bir örneği de budur; olmayan sevgiliye şarkı.
(bkz:
love song for no one)
(letgo, 14.08.2007 10:53)
bazı şizofren hastalarında görülen bir olaydır.aslında hiç olmayan kafalarında yarattıkları sevgililerine sayfalarca yazarlar.ama bunu kimse bilmez.belki annesi temizlik yaparken bulur o kağıt parçalarını.
sevgili,
bilinmezliğe doğru yol aldım yıllardır.sen çıkıp geleceksin diye bıraktım kendimi hayatın en uçsuz köşelerine. gördüğüm tüm suretlerde arıyorum o buseni.hayatın gelgitlerine zar atıyorum yıllardır, hiç gelmeyen düşeşimsin.ellerimleyakaladığımı zannettiğim tüm oyunlarım da yine kaçmayı başardın. yüzüme vurduğum bır avuç su , camda ki buğum , bitmeyen kalemim , dalgaların da boğustuğum gönül deryasının kaptanısın.
kaptan..
beni o limana çıkartabilirmisin.
(cotre, 15.07.2008 09:03 ~ 18.07.2008 09:01)
bir bu eksikti dedirtecek mektuptur.
bir sen eksiktin. her şeyim var idi. diploma, ev, iş, araba. öyle tipsiz, soğuk, itici falan da sayılmazdım. hatta kızların zihinlerindeki g noktasını da iyi bilirdim. bu da olsun dedikleri her şey vardı. sen yoktun. bir gün içimden yuh anasını satayım dedim. iyice tepem atmıştı. kapanış saatine yakındı. şu migrostun her gün gördüğüm hoş bir kasiyerleri vardı. ona teklif edecek kadar çaresiz bir romantiğe dönüşmüştüm. kız, güvenliği çağırıp beni dışarı attırmalıydı. eğer öyle yapmazsa iki ay içinde evleneceğim dedim kendime. sırf beni attırmadığı için. ne var ki elinde iki şişe birayla normal kasaya girmek tuhaf kaçıyordu. ekspres kasada da aksi gibi bomboştu. "beyefendi ben alayım". düşündüm ki bende bu şans var iken kızın ayağı kayıp kucağıma düşse bile tutamam.
hemen oracıkta birayı açasım geldi. bir sigara yakıp boş otoparkın manzarasını seyre koyuldum. bir elimde poşet, şehrin ışıklarına ve otoyolun gürültüsüne kaptırdım kendimi. ve bir anda karşımda beliriveren sen. şaşkınlıkla irkildim, doğruldum. bir adım benden. mahçup bir "iyi geceler" demek için bile mazeret üretemeyen ruhumun kabuğunu sen kırdın. samimi ve yorgun bir gülümseme. bir adım senden. o cesaretle bir kaç kelam ettik. yorucu bir günü bahane ederek "siz ne tarafa" diye soruverdim. bir adım daha benden. utangaçtım, çekingendim doğru. her halimden kızın platonik hayranı olduğum da belliydi. bunlar bir yabancıya güvenmek için yeterli midir bilmem. ama sen güvendin. bir adım daha senden.
tabii bütün bunları yapmadan önce yazarkasa fişine adını yazan migrosa teşekkür etmem gerek. hiç tanışmıyorken adını söyleyek selam vermştim. sen, "adımı bile öğrenmişsin" demiştin. ben de daha önceden fark edildiğimi öğrendim.
sevgilim,
eminim beni bekliyorsun şuan belki de beni düşlüyorsun. ama dur biraz daha sabır geleceğim mutlaka. bulacağız birbirimizi, kavuşacağız elbet ve bir daha hiç ayrılmayacak ellerimiz... çok şey istemiyorum ki bu hayatta, seni tanımak, kokunu hissetmek, ellerini tutup, yanağına küçük öpücükler kondurmak istiyorum. aynı hayatta, iki farklı bedende tek ruh olalım istiyorum... biliyorum ki sende benim özlemimi içinde hissediyorsun. bekle sevgilim elbet bulacağım seni...
bugüne kadar yaşadığımız acı tatlı deneyimlerimizi, üzüntülerimizi, düşüp tekrar kalkmaya çalıştıklarımızı anlatmanın ve dinlemenin buruk sevinci içindeyim. hayatında olan benden öncekiler bile canımı acıtabilir, çünkü benden daha önce tanımışlar seni...
ama biliyorum ki elbet bulacağım seni. umudumu hala kaybetmedim. nice yaşlar aktı belki gözümden, kalbimi çok acıttılar belki ama hiçbiri senin gibi değildi demek istiyorum sana.. kalbimin temiz kalmış ufacık bir köşesi var onu sana ayırdım sevgili...
bekliyorum seni, sabırlıyımdır bilirsin. bilmezsin belki ama öğreneceksin..
canım;
elbet bir gün geleceksin, mümkün olduğu kadar geç gel, senden çıkaracağım bir sürü hınç var, allah şimdiden sabır versin sevgilim..
bunu okur musun, bilmiyorum. ama okumanı isterim inan...
farklı bir havan vardı.. beni rahatlatan, aldığım oksijeni değerli kılan. beni rahatlatıyordu.. diğerleri gibi hesap sormayan, "onu yapma, şöyle yapma" demek yerine beraber yapalım diyen.. hatta bunun için soyut bir ajanda oluşturup, içine bir liste eklediğimiz bir ajanda. muhtemelen çoğu eksik kalacak o listenin, üzgünüm şimdiden..
gözlerin gülerdi.. hiç üzgün, şüpheci, umutsuz bakmadılar.. bakmasınlar.. içimi ısıtan birşeyler vardı, bütün derdimi tasamı unutturan.. iki şişe birayı tokuşturup, anı yaşatan..
daha öncede denemiştik, ama olamamıştı.. daha öncede hayır diyip, zaman bırakmıştık.. yine de bi umut vardı içimde o zaman, beni sana bağlayan.. şimdi o umutta o yok artık.. belki diyorum sinirimi kontrol edebilip biraz daha zaman verebilseydim ilk zamanlar.. belki değişirdi.. sanırım bu, gerçekleşme ihtimali olan bir durumun gerçekleşmedikten sonra gerçekleşme ihtimalini hesaplamak gibi bir şey.. bu sefer umudum da kalmadı artık.. inan bu çok kötü.. bir şarkı vardı "bir umuttu yaşatan insanı" diyordu bi yerde.. şimdi anlıyorum o dizenin anlamını..
hatırlıyorsundur.. bir gece çıktığımızda yine en çok gittiğimiz yere gitmiş, şişe biralarımızı üstündeki kağıtları soyarak içmiştik.. ikimiz hakkında konuşmuştuk biraz ilk kez.. daha sonra eve dönerken, dans gösterisi yapan ekibi görüp durmuştuk.. o anda elim elini tutmuştu ilk kez.. bir anda olmuştu.. sonra bırakmamıştım yol boyunca.. sıkıca tutmuştum çünkü gitmeni istemiyordum... sıcacıktı ellerin.. kırmızı ojelerini sürmüştün yine.. vazgeçilmez rengin..
dalgalıydı saçların.. uzun ve dalga dalga.. dağınık olduğunda da güzel duran, sanki saatlerce uzmanlar tarafından emek gösterilmiş gibi güzel duran.. bandana takardın genelde. en sevdiğimde kırmızı renkli olup üzerinde puantiyeler olandı.. kırmızı senin rengin zaten..
beni geçirmeye gelmiştin garaja.. benim haberim olmadan, bana süpriz yaparak.. o gün şehrimden, ailemden ayrılmak değilde, senden uzak kalmaktı beni üzen.. yüzümdeki ifadenin sebebi buydu.. yine kırmızı rujunu sürmüştün o gün.. hiç beklemiyordum gelmeni.. içimden gelmeni istiyordum tabii ama gelmez diye düşünüyordum.. keşke şimdi de gelsen..
belki de gitmemeliydim o gün.. yanında olmalıyım, yanımda olmalıydın.. eğer geçmişte kendime seslenebilsem, o gün "kal" derdim kendime..
nasılda rahattın yanımda, nasıl da rahatlatırdın beni? sorgulamayan, olduğu gibi kabul eden, olduğu gibi olan..
