belki ilginizi çeker
  1. · kah ve rengi
  2. · gonca özmen
  3. · sanki yarın nisan
  4. · bençokayrılıklaryaşadımoyüzdenherşeyibit..
  5. · tiyatrodaki hayalet
  6. · taksim meydanında anırmak
  7. · vapur dumanı
  8. · seyfi turan
  9. · neşet ertaş sayemde tanındı
  10. · yaz tarifesi
gündem
  1. · author gibi erkekler
  2. · alex hagi den daha iyidir
  3. · hz ayşe günümüzde yaşıyor olsaydı ugg giyerdi
  4. · itü sözlük e bir daha gelinse alınacak nickler
  5. · itü sözlük
  6. · boylumlama
  7. · itü sözlük yazarlarından şiirler
  8. · dolmuş efsaneleri
  9. · türk telekom çalışanlarının greve gitmesi

onur caymaz  

  1. şairimiz, arkadaşımız, kardeşimizdir. yeni ve ilk romanı seni hatırlatan yıldızlar adını taşıyor ve doğan kitap yayınları'ndan çıktı.
    (bambaska, 17.10.2004 19:34 ~ 19:36)
  2. (bkz: kah ve rengi)
    (allah kızlara güvenseydi zar koymazdı, 05.01.2005 12:42)
  3. sanki yarın nisan'ı yazan genç şair/yazar.

    yıpranacak kadar cok set gerilse de önüne davasında vazgecmeyecek, alcak gönüllü abi...

    (bkz: www.onurcaymaz.com)" onmousedown="return bkc('720059','+www.onurcaymaz.com')">www.onurcaymaz.com)
    (isterfernandez, 17.03.2006 19:57 ~ 28.03.2006 15:50)
  4. adam sanat okuduğum dönemde yazılarını aradığım birkaç şairden birisiydi..yeni kuşak türk şiiri için umut verenlerden..şiirleri ağzınızda yarım bir tat bırakmıyor, biçemin yanında kelimeleri de güzel..şiiri parçalayıp tekrar oluşturmak istemiyorsunuz, olduğu gibi güzel çünkü..sanırım olduğu gibi güzel yazan bir insan kendisi..
    (hell isnt good, 05.05.2006 17:14 ~ 17:15)
  5. kızmış. ama bir yazarda olması gerekeni onca yazarı tanıyan biri olarak, nickini ve sitesinin adını şiirlerinden aldığı edip cansever'i söz gelimi, görmeliydi kanısındayım. kişi yazdıklarını yayınlatmak istiyorsa kuşkusuz ki seviyordur, buna kimsenin itirazı yok, olamaz.

    ancaaak, eğer ki yazdıklarına güveniyorsa, reklama, "beğenirseniz" oylayınız, yoluna başvurmaz; yazdıklarının çerçevesine dahil edilecek kısımlarında değil, içinde olurdu. sonra da eleştiri kabul edebilirdi, kendisine yöneltilen eleştirilerden bir yerlerde yanlış anlaşılma payı, varsa tabii, bırakabilmiş olabileceğini hesaba katardı. bir dahaki sefere kendini savunma gereği duymazdı.
    (betty blue, 11.10.2007 00:47)
  6. nilgün marmaraya yönelik tuhaf eleştirileri var.
    ufacık bir hatırlatma: kişi kendini bilmek gibi irfan olmaz.
    (betty blue, 23.10.2007 19:53)
  7. gonca özmen'in eski erkek arkadaşı.
    (ağula, 26.08.2008 14:49)
  8. samimi olmayan yazılara birgün gazetesinde imza atan ve göze batıra batıra kahramanlıklar yapmaya çalışan genç aydınımız. kanımca bu hızla devam ederse; tüketim toplumuna heba olabilir. 7 entrye bakıldığında çoktan magazin olduğu ortadadır.
    (isteböylegüzelim, 09.06.2009 21:00)
  9. http://modernoglu.blogspot.com/
    adlı blog sitesinde kendisi hakkında çok güzel bir şiir var.
    eğlenceli.
    bugün çıkmış.
    (ustasına posta koyan jedi, 17.08.2009 16:18 ~ 16:19)
  10. canlı yayın ve polemiklerin samimiyetsiz manzumecisi.
    (ben ruhi bey nasılım, 17.08.2009 17:21)
  11. samimiyetsiz manzumelerinden biri olarak, hem de en samimiyetsizlerinden.

