliler'in lideri sefa, ultraslan'dan sebahattin ve alpaslan, sakarya tribününden keçi yılmaz gibi isimleri buluşturabilmiştir. anti-x, göztepe yalı, serdar bilgili ve ufuk uras çelenk göndermiştir. başkan demirören, murat aksu, atom karınca rıza ve sarı fırtına metin safta yer tutmuşlardır.
tribünden kimseye nasip olmayacak cenazesi çarşı'nın acısını haykırdığı, yaşadığı ve tezahüratlarla ağladığı uzun bir yürüyüşle kaldırıldı. gözlerde yaşlar, ısırılan dudaklar, sıkılan yumruklarla fatih'ten kozlu mezarlığı'na kadar yüründü. mezarlıkta son dualar edildi; ölümün siyahı ile kefenin beyazlığı optik başkan için buluştu. çok üzgünüz çok...
o mu hayata uymadı, hayat mı ona, bilinmez. belki çok barışıktılar ikisi de, bu hiç bilinmez.
aykırıydı. her aykırı gibi ‘dik’ti. dikine giderdi, hep dikine...
bir ‘baba hindi’ydi... yaramaz bir çocuktu, külhaniydi...
çoğumuz kadar yorgun, hepimiz kadar ayık, herkes kadar ‘uyanık’tı...
kaya gibi sertti, pamuk şekeri kadar yumuşak...
saygılıydı, efendiydi, kavgacıydı...
selam verilmeden geçilecek biri değildi...
ailesi için ‘oğulları mehmet’, tribündekiler için ‘optik başkan’, yaşıtları için ‘optik mehmet’, büyükleri için kısaca ‘optik’ti...
hayatla arasında kurduğu dili belki de en iyi tanımlayan, lakabıydı; “optik.”
aynaydı... mercekti... ışığın kırılması, ışığın yansımasıydı...
son kez öldüğü gece konuşmuştuk, üniversiteden arkadaşımız hayati kurt’un telefonundan...
içerden çıkalı birkaç gün olmuştu. “geçmiş olsun” demiş, “lig başlamadan bir gece kafayı çekeriz” diye sözleşmiştik.
ertesi günün öğleden sonrasında, sait faik’in adası burgaz’da yatan güzel gülüşlü kardeşim reha mağden’in ölümünün birinci yılında mezarı başına gitmek için vapura binerken, adnan’ın telefonuna geldi optik’in ölüm haberi.
öyle olur ya, ilk anda inanamazsınız. öyle de oldu. önce şaşkınlık, sonra keder...
“her ölüm erkendir” ya, bu da çok erken oldu be mehmet... daha çok maça gidecektik. aşık mahzuni diyordu ya “kirvem bu yıl bu dağlarda aman/sensiz yazın tadı m’olur aman/selamın niye kesildi/bir selamın adı m’olur aman...” aynen öyle...
yine de biliyoruz; “ölümle yaşamı ayıran çizgi, siyahla beyazı ayıramaz ki...”
ona, ‘optik başkan’a, ‘mor külhani’ ece ayhan’ın ‘bakışsız bir kedi kara’sıyla selam ederim...
penche.com’dan ‘gracchus’ koymuş siteye, sağolsun, ordan aldım... usul usul okuyun...
"gelir dalgın bir cambaz/geç saatlerin denizinden/üfler lambayı/uzanır ağladığım yanıma/danyal yalvaç için/aşağıda bir kör kadın/hısım/sayıklar bir dilde bilmediğim/göğsünde ağır bir kelebek/içinde kırık çekmeceler/içer içki üzünç teyze tavanarasında/işler gergef/insancıl okullardan kovgun/geçer sokaktan bakışsız bir/kedi kara/çuvalında yeni ölmüş bir çocuk/kanatları sığmamış/bağırır eskici dede/bir korsan gemisi! girmiş körfeze...”
bu dünyadan erken göçüp gitmiş son holigan. ama öyle bir holigan ki bu adam ölümünde geçtiğimiz sezon yaşanan tribün anarşisini unutturmuş, birbirlerinden ölesiye nefret eden grupları bile bir araya getirebilmiştir. unuttuğumuz şeyleri, rekabetin sadece sahada kaldığını bizlere tekrar hatırlatan bu büyük adama ruhun şad olsun demekten başka bir şey gelmiyor elden.