• görseller

    • onat kutlar
  1. türkiye'de sinema adına çok işler yapmış kişilerden, türk sinematek derneği kurucularından. kasıntı entellerden değildir. (bkz. atilla dorsay). sinemayı bir şenlik olarak tanımlar. the marmara otelinin önünde bir bombalı saldırıyla katledilmiştir.
  2. aynı zamanda nevi şahsına münhasır bir şairdir.aydın düşmanı kesim tarafından, the marmara oteline yapılan bombalı saldırıda yaralanmış ve daha sonra kaldırıldığı hastanede ölüme yenik düşmüştür.ölümünde hastanenin ihmali olduğu rivayet edilmektedir.

    ''vermeme olanak yok bana verdiklerini
    ama ayrılırken bir hesaplaşma da gerekli
    geçmiş bunca güzellikten bir anı olarak
    ben seni alayım istersen sen de beni''

    dizelerinin sahibi. rahmetle yad ediyoruz.

    (bkz: unutulmuş kent)
  3. ''şimdi sessiz duruyoruz kıyısında düşüncenin
    unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz
    ölü balıklar geçiyor kırışık birdenizin sofrasından
    ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım
    durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için''
  4. penceremden görünmeyen

    çamagacina

    duman renkli ve kocaman bir karganin
    kumlu dalgin kanatlari ardindan
    denizin derinliklerine açilan
    akdeniz günesinde çürümüs ahsap
    ve kuytu yosunlara çalan teknenin
    reçine kokusuyla tanidigim

    çamagacina

    bol sisli bir kisin ormanindan
    karli gelin telleri tasiyan
    gümüsten yapraklarla örtülü
    uysal ve uzun boynunu bahçelerin
    ve benim topragima egmis
    gülümserken bir eskiya rüzgarin
    söküp uzaklara götürdügü

    çamagacina

    bir aksamüstü kaybolusu
    penceremin daracik sahnesini
    lacivert ve kadife ve kesin
    birinci perdesiyle kapayan
    günlerimi çok eski bir oyunun
    gözgözü görmeyen karanliginda
    ortaçag panayir soytarilarinin
    küt ve kivircik sakallariyla
    durmadan dekor degistirdikleri
    öfkeli araliginda birakan

    çamagacina

    simdi rüzgar geçiyor penceremden
    gövdemin kuruyan kavalini
    kirmizi türkülerle donatarak
    senin ormanindan sayisiz agaç
    ve düslerimde bembeyaz yikadigim
    teninden coskun sular geçiyor
    kapilip sürüklenen irmaga
    kiyilarin danteline aliskin
    ellerim birden ulasiyor

    çamagacina

    öperken yapraklarini aciyla kisik
    sesli kuslar bakirlayan yüzünün
    bahçesinde yedigim visnelerinin
    kabina sigmaz sevinci ve tutku
    yirtarken demirden kusagini
    agir bir isçi gibi ölümün
    beni yasamanin kavgasina
    yarista bir tay gibi firlatan

    çamagacina

    seni bir çok daha görmek için
    dallarina basip yaylandigim
    siiri katiksiz dolambaçsiz
    bir önsöz olsun diye yazdigim
    senin adinla karistirip
    adini yüregimin canina
    kazidigim ve simdi bir aksamüstü
    penceremden ansizin görünmeyen

    çamagacina


    onat kutlar

    (pera'li bir ask ıçin divan, 1981)
  5. günlük şiirler

    sen gittikten sonra iki çalgıcı
    turnalar semahını çaldı ve kimse dinlemedi onları
    benden başka. sarımsak kokusunun
    yoksulluk ve rakıyla buluştuğu saygısız kalabalıkta
    kimse duymadı beni terkeden
    kanatların bıraktığı esintiyi. biri incecik öbürü kalın
    iki tel vururken çalgının yüreğine
    nicedir aklımı kurcalayan bertold brecht'in
    "sevenler" şiirini düşündüm bir yaşamdan ötekine
    yanyana uçan iki turnayı. taa yirmisekizlerden.
    "güneşin ve ayın az değişken dilimleri altında
    uçup giderler yine, böyle tutkun birbirine.
    hey, nereye gidersiniz? - hiç bir yere - nerden gelirsiniz?
    her yerden. sorarsınız, ne zamandır birliktesiniz? diye.
    az zamandır. ne zaman ayrılacaksınız peki? - yakında."
    çıktığımda hava acıktı ikindi güneşi gibi
    nicedir ısıtmayan parlak ayın az değişken dilimleri altında
    yürürken sordum kendi kendime. nereye gidiyorsun?
    hiç bir yere. ne zamandır yalnızsın? bilmem, denize
    ve ayışığından yapraklar kesen
    şiire sormalı bunu. daha yazılırken
    bir anıya dönüşen şiirlere
    sordum kendi kendime ne yapılabilir çamurdan? heykel
    acilardan? aşk. yoksulluklardan
    bir devrim bile yapılabilir. ama hiç bir sey
    hiç bir sey yapılamaz ayrılıklardan.
    sen, çalgıcılar ve ayışığı çekip gittiniz uykunun
    eşiğine vurulmuş bir turna gibi dönerek
    düşerken sordum otuzdokuzlardan bertold brecht'le birlikte
    "ne yapmalı peki?" aklim dokunacak
    bir baska akıl arıyor. nicedir yabancı denizlerde
    yıkanan tenim baska bir teni. "ne yapmalı?"
    biliyorum yağmur yağmaz yukarı doğru yeniden
    acımaz olur, silinir gider izi bıçağın.
    ama hiç bir rüzgar doldurulamaz boş kalan yerini,
    bir yaşamdan ötekine
    birlikte uçan turnaların yerini
    gökyüzünde
  6. naso magister erat"

    seni yeniden ben buldum ey unutulmuş kent
    ve kimsenin farkında olmadığı günde sevgilim seni
    bir alacakaranlıkta geçtim aşılmaz surlarını
    zamanın. duru ve dökülgen nefti perdeyi araladım
    ulaştım sana sonunda ne olur unutma beni

    dolaştım eğersiz ve çırılçıplak atlara binmiş
    yüzlerce çocuğun çınlattığı dar sokaklarında
    buldum galata'dan gizli geçen bir postacının
    heybesinde taşıdığı ayrılık şiirinde seni
    ne olur satırların arasından kurtar kentimi

    sen piyer hanının isli, yüksek penceresinden
    derin avluya baktım beyaz rahiplerin uyuduğu
    ulaştım dolanarak bir ayazma serinliğine
    uyan ey kentin göz pınarındaki dalgın su
    zaman geçiyor ne olur savunma kendini.

    onat kutlar
  7. taksim'deki patlamada ağır yaralanıp kısa bir süre sonra hayatını kaybeden yazardır.( 1995 ) hala sonuçlanamayan davası vardı. ailesi bu yüzden aihm'ye dava açmış ve kazanmışlar. miktarını unuttum; ama türkiye gereksiz yere uzatıp da bitiremediği bu dava yüzünden tazminat ödeyecektir.

    zaten her davada idaremizin işleyişi böyledir. dilekçe yazarsın, 60 gün içerisinde itiraz etmelisin, kendini hazırlarsın; ama cevap alamazsın. o 60 gün içersinde cevap alamadığınız için davanız iptal olur, haklı olsanız bile. falan filan. hal durum böyle olunca başka merciilere başvurmak zorunda kalıyor insan. böyle tazminat ödemek zorunda kaldığımız zaman ( türkiye ) çok mutlu oluyorum. iyi oluyor, ders alınmasa da.
  8. yirmi üç yaşında yazdığı "ishak" hala türkçede yazılmış en iyi öykü kitaplarındandır. kısa, bitimsiz cümleler. aklımda kalan bir cümleyi hatırladığım kadarıyla yazayım: "karda serçelerin ayak izlerinin oluşturduğu kar çiçekleri..." bu minvalde bir şahaneydi.