    eylül uçurtması (özgür edebiyat - eylül ekim 09 sayısı)

    cevaben…

    görülmüştür.

    evet işte, nusa dua’da ışıklar söndüğünde bile
    hiç solmayan bir kızıl uçurtma görmüştüm
    ince bir fenerdi galiba, çiçekten yüzümdü benim
    dört gün, beş gece boyunca okyanus
    dünyanın bir ucunda cepkeninde bulutları
    durmadan zamanla oynuyordu gözlerin, sus!
    -bir müzikle inerdi akşam, çin fenerleri başlardı-

    bir daha birini sevecek olsaydım; müzik lütfen sus!
    yorgunluğuma bakmaz, yine verirdim her şeyimi
    seni seçerdim tabii, sana: koruda küçük ışıklar
    seni seçerdim: sedasız bir sandal, akışı bol sular
    seni: uçurtmam, kuşlar bekçisi, rüzgâr korunağı
    dudakları karanlıktı fakat, kan içindeydi bıyıkları
    -ortak bir yalanmış uygarlık, üzerinde anlaştıkları-

    şüphesiz ki öleceğim ama bozulmuş olacak cesedim
    evet örgütlüyüm, kondu çalışmaları; şair şimdi sus!
    ekmeğin buğusuna giderken işçi arkadaş latif
    grev kırıldıktan sonra gri adamlar, 12 eylül sabahı
    rengi devrime dönüyorken günün, gelip alacaklar
    -gelip alırlar, böyle başlar faşizmin ince yalanı-

    gözleri mahmur sokaklarda işbirlikçi akasya
    karım, kadınım, anacığım sus; sus kardeşim!
    masal bilmem ama dünya güzel olacak bir gün
    arkadaşların terli silahlarında dağların dorukları
    yani suratımda patlıyordu yumrukları; sussun düşler!
    -çığlıklar geliyordu içerden şiir sussun, deneyler, incelikler!-

    buradan çıkış yok ama yine de başka türlü olmalıydı
    sabah beşlerde, ucunda ipin ya da kayıp bir aşkta
    allah yoktur bu odada demişlerdi, peygamber izinde
    inat ettim, az daha direndim, çözülmedim buzumdan
    kafasına çivi çakıp elektrik vermişler birisinin beynine
    gün çözülürken şafaktan, tek sözcük bile yok dilimde
    -arkadaşlara bok yediriyorlardı diyarbakır’da; söyleme!-

    bunları nereden bildiğimi soruyorum kendime
    gördüğüm her şeyi bir yerden hatırlıyorum
    sabunlar, diş fırçaları, sabah ezanları, gündüz yanan ateşler
    hac malzemeleri satılan hanlar vardı biz yaşarken
    yakışıklı erkekler; nerden hatırlıyordum ikindi vakitleri
    etekleri uçuşan kadınlar vardı, tükenmiyordu ilişkiler
    -tırnaklarımı söküyorlardı tarihe tutunduğum yerden-

    bir kızı, bir kızın kadın oluşunu nerden acaba
    sanki saz çalınıyordu arada, kabuk bağlıyordu yaralarım
    tam 46 saat gözümü kırpsam dipçik yedim, çözülmedim
    sağ kolum kalorifer demirine bağlı kaldı üç koca gün
    sustum, jop yedim götüme, hayalarıma elektrik, tentürdiyot
    tarih mi yalandı, inanç mı, yüzümden akan kan mı
    yüzbaşının gömleği traş kolonyası kokuyordu biraz
    -yanımda yatanın çekerek bitiriyorlardı bıyıklarını-