hep geç gelirdin.. buluşma saatinden en erken yarım saat sonra buluşurduk hep.. koskoca bir kalabalıkta seni arardı gözlerim.. en sonunda görürdüm seni..
nasılda yerdin mısırları tane tane.. ve tabii ki bademleri.. bademin biranın yanında bu kadar güzel olabileceğini senin sayende keşfetmiştim..
sabahın bir körüne kadar konuşurduk.. belki tekrarlardık, belki yeni şeyler bulurduk.. ama gülerdik hep..
uzun zaman sonra ilk defa birisinden hoşlanıyordum gerçek anlamda, olmadığında merak ettiğim, özlediğim, geldiğinde mutlu olduğum.. "umut" dedikleri birşey vardı içimde.. telefonu ayıramazdım yanımdan.. olur da ararsın diye..
ama farklıyım şimdi.. bir kaç saat öncesine kadar içimde olan "umut" tan bi eser yok şimdi.. yine karanlığa gömdüm kalbimi.. bilmiyorum tekrar çıkartabilirmiyim oradan.. zamanla geçer, zaman herşeyi çaresi derler hani.. peki neden son bir kaç saat geçmek bilmiyor? neden gece bitmiyor, neden sabah olmuyor, neden uyuyamıyorum..?
sen nasılsın, bilemiyorum.. düşündüklerini, hissettiklerini.. soramıyorum da..
ama ben iyi değilim.. başım çatlıyor, kulaklarımdan birşey çıkacak gibi.. kalbim sızlıyor.. attığını hissediyorum.. ellerim titriyor hafiften.. muhtemelen bir süre sinirli gezeceğim etrafta, insanlara ters tepkiler vereceğim.. benim canım acıyor ya, bunu onlara da sıçratacağım.. hepsi bana kızacak, söylenecekler.. kimse bilmeyecek canımın neden acıdığını, soranlara da birşey yok diyeceğim sertçe..
geleceği ön göremiyorum şu an.. yine kapatıyorum kendimi, bu sefer daha sıkıca kapatmalıyım kendimi başkalarına.. evet sanırım en iyisi bu.. kaç kilit gerekirse takmalıyım, anahtarlarını yok etmeliyim..
biliyorum bunu okuyacaksın.. ne hissedersin, ne düşünürsün inan merak ediyorum..
ilk defa yazdıklarımı tekrar okumadan, düzeltmeden gönderiyorum.. çünkü bunları okumaya gücüm yok.. kendi içimdekileri görünce, onlara kaldırabilecek durumda olmadığımı farkediyorum.. zaman geçtikçe daha çok kan kaybediyor gibiyim.. belki bir ara kabuk tutar onlar.. belki..
keşke gelsen, olumsuz ihtimalleri kafandan silip çıkıp gelsen..
yine de bil,
duygularını göstermeyen ben, seni senin tahmininden çok sevmiştim..
nerelerdesin? kimsin? nasılsın?
öyle özlüyorum ki seni...
bu mektup gelecekteki sevgiliye mektup muydu, yoksa olmayan sevgiliye mektup muydu, karar veremedim uzun süre ve epey tereddüt yaşadım. ama sonra olmayan sevgiliye hitap etmenin bu mektup için daha iyi olacağına karar verdim.
içimdeki bir şey sonuna kadar inansa da, var olup olmadığın gerçekte tam bir muamma çünkü.
sahi gerçekten var mısın yoksa tamamen benim zihnimde kurguladığım var olduğuna inandığım bir hayal kahramanı mısın?
bu aralar yokluğun beni iyice dibe çekti.
''tabii bir süredir benimle ilgilenmiyordun, daha önemli işlerin, sorunların vardı. şimdi beni aramak geldi aklına.'' diyeceksin. haklısın belki ama seni tamamen aklımdan çıkarmamın mümkün olmadığını biliyorsun. evet yapmam gereken şeyler vardı, kendime verdiğim sözler, var olmam gerekiyordu, tek başıma dimdik. bunları başaramadan seni bulmayı, eksiklerimle, kamburumla savaşırken beni bulmanı istemedim. istedim ki tam olarak çıkayım karşıma, hayatta yapmak istediklerimi başarmış şekilde durayım karşında. yoksa senide kendi savaşımın içine çekip boğabilirdim.
şimdi ise sen eksiksin hayatımda. koskoca bir boşluk var içimde. sanki bir tek sen doldurabilirmişsin gibi geliyor o boşluğu.
öyle yalnızım ki...ve sana öylesine ihtiyacım var ki. sığınmak istiyorum sana. bazen öylesine tak ediyor ki canıma yalnızlık, seni aramaktan ve beklemekten vazgeçmekten korkuyorum, kendime rağmen.
geçen hafta bir randevum vardı. hiç itiraz etmeden kabul ettim. karşımdakinin sen olmayacağını bile bile. peki niye dersen, yorgunum hem de çok. itiraz etmek, reddetmek oraya gitmekten daha zor geldi. daha kolaydı gitmek. işte sırf bu yüzden gittim.
yarım saatten biraz fazla oturduk, kahve içtik. karşımdakinin her sözünden, her davranışından anladım ki sen değildin karşımdaki. birer kahve içtik, zaten daha çok o konuştu. beni tanımak istediğini söyledi. gülümsedim sadece. bende seni tanımak isterim demek gelmedi içimden...sen değildin o, ben sadece seni tanımak istiyorum. hayır hayır, ben zaten seni tanıyorum. yapamazdım sen olmayan biriyle, ama öyle yalnız hissediyorum ki kendimi, bazen çok korkuyorum kapılıp gitmekten birine, acaba yüzebilir miyim deyip denize atlamak gibi. boğulacağımı bile bile atlamaktan korkuyorum o bilinmez denize.
t. bana geçen gün, yalnızlığın insana yaptıramayacağı şey yoktur, dedi. haklıydı. diyorum ya bazen seni beklemekten yorulduğum bir anda, yalnızlığıma yenik düştüğüm anda acaba diyip rüzgara kapılmaktan ölesiye korkuyorum.
peki ya sen? sende acaba bekliyor musun birini, beni? senin içindede varlığını tamamlayacak birinin bir yerlerde yaşadığına ve bir gün karşına çıkacağına dair bir his var mı? bazen düşünüyorum da belki karşılaşmışızdır bir yerlerde, birbirimizin haberi olmadan. mesela otobüste yan yana oturmuş olabiliriz, yada tranwaydan inerken müsade istemişizdir birbirimizden, okul koridorlarında, kahve sırasında mesela bir an göz göze gelmişizdir, kim bilir...
tesadüfler ki tesadüfi değildir...buna inancım sonsuz. evren bir puzzle ve bizler onun parçaları. eğer varsan kaderimde, eğer varsam yazgında bulacağız birbirimizi. o ana dek, sabır sabredenindir, deyip teslim olmak lazım o'na. duam odur ki çıkarsın doğru yerde, doğru zamanda seni karşıma....
özlemle...
henüz yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyorum. benim varlığımdan bile haberin yok belki de.
ama biryerlerde ve bir şekilde birbirimizi bulacağımızı biliyorum.
belki de hergün birbirimizi görüyoruz, ama haberdar değiliz sanırım var olduğumuzdan.
belki de sen geldiğinde bulacağım kendimi; 'kayboldum karanlıklarda, yalnızlıkta' diyordum ya hani.
sen nasılsın acaba? benim gibi misin? yoksa benden kötü mü?
belki de senin hayatında herşey yolundadır. beni bulduğunda -ya da ben seni bulduğumda- belki de değişecek herşey senin için, kötüleşecek.
bana değer mi sence?
emin değilim; sever misin beni ya da katlanabilir misin yorgunluğuma, karanlığa, yalnızlığıma.
aslında bekliyor da değilim.
umutlarımı, hayallerimi çoktan kaybettim.
dedim ya, -belki- onları seninle bulabilirim.
beni kabul eder misin bilmiyorum;
ve sana yaklaştığım her gün, seni bir kez daha seviyorum.
benim bir sevgilim var henüz tanışmadığım
şebnem ferah -
çakıl taşları
"evet yapmam gereken şeyler vardı, kendime verdiğim sözler, var olmam gerekiyordu, tek başıma dimdik. bunları başaramadan seni bulmayı, eksiklerimle, kamburumla savaşırken beni bulmanı istemedim. istedim ki tam olarak çıkayım karşıma, hayatta yapmak istediklerimi başarmış şekilde durayım karşında. yoksa senide kendi savaşımın içine çekip boğabilirdim.
şimdi ise sen eksiksin hayatımda. koskoca bir boşluk var içimde. sanki bir tek sen doldurabilirmişsin gibi geliyor o boşluğu."
yazılmış.
dimdik, kambursuz durmak için o kadar ıskaladık ki kendimizi ve hayatı aslında.. hala orda mısın? ben içimdeki boşluğu neyle doldururum en ufak bir fikrim yok. olmak, olmamak ve bir sürü şey üzerine konuştuk da dün bir arkadaşımla.. "ötesi yok." dedik, "kendin olmaktan, yalnız olmaktan ötesi yok." sevgili olmak halinin de belli şeyleri birlikte yapmaktan ibaret olduğu kanısına vardık. sana ne yazmalı ki? sen en yakın arkadaşımın yıllar yılı beklediği kişisin, hepimiz düşlerimizde birilerini yarattık kendimiz için ve gidip bambaşka kişilere aşık olduk, devam ettirdik. sevmediği insanlarla vicdanları yüzünden bir sürü şeyi sineye çekerek yaşayan insanlar gördük biz. ve inanamadık. şimdi, hani o en yakın arkadaşım dediğim var ya... o da öyle, sevmediği biriyle, artık onca kavgadan geçen 6 yıldan sonra sevgisini tükettiği kişiyle beraber. sırf vicdanından, sırf kıyamadığından, sırf alışkanlık ve rahatına düşkünlüğünden. oysa.. bıraksa gitse belki hep hayal ettiği kişiyi bulacak. kim bilir?
ben mi? benim durumum çok karışık hem de çok sıradan ve basit. boşver o yüzden.
sevgiler,
maia.
hatta moda deyimle: "kocaman öpüyorum."
yine mi sen, diyeceksin belki. evet yine, yeniden ben.
aslında daha önce yazacaktım sana, bu zamana kadar sabrettim. ve yine dayanılmaz bir hal aldı sensizlik. ilk mektup bir başlangıçtı sanırım ve arkası seni buluncaya kadar gelecek gibi. en azından zihnimdekileri biraz olsun boşaltıp yer açıyorrum seninle ilgili yeni düşünceler için.
sensizlik öylesine zor geliyor ki bu günlerde...sürekli gözlerim ıslak, o hiç açmadığım müzik kanallarındaki saçma sapan kliplere ağlarken yakalıyorum kendimi artık, düşün. yalnızlık hiç bu denli zor gelmemişti sanki. dilimde hep aynı şiir:
sevda ne yana düşer usta
hicran ne yana?
yalnızlık hep bana
bana mı düşer usta?
evet haklısın. ben hep yalnızdım. sevmem fazla kalabalığı, çok arkadaşım da yoktur zaten. ne kadar çok insan o kadar çok sorumluluk demektir çünkü. alışkınım kendimle olmaya. ama yetmiyorum artık kendime. ihtiyaç duyuyorum birinin varlığına.
yanımda yamacımda olacak birine. sana...
ihtiyacım var sana. kayboluyorum kendi içimde artık. bulamıyorum yolumu.
benim omuzlarımdan tutup kendine gel diyecek birine ihtiyacım var. sana...
düşünce beni kolumdan tutup kaldıracak, gözyaşlarımı silecek birine ihtiyacım var. sana..
peki ya sen? sen ne bekliyorsun benden? ne verebilirim ki ben sana. umutsuzluk, karanlık, karamsarlık dışında...
ben bir duvarın arkasında, bir kabuğun içinde yaşıyorum, karanlıkta. yarasa gibi. aydınlık gözlerimi kamaştırıyor. kendimi duvardan duvara çarpıp yaralıyorrum. alışık değilim ışığa, aydınlığa. peki bir başkasını, seni bu karanlığa çekmeye hakkım var mı? burada, benim gibi bir huysuzla yaşamaya mahkum etmeye?
sürekli ağlayan, herşeyi eleştiren, asla memnun ve mutlu ol(a)mayan, huysuz, karamsar, asosyal birini ne yapacaksın ki zaten.
boşver sen beni iyisimi. ben arada yazarım sana, biraz olsun rahatlarım, kendi dünyamda senin hayalinle bir yaşam sürerim.
ya da bakarsın bırakırım herşeyi, kendimi, seni. normal biri olur evlenirim hiç tanımadığım biriyle, evimin kadını, çocuklarımın annesi olurum.
gülme. bazen diyorum ki en iyisi bu. böyle hastalıklı bir ruh halindense, sıradan bir hayat daha huzurlu olurdu muhakkak. biliyorum bu sıfatlar bende çok eğreti duruyor, ama bakarsın zamanla munis eş, titiz evhanımı, vefakar anne olup çıkmışım.
arada yine sana mektuplar yazarım kim bilir.
ama seni özlemekten, ve seni yaşatmaktan asla vazgeçmeyeceğimi biliyorsun değil mi, hayat beni her nereye savurursa savursun...
özlemle...
- nerdesin lan bu saatte evde
ol demedim mi?
not: dolapta yemek de bırakmamışsın allah belanı vermesin..
yine ben...
gece gece yine...
hayaller ülkemde bir süredir seni konuk etmiyordum. nedeni ise, belki hiç olmayacağına dair küçücük bir şüpheyle darmadağın olmam. tüm o kadere, yazgıya olan inancım engel olamıyor parçalarımın herbir yere dağılmasına. kendi kendimin avuçlarından kayıp gidiveriyorum.
biliyor musun bu hayatta kimse benim canımı, benim kendi canımı yaktığım kadar yakmadı. bazen seninle ilgili hayallerimi mutlu sonla bitirmek bile canımı sıkıyor, ''eee sonra'' diyorum, şimdi ne olacak?
bu denli hastalıklı biri olmak inan hiç kolay değil. galiba benim bu hastalıklı ruhuma iyi geleceğine olan inancıım seni benim için bu denli vazgeçilmez kılan, ne dersin?
bir cetvel düşün; ortada sıfır, solda eksiler, sağda artılar. ben insanların ruh hallerini böyle bir cetvele benzeterim hep. artılı sayılar, eksili sayılar. benim ruh halimin cetvelinde en sağında sıfır var. sıfırdan ötesi yokken, eksili sayılar sonsuza dek uzanıyor.
insanoğlu bencildir hep bilirsin. peki ya sen, senin beklentilerin ne? benim artılı sayılara geçme özlemim, ya senin?
belki gelmeyeceksin, çıkmayacaksın karşıma, belki kaybettim seni çoktan, belki çok geç kadım....bilmiyorum.
ama sen olmayacaksanda hayatımda, ömrün birgün biteceğini düşünerek avututuyorum kendimi. en fazla şimdiki kadar belki daha mutsuz olurum. ama en sonunda bitecek alacağım nefes sayısı. sabretmek ve bir an önce bitmesini dilemek gerek.
özlemle...
sevgilim şimdi ben biraz narin bir kızım karnım ağrır arada bir ben söylemeden ov tamam mı?
sonra bana sarıl arada bir içinden gelerek ama...
sık sık kalbim de sıkışır sor bi neyin var diye büyük ihtimal sevildiğimi duymak istiyor olabilirim.
bilmen gereken şeyler de var;
kıskanç değilim hiç olamıyorum, bik biklemekten çok güzel şeyler söylmeyi ve öpmeyi tercih ederim.
trip atma ve naz yapma gibi gereksiz huylarımı aldırdım.
bir de sen yokken ben hiç sevgilim olsun istemiyorum bu aralar umarım beni anlarsın geldiğinde... unutmadan geldiğin de bi kere de ben çağırmadan gir içeri romantik olsun.
edit:imla
seni görmediğim için henüz yaşayıp yaşamdığını da bilmiyorum.
var mısın yok musun?
nerdesin demeliyim belki de.
neden hala gelmedin ger gece gelmen için dua etmeme rağmen.
yalnızım şu aralar oldukça.
yokluğun artık iyiden iyiye hissdilmekte ve canımı yakmata.
gelsen diyorum artık.
görsem yüzünü.
hoş gelip gelmeyeceğin de biraz meçhul ya...
