parçanın girişindeki diyaloğa bir göz atacak olursak…
pink (filmde
bob geldof, ama siz kendi hayal gücünüzü kullanın, albüm ilk çıktığında film mi vardı piyasada) otel odasındadır, her
ademoğlu gibi o da odasına
pool bar’dan hatun atma telaşındadır, ve nasılsa bunu başarmıştır da.
hatun kişi önceden sözleştikleri saatte odaya gelir, kapı açıktır, adımını atar atmaz birden içi kıpır kıpır oluverir:
oh my god what a fabolous room: aman tanrım diye ilk çığlığını basar yeniyetme pakize, pink bir
rock yıldızıdır, otelin en basit odasında kalacak değil ya,
kral suitindedir.
are all these your guitars: sene 1979, rock müziğin en civcivli dönemlerinin sonu, 68’in
hippie akımı bitmiş, kafalardaki çiçekler yerlere çalınmış,
punkçıların çizmeleri altında ezilmiştir, ama rock yine de rock’tır. hatun kişi de rockçıdır en nihayetinde, uzun saçlıdır beyaz atlı düşü... hayret eder, hiçbir arkadaşının evinde bu kadar çok gitarı bir arada görmemiştir,
londra’ya okumaya geldiği küçük kasabasında ise gitarı olan arkadaşı bile yok gibidir..
this place is bigger than our apartment:
londra’da uluslararası ilişkiler okuyan kızımız iki arkadaşı ile birlikte bir
bekar evi paylaşmaktadır, böyle bir daireyi anca filmlerde görmüştür diyebiliriz, hemen gözlerini dolaştırmaya başlar, ilk etapta pink’in perdeleri çekmiş ve kendini bir şekilde odaya hapsetmiş olduğunu farkedemez bile.
can i get a drink of water: bu kadar heyecan,
adrenalin, dur be kızım, bi soluklan hele, bi su iç, bak bakalım dolapta soğuk su var mı?
do you want some? ha?: pink ile yakınlaşma çabaları, eh ne de olsa
pompaya beş var, dama oynamaya gitmedin o odaya sen, sor bakalım içer mi bişey?
oh wow, look at this tub: mutfaktan sonra suit gezilmeye devam edilir, o da ne? aman allahım, şu küvete bi baaaaak… kendi evindeki
duşakabinde duşunu alırken diğer iki arkadaşının çişi gelmesin de erken çıkmiyim diye dua ederken işte tam da böyle bir küvette saatlerce suyun içinde kalmayı hayal etmiştir hep.
wanna take a bath?: ses tonuyla, beeeeeeeeaaaaath diye uzattığı son kelimenin davetkarlığıyla belli eder niyetini hanım kızımız, pink ne kadar odasına hatun atmak heveslisiyse kızımız da o kadar meraklıdır bir rock yıldızı ile beraber olmaya, konser alanına geldiklerinde
siyah limuzinden inip yürüyecekleri
kırmızı halıyı düşünür elini musluktan akan sıcak suya tutarken.
what are you wathcing?: su verdin almadı, yıkanalım dedin ses etmedi, napıyor bu adam allah aşkına? gelir bakarsın ne varmış şu meşhur televizyonda? yoksa
pink floyd’un konseri mi canlı veriliyordur? hayır, pink en sevdiği program
maraton’u açmış
şansal ile
erman’ın pastırma muhabbetini izliyordur. gözü seni mi görür kızım,
maraton erman pastırmadan bahsederken? (bkz:
http://www.youtube.com/...)
*