    kumaşçılar demli çay içer, hep yarım bırakırlar bardakları
    özel bir kumaştanmış gözbağım, amerikan malı sımsıkı
    nusa dua’da bazı sigaralar karanfil kokuyordu evet, tabii
    kafası kuburlara sokulan bir arkadaşım ölümüne içiyordu
    sorguda bir sandalye olsaydım, belki ayağı kırık bir tabure
    iktisat teorileri, edebiyat ve bir miktar felsefe hayat ediyordu
    babamın attığı ilk tokat; kolkola yürüyüşlerde, sıra düzenle
    -bayrağımız falan değil, yüzümde acılar dalgalanıyordu-

    ben de bir gözlük oluyordum kırıldıkça kalın camlı
    bir pencere oluyordum da yağmur çarpıyordu, kurşunlar
    karımın yüzündeki susamdan çiller oluyordum
    ince dudakları oluyordum ki öpmek istedikçe kalas
    askılar, marşlar, sloganlar dokunmak istedikçe
    gencecik çocuklar esrara yatıyordu istiklal caddesi’nde
    türkü barlar, rock barlar, yok barlar; ne yazarsam yazayım
    -nostaljik diyorlardı; ne yapsınlar, bir onu biliyorlardı işte-

    peki nedendi, bir kış, pazar sabahı defalarca sevişmek
    sonra sıcak bir çay, zeytin ezmesi, şiir kitapları
    oysa beş no.luda kan katıyorlardı çorbamıza
    peki nasıl yaptımdı, nusa dua’da ulu bir ağaçtan alıp
    bir düğün yemeği fotoğrafına iğnelemiştim o yaprağı
    tırnaklarımdan bahsediyordum ya demin, boşunaymış
    -devlet kanatıyordu boyuna kendi açtığım yaraları-

    evet, beş gece dört gün boyunca kızıl bir uçurtma
    bir akşam üçüncü koğuşta, adi suçlulardan biri
    nasıl verdiğini anlatıyordu bir kadının ağzına
    benim yüzüm, gözlerim, göz içlerim kanıyordu oysa
    tuvaletteki ışıksız karanlığa kan işiyordum
    -patlamış ayaklarımı hep tuz dökülü bir taşlığa-

    annemin açlıkla, sabun kokan gömleklerle
    yoksul sevgilerle sardığı bedenimi, 81 kışında
    mosmor edip kara bıraktılar, mamak’ın ayazına
    avluya kuşlar bile uğramazdı, bitmeyen bir sancı
    tabutluk diye daracık bir hücre ki dik durulmazdı
    piyanolar varmış oysa özel pasta tabakları, garsonlar
    ne cigaralarından yandım, ne düşlerinden çıktı yüzüm
    -inattım; biliyorlardı ama, adımı bile söylemedim-

    ve neden akşamları çarşılar beşte kapanırdı mesela
    kediler ve kadınlar uyurken neden bunca sıcaktı
    yak hele kirve diye gülüyordu zülfo hela aralığında
    tütündür, ince tellidir yak hele, gel bu yan
    gam giderir de gözüne kaçmasın ağam duman*
    kıştı ama biliyordum, sabunla yıkanırdı bazı pasajlar
    öyle ya 85 yılı, çok dövdüler, tazyikli sular sıktılar
    -ciğerimdeki yarayı söylerken gülüyordu doktor teğmen-

    evet işte, nusa dua’da bir okyanus akşamıydı
    çocukluğum kadar uzak asya yıldızları, ipek kervanlar
    bir kızıl uçurtma; sus kalbim, aklım, halkım, devrim sus!
    tank paletlerinin izleri kaplayacak kör akşamlarınızı
    dergiler, filmler, herkes, her yer yılgınlık kokuyor diyecek,
    sokak aralarında telefon kulübesi arayan bir militan
    sivil şair, muhalif şair, memur şair, seyrediyorsun şair sus!
    halkımın okumadığı kitaplarına eğ başını ve utan,
    -soluyor çin fenerleri, hücremin kapısı yıllara kilitlenecek-


    onur caymaz, 18 ekim 1985
    amasya askeri cezaevi
    * grup yorum’un nurhak’ından esinle
    (cagrilanyakup, 31.10.2009 23:11)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil