bir gruba, bir kesime olumlu olacağı düşünülmesi nedeniyle ayrımcılık yapmak.pozitif kelimesinin gelmesiyle birlikte ayrımcılık kavramının getirdiği önyargılardan uzaklaşılacağı düşünülmektedir.
pozitif ayrımcılıkta tarafların eşit olmadığı düşüncesiyle eşitlemek amacı vardır.mesela azınlıklar, amerikada zenciler , türkiyede ve daha bir sürü ülkede kadınlar..yani eşit olunmadığı kabul edilen her kesime uygulanan ayrımcılık.
türkiyede yine avrupa birliği uyum yasaları çerçevesinde 'kadına pozitif ayırımcılık ' mecliste oylanmış ve reddedilmiştir.
bir başka örnek fransadan; fransada belediye seçimlerinde kota uygulanmış ve kadınların belli bir oranda seçilmeleri sağlanmıştır.hindistanda da benzer bir kural uygulanmakta ve meclisteki kadın oranının artışta olduğu gözlenmiştir.
bence, kadının erkeklerle ,toplum içinde ,sosyal politik ekonomik alanda yani, eşit olmadığını kabul edip eşit duruma gelmeleri için bazı haklar tanımak öncelikle kadınların karşı çıkması gereken bir olaydır.düşünün ki, bir işyerinde çalışanların belli bir kısmının kadın olması zorunluluğu var.pozitif ayrımcılık denilen bu meselede, sanki kadın sahip olduğu zekası, özellikleriyle işe alınmasını sağlayacak güçte değilmiş gibi devletin yardımına muhtaç olduğu düşünülmektedir.yine bence onur kırıcı, ezici bir harekettir.mecliste kadın oranı azdır, türkiyede yaklaşık % 4 tür.ama devletin kadınların elinden tutup gel bacım senin de milletvekili olmana yardım edeyim demesi küçük düşürücüdür, demokrasiye de aykırıdır.eğer halk kadını seçmiyorsa, önce halkın fikir yapısını değiştirmek gerekir.kadına 'hadi sen az oy aldın ama senden daha fazla oy alan erkek adaylar girmesin gel sen geç' denmemelidir.ayrıca bu pozitif ayrımcılığı yaparken erkeklerin hakkı yenmemekte midir?
eğer bugün devlet kadına, ki amacı teoride eşit haklara sahip olup da pratikte binbir zorluklarla karşılaşan kadınları çalışma hayatında, sosyal hayatta eşit duruma getirmek gibi ulvi bir amaç olsa da, bazı hak ve ayrıcalıklar verirse, yarın azınlıklar biz de eşit değiliz, biz de pozitif ayrımcılık isteriz diye kapılara dayanmazlar mı?zaten azınlıkların tanınması ve eşitlenmesini dayatan bir avrupa birliğiyle nasıl başa çıkılacağı düşünülmektedir.önemli olan herkesin yasalar önündeki eşitliğini, uygulamada da gerçekleştirebilmektir bence, pozitif ayrımcılık uygulamak değil.
içkale otel'de düzenlenen toplantıyı, devlet bakanı nimet çubukçunun en önde altın varaklı koltukta izlerken, tamamına yakını erkek olan il müdürleri bakan nimet çubulçunun arkasına dizilmesi.
toplumsal yaşamda yapısal eşitsizlik ve ayrımcılığa maruz kalanların fırsat eşitliğinden yararlanabilmesi için, onlara gerekli durumlarda fırsat önceliği sağlanmasıdır. basitçe eşit olmayanlara eşit davranmamaktır. çünkü eşit olmayanlara eşit davranmak o eşitsizliği sürdürmekten başka bir işe yaramaz. bu durumda söz konusu olan ise mağdur olan lehie ayrımcılık yaparak mağduru korumak ve toplumsal olarak güçlü olan ile eşitlemektir.
genel anlamda negatif yöndeki arımcılığın azalmasını sağlamak, kadınların siyasete ve de kamusal alana daha aktif katılımını sağlamak adına uygulanabilir bir politikadır.
abd'de özellikle siyahlar için eğitim kurumlarında ve iş hayatında ayrıcalık tanınması durumudur. örneğin, üniversiteye kabul aşamasında eğer, aynı kabiliyete sahip 2 öğrenci varsa bunlardan siyah olanı tercih edilir.
benzer bir uygulama, güvenlik güçlerinde özellikle polis alımında ve görevlendirilmesinde vardır. örneğin, siyahların çoğunlukta olduğu bir mahaleyi ancak siyah polisler denetleyebilir. zira, bir beyaz polisin siyahı tartaklaması "ırkçılık" olarak damgalnırken, bir siyah polisin bir siyahı tartaklaması aynı damgayı yememektedir.
fakat, abd yüksek mahkemesinin aldığı son karar nedeniyle, bu uygulamaların hukuki temeli ortadan kalkmıştır...
bazen faydalı bazen de zararlıdır. 40tan fazla işçi çalıştıran işyerlerinde fiziksel engelli ve hükümlü çalıştırmak gibi faydalı olan uygulamarın yanısıra, etnik dilsel ve dilsel azınlıklara devlet tarafından sağlanan ve güvenceye alınan pozitif ayrımcılık genellikle çoğunluk tarafından tepki toplamakta, sonuç olarak azınlığın iyice marjinalleşmesine yol açmaktadır. evet gerçekten de en iyisi fırsat eşitliği ve kanun önünde eşitliktir.
geçen otobüste bir kadına yer verdim ve kadın o andan itibaren koca dayağından kurtuldu. "la karı! yemek nerde" diyen koca, "karıcım, sofrayı sen topla bulaşıkları ben yıkarım" demeye başladı.
restorana girerken "bayanlar önden" diyerek açtığım kapıdan geçen hatun geçer geçmez iş yerinde terfi etti, yöneticiliğe getirildi.
bozulan arabayı veli usta yerine hatice ustaya götürmemle beraber bütün kadınlar ekonomik üstünlüğe kavuştu.
aptal sarışının saçma sapan laflarından birine "aferin iyi düşünmüşsün" dedim ve bütün aptal sarışın esprileri rafa kalktı.
devlet dairesine bir erkek yerine bir bayan aldım ve tüm dairede başta bukkake olmak üzere pek çok hard core porno türünün popüleritesi düştü.
süper bişey lan bu! kadınlara "siz eziksiniz lan! kendi kendinize bi bok hayrınız olmaz sizin. hele dur sana bi güzellik yapayım." dedim ve dünyayı değiştirdim. çok daha güzel bi yer oldu. tbmm gibi büyük bir yönetim kademesinde, iktidar sahibi oldukları zaman kadınlar (kadın bir başbakanımız bile oldu bizim zamanında.) belki benim ufak çabalarımdan daha kalıcı şeyler yapabilir. o zaman ben ki büyük ve kudretli erkeğim o zaman daha yüce gönüllü ve muhteşem bir karar alarak yüceliğimi ezik ve zayıf kadınlara yansıtayım ve onlar da bundan nasiplensin. yüceliğime, kudretime, mükemmelliğime hayranlık duysunlar.
bir adaletsizlik türü. eşitliğin adaletten daha öncelikli bir değer olduğunu düşünen bir zihniyetin janjanlı ifadesi. macchiavelli'nin politik ahlaksızlık mottosu "amaçlar araçları meşru kılar"'da amaç yerine "eşitlik", araç yerine "adaletsizlik" koyduğumuzda karşımıza çıkan kötülük.
temelden başlayalım isterseniz, ağır ağır gidelim.
sorunun temelinde ne yatmaktadır? eşit yada denk görmemek. fiziksel, psikolojik, mental yada eğitimsel üstünlüklerle diğer cinsin üzerinde baskı kurmak.
avustralyalı aborjinler, bir kısım k. amerika yerlileri, eskimolar gibi tam tersinin işlediği( bknz: kara kitap-freud)kadının erkekten üstün görüldüğü toplumlarda yaşamış dünyada. yani erkek egemen toplum olmak,babadan gelme nesepli feodal toplum insanlığın ortak çıkarımı değil, avrupa kültürünün bir ürünü. bu ürün nasıl ortaya çıkmış olabilir? farklılıkların ortaya koyulması yada bunların ayrımcılık amaçlı kullanımıyla.
burdan yapılabilecek çıkarım ne olabilir?
sıfır noktasından başlayan bir kültürde ayrımcılık her iki yönede gelişebilir yada gelişmeyebilir. yani bu genetik kodlarımızda, doğamızda yani alt beynimize
yani güdülerimize dayanan bir durum değil.
pozitif veya değil bir ayrımcılıkla çözülebilir mi sizce alt beyin değilde, üst beyin yani eğitilmiş, öğrenilmiş yada sonradan kazanılmış bir özelliğin törpülenmesi.
bence hayır.
bu tip ayrımcılıklar, yukarıdada izah ettiğim gibi sadece mevzubahis ayrımcılığın uygulandığı alanlarda bundan yararlanan kesimlerin görece nüfusunun ve oranını arttırmaya yarayacaktır.( bknz. k. avrupa ülkeleri parlementer sistemdeki pozitif ayrımcılık sonucu siyasetteki cinsel oranlar)
amacımız bu mudur? yani kadına rahatsız edilmeden oynayabileceği bir oyun sahası mı yaratmayı yada açmayı mı hedefliyoruz?
yoksa kadın veya erkek olmanın cinsel bir durum olduğunu, iki cins arasındaki farklılıkların eşitsizlik manasına gelmediğini genç dimağlara kazımak hedefini mi gözetiyoruz?
seçim, seçmenler yada sivil toplum örgütleri yada sivil insiyatif mensupları olarak sizlerindir.
amaca uygun hareket tarzı yada harekat planı uygulamak mantıklıdır fikrimce.
yasalar önünde eşitlik ilkesine aykırı bir tutum olan gayri ahlaki ayrımcılıklara, ayrımcılıktan mağdur olan tarafla değil haksızlıktan çıkar sağlayan tarafla duygusal özdeşlik kurarak bakmak. çoğunluğu biraz kemirsek ne olur, onlar nasılsa çoğunluk, birazcık haksızlık göz çıkarmaz mantığı.
(bkz: denizdir, alır götürür.)
facebook ta, oyuncu ayşe tolga tarafından ''kadınları korunmaya muhtaç varlıklar gibi gösteren zihniyete karşı çık'' grubu kurulmuş.
çeşitli sosyal ve kültürel çevrelerden kadınların konuya farklı yaklaşımlarda bulunması, önlerine sunulacak olası imtiyazları reddetmeleri şövalyeliğini göstermeleri...
oldum olası bu ayşe tolga hanımı çok takdir etmişimdir.
pozitif ayrımcılık; en basit ve en anlaşılır tanımıyla eşit olmayanlara eşit davranmamak, eşit olmayana bazı haklar tanıyarak eşitliğin oturmasını ve sürekliliğini sağlamaktır.
liberal demokrasi anlayışında soyut birey kavramı, insanın kendi bedeni, kimliği ve kişilği üzerinde nihai egemenlik ve denetim hakkına sahip olduğu iddiasına dayanmaktadır. feminist eleştiri ise, liberal demokrasinin kadınları kapsamadığını idda eder. buna sebep olarak da kadın bedeni üzerinde tek tek erkeklerin, ahlak kurallarının, kamu politikalarının, medyadaki kadın imgelerinin vs. aracılığıyla kurulan cinsiyetçi bir denetim sisteminin varlığını gösterir.
feminist eleştirinin haklı nedenlerle ortaya koyduğu bu sebeplerden ötürü, liberal demokrasinin sınırlarını ortaya koyduğu kamusal alanda özgür ve birey olarak erkek cinsinin varlığı meşrulaştırılmakta ve de kadınlar yine sınırlarını liberal demokrasinin çizdiği özel alana hapsolmaktadır.
kadınların erkek egemenliğindeki kamusal alana ve de siyasete girmeye çalışması, bu alanda var olması ise 2000li yıllarda dahi neredeyse mümkün olmamaktadır. dolayısıyla, kamusal alanın erkeklere doğal olarak vermiş olduğu ayrıcalıklardan feragat etmesi ve de kadınların kendilerinin bazı ayrıcalıklardan yararlanması bir lütıf değil, gerekliliktir.
kadınların kamusal alandaki varlıklarını kadın olarak koruyabilmeleri için, pozitif ayrımcılık uygulamalarının olması kadını küçültmez, değersizleştirmez. çünkü, kamusal alandaki -ve siyasi temsildeki tabiki- kadın/ erkek eşitsizliği bu kadar açık durumdayken eşit olmayanlara eşit davranmaya devam etmek sadece eşitsizliğin devamını getirir.
kamusal alan yurttaşlık kavramının esas alınarak insanların kamuyla olan ilişkilerini düzenleyen kategoridir. liberal demokrasi çerçevesinde yapılan yurttaşlık kavramı erkeklerle özdeşleştirilmekte, dolayısıyla kamusal alan da erkeklerin alanı olup çıkmaktadır. buna karşılık ise, özel alan kadınların çeşitli görevlere mahkum edildiği ve kadınlıkla özdeşleştirilip değersiz sayılan alan konumundadır.
kamusal alan/ özel alan ayrımını açık olarak ev işlerini yapmak/ eve ekmek getirmek, kadın sürücü/ erkek sürücü, kız çocuğunun yetiştirilişi/ erkek çocuğunun yetiştirilişi gibi cinsiyete dayalı ayrımlarda görmek ve kadının payına hep pasifize edilmiş görevler verildiğini görmek mümkündür.
ezilmenin, baskının, cinsiyetçi iş bölümünün sonuçları olan bu ayrımı belirginleştirmek ve yüceltmek; kadınları bu rollere hapsetmek anlamına gelmektedir. kamusal alanda istediği gibi at koşturan ve kendini bu alanın sahibi olarak gören erkekler tüm yurttaşlık haklarını hiçbir zorlukla karşılaşmadan kullanırken, kadınlar her daim önlerine konulan engellerle uğraşmak zorunda kalmakta, bunları aşmak için daha çok çaba göstermesi gerekmektedir.
tüm bu sebeplerden ötürü ise kadınların eşit yurttaş olma talepleri ancak özel ayrıcalıklarla, fırsat önceliği hakları verilerek, başka bir deyişle pozitif ayrımcılık uygulamaları ile mümkün olmaktadır.
pozitif ayrımcılık kavramına getirilebilecek başka bir tanım ise; ayrıcalıklı kesimin ayrıcalıklarından kırpıp ötekilere vermektir. kamusal alan/ özel alan ve kadın/ erkek cinslerinin bu alanlardaki konumları incelendiğinde bunun gerekliliğinin farkına varılabilinecektir.
not: bu giride pozitif ayrımcılık kavramı kadın hakları konumundan incelenmiştir.
tıpkı enerjinin pozitifi negatifi olmayacağı gibi ayırımcılığın da pozitifi negatifi olmaz.kadınlara pozitif ayırımcılık yapılmamalı,sadece adalet sağlanmalı.herhangi bir gruba pozitif ayırımcılık yapıp bir süre sonra onları baskın ve haliyle hakim güç haline getirdikten sonra geriye dönüp bu sefer de başta baskın olan gruba pozitif ayırımcılık yapalım dersiniz. bunun sonu gelmez,dünyada eksikliği her durumda/her sosyal statüde/her canlı türünde/her ekosistemde sorun yaratan olgu eşitlik değildir,adalettir.eşitlik ütopyadır hayaldir, adalet ise gerçektir, olması gerekendir. kadınlara ya da ezilen herhangi bir kitleye insan haklarının emrettiği şekilde,hakettiği şekilde, adil davranılırsa sorunlar ortadan kalkar.
pozitif ayırımcılığın her türü adaletsizliktir, ama adaletsizliğin bile az ve çok saçma türleri vardır. mesela abd'de zenciler fakir ve kiralık ev bulmakta zorlanıyorlar, çünkü görece iyi durumdaki beyazlar evlerini onlara kiraya vermek istemiyorlar, zencilere de "hadi siz de gidin ev sahibi olun, sizin elinizde bu." demek de olmuyor, çünkü sadece istemekle insanın ev sahibi olması mümkün değil. bu yüzden ticari mülkiyetlerini bu şekilde ayırımcılıklar yaparak kullanan beyazlara mesela abd'de dava açılabiliyor; bu tür davalar mülkiyet hakkının özüyle çelişse bile geçici bir süre için, zencilere böyle konularda kolaylıklar sağlamak toplum tarafından tolere edilebilir.
buna karşılık mesela kadınların siyasete katılması için yapılacak bir kota uygulaması çok anlamsızdır, çünkü siyasette kaynak oydur ve parti kurmak, örgütlenmek için cinsiyet şartı aranmamaktadır; ama "sözkonusu" kadınlar (hepsi değil) nedense parti kurmazlar, üstelik bağımsız aday da olmazlar, hep erkekler tarafından öne çıkarılmayı beklerler. oysa böyle bir sorun varsa ve "bütün kadınlar bu sorunu gerçekten hissediyorsa" parti kurmaları veya bağımsız aday olmaları yeter. demek ki bunu yapsalar bile seçilemiyorlar, onların seçilmesi oysa çok kolay, seçmen nüfusunun yarısını kadınların oluşturuyor olmasına rağmen o kadınlar onları mv seçmiyor.
aynı şekilde batı'da bir çok parti, kadın derneklerinin ürettiği yapay kamuoyu baskısıyla kendine iç kotalar koyuyor kadın aday konusunda, ama zamanı geldiğinde kadın adayları arka sıralardan gösteriyor, çünkü biliyor ki önlerde gösterse, bu göstermelik adayları kendi seçmenleri bile seçmeyecek. aynı sebepten ötürü batıda da kadın adaylar bağımsız falan meclise girmeyi denemiyorlar, çünkü seçmenlerin yarısını oluşturan kadınlar sırf kadın olmayı iyi bir milletvekili olmanın garantisi gibi görmüyorlar, parlamentolardan beklentileri bu değil, ve bu yüzden batıda da tüm kotasal zorlamalara rağmen seçilen kadın adaylarda neredeyse hiç bir artış olmuyor. fransa'da %50'lik kota öngören bir anayasal değişiklik yapıldı, kadın aday göstermeyene para cezası veren değişiklik yüzünden kadın aday sayısı deli gibi arttı. değişiklikten önce %16.5 olan kadın milletvekili oranı, ancak %2 artıp %18.5'e çıktı. yani neredeyse fransa vatandaşları partinin zorunluluktan gösterdiği kadın adayları hissedip onlara özellikle oy vermedi. bu oy vermeyenlerin yarısı da kadın seçmenler elbette.
şimdi böyle bir durumda kadınlara affirmative action ya da pozitif ayırımcılık istemek absürt bir talep olarak kalıyor elbette. meclise girmek istiyorlarsa işte adaylık, işte seçmen; ama daha kendilerini temsil ettiklerini iddia ettikleri kadınlara beğendiremiyorlarsa o onların kendi sorunudur ve pozitif ayrımcılık isteme hakları yoktur o zaman. çünkü girememelerinin sebebi ayırımcılık değil düpedüz oy alamamaları. buna hala pozitif ayrımcılık yapmak, yani siyaseti "altın günü"nden bozma kadın sorunu panellerinde, kadın kadına erkeklerden şikayet etmek olarak algılayan dernek başkanlarına hiç de haketmedikleri ve kaldıramayacakları milletvekillikleri için kontenjanlar ayırmak adalet değil. bu daha çok karun gibi zengin, dizi dizi şatoları olan ve kiralık ev falan da aramayan zencilere ev vermedikleri için beyazları durup dururken mahkum etmek gibi bir şey açıkçası.
basit bir mühendislik hesabı ile; ayrımcılık negatif bir durumdur pozitif ile çarpıldığında (ve kapısına sokulduğunda) sonuç yine negatif çıkacaktır. kimsenin ayrımcılığa ihtiyacı yoktur gerekli olan koşulsuz bir eşitliktir. ayrımcılığa isterseniz "yeni uyanmış gözleri mahmur pandacık" ismi verebilirsiniz ama bu onu sevimli kılmaz. doğru tek bir yoldur, sağı da uçurumdur solu da. insanlar erkek olduğu için kayıranla kadın olduğu için kayıran kadar eşittir.