ilahlar ilahı david gilmour abinin 6 mart ta tüm dünyayla birlikte türkiye de de piyasaya sürülecek olan albümünün adı.üstad gilmour mart ayında, albümün çıkışıyla birlikte birkaç aylık bir turneye çıkacak ve yine türkiye ye uğramayacak.
(bkz: şansımızı bahtımızı sikim)
sonundaki müthiş solonun 10 saniye sürdüğü mükemmel parça. ne olur 6 martta albümü alıp cd çalara taktığımda sadece internet kopyasının heves kursakta bırakmak için kısa tutulduğunu göreyim. o solo bir yere gitmeli...
albümüyle aynı adı paylaşan david gilmour şarkısı. sözleri de şöyledir efendim:
remember that night
white steps in the moonlight
they walked here too
through empty playground, this ghosts' town
children again, on rusting swings getting higher
sharing a dream, on an island, it felt right
we lay side by side
between the moon and the tide
mapping the stars for awhile
let the night surround you
we're halfway to the stars
ebb and flow
let it go
feel her warmth beside you
remember that night
the warmth and the laughter
candles burned
though the church was deserted
at dawn we went down through empty streets to the harbour
dreamers may leave, but they're here ever after
let the night surround you
we're halfway to the stars
ebb and flow
let it go
feel her warmth beside you
david gilmour'un 3.solo çalışması olan bu albüm öncelikle pink floyd'un son zamanlarına göre bir hayli akustik kalmış, kısmen folk elementli dingin bir albüm. (gilmour'un 60 yaşında olduğu düşünülürse farklı bir sound beklemek haksızlık olurdu zaten)
albümde bir diğer pf üyesi richard wright da bir şarkıda klavyesiyle* bir şarkıda da* vokaliyle yeralmaktadır. ayrıca gilmour'un eşi polly samson da bazı şarkıların yazılmasına katkıda bulunmuş ve kanımca albümdeki en güzel şarkıda da * vokal yapmıştır.
bunların yanında take a breath'in solosunda ve on an island'a richard wright'ın katkısında pink floyd tadları almak mümkün. albümdeki düzenlemeler basit gibi görünen şarkılara derinlik katmış, sonuç bambaşka olmuş.
özetle müzik dinliyorum diyen birinin arşivinde kesinlikle bulunması gereken bir eser. ders kitabı gibi..
güzel bir dizayna sahip albüm. şöyle vereyim playlisti de;
1)castellorizon
2)on an island
3)the blue
4)take a breath
5)red sky at night
6)this heaven
7)then i close my eyes
8)smile
9)a pocketful of stones
10)where we start
insanı hüngür hüngür ağlatacak bir giriş,* ardından su gibi dökülen nefis melodiler ve sözlerle bu sefer where we start ile biten enfes tanımsız david gilmour tanrısının yaratısı albüm.
pink floyd'un dönüşüdür adeta. insanı tripten tribe sokar. şahanedir. etkilendiğim parçaların başında gelena pocketful of stones şarkısıda muhtemelen syd barrett'a yazılmış. en azından ben öyle olmasını diliyorum.
david gilmour'un muhteşem şarkısı. "hepsi öyle lan lavuque" diyenler için farkı solosunda der, kaçarım. live in gdansk konserindeki solosu şüphesiz ki müzik tarihindeki en güzel sololardan biridir.
taş gibi şarkıdır efendim. geçen zaman ve yanında bütün ütopyalar, pişmanlıklar, hatıralar, tüm sevdiklerin, bir ada, ay ışığı, med cezirler.. mümkünse gözleriniz kapalı, hiç bir şey düşünmeden dinleyin bu şarkıyı. o zaten ne görüceğinizi, ne düşüneceğinizi söyleyecektir.
her dinlediğimde david gilmour'un hala yaşıyor olduğuna bir kez daha sevindiğim, canlı izleme şansımın hala mevcut olduğunu hissettiğim muhteşem 2 soloya sahip parça. comfortably numb dan sonra en mükemmel gilmour soloları. david gilmour 'un hala yaşadığının kanıtıdır adeta "on an island" parçasındaki gitar soloları
“david hiç bu kadar iyi gitar kullanamamıştı, royal albert’da comfortably numb solosu şu ana kadar ki en iyisiydi.mükemmele yakındı.on an island parçasında ki gitar solosunda o yağmurun altında, venedik’de ki konser de gerçekten ağlamıştım” demiş.
2006 mart - nisan gibi bir iş gezisi için dc deyken ipod’a yüklemiştim on an island albümünü.heyecandan ölüyordum, kaldığım otelden yavaş yavaş çıkarken, otelin kapısının önün de ayakkabılarımı bağlıyordum ve bu arada ipod’un play tuşuna bastım vethen i close my eyesparçasını duymaya başladım.akşam altı yedi sularıydı.hava kapalıydı.dupont circle dan west and’a ordan da washington üniversitesine yürümeye karar verdim.hafiften yağmur yağmaya başladı, bir yandan rüzgar esmeye yüzüme vurmaya başladı.beremi düzeltip yola koyuldum.bir yandan da then i close my eyes’ın melodileri yağan yağmur gibi, su gibi akmaya başlamıştı.o kadar büyüleyici bir durumdu ki etrafta ki her şey ağır çekim olmaya başlamıştı.ıslak asfalt da parlayan arabaların, özellikle taksilerin arka lambalarının kırmızı yansımaları, eksozlarından çıkan o beyaz dumanlar, skışmış trafikte yana kırmızı, sarı, yeşil ışılar, walk - stop ışıları, arada hafifçe duyduğum korna sesleri, yağmur nedeniyle açılan şemsiyeler veya kafaların üstlerin de tutulan gazete veya iş çantaları, elele tutuşmuş çiftlerin yarım koşarak binaların altına girmeye çalışmaları, yağmura aldırmaksızın bankta oturmuş ve arkasın da duran starbucks dan büyük ihtimalle birisi tarafından ısmarlanmış kahvesini içen bir evsiz afro amerikalı yaşlı bir adam, umurunda değil yağmur sadece yüzün de koca bir gülümsemeyle kahvesini yudumluyor. aynı anda her şey çok berrak, çünkü kulağımda ki müzik o kadar berrak ve muhteşem ki, şarkının ortalarına doğru iyice sırılsıklam olmuştum ve sonra robert wyatt şarkıya sızmaya başlıyor ve her şey iyice bulanıklaşmaya başlıyor iyice kendimden geçiyordum.
o anda karşıdan gelen ve rüzgardan dağılan saçılarını düzeltmeye çalışan kadın yavaş yavaş bana doğru gelmeye başladı, geldi geldi ve o an göz göze geldik, sonra kadın hafif bir gülümsemeyle beni geçip yoluna devam etmeye başladı, arkamı dönüp baktığım da el ettiği taksi yanın da durdu ve binerken tekrar bana bakıp yine o hafif gülümsemeyi atıp taksiye binip uzaklaştı.
saçmalık..
ve şarkı bitti.bittiği anda kendime geldiğim de o kadar çok ıslanmıştım ki, soğuğu bile hissetmemiş olan ben üşümekten birden titreme başlayıp hemen yolun kenarından geçen taksilere el atmaya başladım.ama hiç biri durmadı şerefsizler.
adamı dumurlardan dumurlara iten ve sürükleyen olmadık hayeller kurduran bir şarkı ve david gilmour.
on an island albümünü ilk kez böyle bir ortamda yağmurla beraber, rüzgarla beraber then i close my eyes parçasıyla başladım.buram buram cazz, buram buram blues kokan insanın ruhuna işleyen bu şarkının girişin de david gilmour her yıl olduğu gibi gizlice geldiği bir ege kasabasından aldığı cümbüşle başlar ve su sesleri, kayık sesleri, dalga vurmaları ve yavaş yavaş uzaklaşan yatının ses kayıtları vardır.o cümbüş kaydını micheal keman’ın oğlu tarafından videoya alınmış ve o kayıt kullanılmış.
tabi kasaba da gezerken küçük bir kafeterya da serdar ortaç’ın dansöz şarkısı çalıyormuş ve birden dikkatini çekmiş ve durup cafe sahibine;
-mister hi, who is this singer ?
-this is serdar ortaç, he is our david gilmor, you know
-ohh..lovely song, thank you very much indeed, thank you
demiş.
siktir lan!!
david gilmour bu albüm için “en ateist duygularla yaptığım albüm” demiş.ve “bir ikili olarak richard wright la beraber mükemmel bir iş çıkardığımı düşünüyorum.tüm şarkıların alt yapısı oluşturma da rick’in ve phil manzenera'nın katkısı kusursuzdu.” der.
ek olarak albümde ki smile parçasını eşi polly ile beraber söylemişlerdir.
bu albüm tam anlamıyla david’in diğer çıkardığı solo albümlerin den diğerleri için (bkz: david gilmour) (bkz: about face) kendini en iyi ifade ettiği, gitarını en iyi kullandığı albümüdür.
roger waters sonrası david ve arkadaşları ** roger waters’ın gölgesinde albüm yapmak ki sadece sound ve melodi olarakthe division bell’de bunu başarmışlardır(david gilmour’a en sevdiğiniz pink albümü hangisi diye sorulduğun da the division bell demiştir) pink floyd sonrası david solo çalışırken de pink floyd’un gölgesin de kalmıştır hissetmiştir.ama bu albüm dostlarıyla beraber, en önemlisi eşi polly samson la beraber yaptığı ve gerçek david gilmour karekterini ortaya koyan blues tatında bir ilahiler mi diyeyim, kutsal yapıtlarmı diyeyim tanım bile yaypıyorum bir şaheser. sadece castellorizon parçası pink vari efekt ve sesler içerir.o da olsun dedirtendir.
on an island parçasında ki david gilmour’un gitar solosu şu anda bloglar da ve etrafta hala comfortably numb solosu ile karşılaştırılmaktadır.
bu albüm ve şarkılar için o kadar yumuşak ve melodiler o kadar net ve takip edilebilir ki, su gibi.yapılabilecek bir tanı varsa berrak bir su gibi denilebilinir.
`
god bless david gilmour`
bu sabah reflüye iyi geldiğini farkettiğim david gilmour şaheseri, günlerdir çektiğim eziyeti 7 dakikalığınada olsa unutturdu, arka arkaya dinleyince bir saate yakın iyileştirici etki uyguluyor.