neyse...
ben yine de umutla beklemekteyim seni.
diliyorum gelmeni.
bir inancım var geleceğine dair.
biliyorum geleceksin.
sen beni böyle kimsesiz, yersiz yurtsuz, bir başıma bırakmazsın.
belki zaman alacak gelişin belki yıllar sonra yani çok uzun yıllar sonra karşılaşacağız.
ama eğer okursan bunu merak etme geleceğim bir gün de bana.
bilmeliyim bir gün geleceğini .
bilmeliyim ki umudum perçimlensin. coşkum artsın.
seni çok özlüyorum...
söyleyecek başka ne var ki.
öyle bir gel ki, sıfır trip olsun, önce arkadaş sonra sevgili olalım. yoksa zor.
düğmeye basar mısınız? inecek var.
sürekli bir kaçıp kovalamaca mevcut. inmek istiyorum en yakın durakta, kovalama artık beni kağıtlar boyunca. biriktirdiğim tüm cümlelerimi harcadım uğruna. bana yazılmayan bir veda mektubuna cevaptır son sözüm. belki de bir tane daha yazarım, bilmiyorum.
zihnimi paralarken seni anlamak için ruhumu fakirleştirmişim farkına varmadan. açtığın yaraların yardan kalmadığı oysa yardan düşmüşçesine kan akıttığı çok belli olmuyordur umarım. yar bile diyemezken ben, kanla yazılmış adın sol avcumun içine. sana bir sıfat bulamıyorum.
muhtelif zamanlarda aşkı görmüş olduğundan kaynaklı kıskanmışlıklarım ve benim olmadığından kaynaklı yılmışlıklarım var. sana hangisini daha önce anlatsam bilmiyorum. uzun zamandır yoklama almayan bu yakıcı duygunun en ön sırasındayım, söylemem gerek oldukça sefil ve sıradanım.
sırayla değişen görüntülerinin sonuncusu en güzeliydi kabul ediyorum. seni tam o noktada bırakmak istedim belki de. belki de gerçekten benim kadar yorgun olarak hatırlamak istedim seni de. yürüdüğüm yollar tanık gözlerimin içindeki hayale, zira kaldırım taşlarına bakmaktan ara sıra bir arabanın beni ezip geçeceği gerçeğini unutuyorum. ardından keşke diyorum, keşke ölümü unutmak kadar kolay olsa aşkı unutmak. olmuyor, yine beceremiyorum.
silerek arkamda bıraktığım geçmişimde aradıklarının bir parçasını bulacaksın . en büyük parça ise bende saklı bir daha asla sahip olamayacaksın. hiçbir şey nedensiz değildir ya şu hayatta; nedenim olmanın nedenini gerçekten merak ediyorum. ben bu kadar korkak, ben bu kadar sarsak bir haldeyken mavi duvarlarını bana çevirmene, ardından da o ahşap kapıyı bütün gücünle çarpmana anlam veremiyorum. ardına asılı bir ceket, ütüsüz bir gömlek ve bir kravatta kalmıştı ya aklım, şimdi bir kravat iğnesi kadar değerli hissetmiyorum.
bir de gülüşün takılıyor aklıma, gülemiyorum.
mutlu değilim, böyle olması mı gerekiyordu, bilemiyorum.
son mektubunu aldım, teşekkür ederim.
dedim ya hayalle bağlarım kuvvetli; kıldan ince kılıçtan keskin bir sevgi besliyorum. zararım kendime. gün günden kanıma ekmek doğruyorum.
şimdi sen uyuyorsundur; kapat gözlerini sevgilim.
sana söyleyemediğim tek kelimeyi ilk ve son kez rüyalarına getireceğim:
'sevgilim'
canın sağolsun.
evet yine ben.
gecenin bu saatinde baktım olacak gibi değil, baktım beni anlayacak kimse yok yine,
anladım senden başka kimsemin olmadığını.
gelmedin hala. anlaşılan o ki uzun süre yalnız bırakacaksın beni fayda yok dualarımda.
tamam peki hemen gel demiyorum.
bir gün gel de geleceğin bir gün olsun da o bana yeter.
önemli bir sınavım var bugün.
yaklaşık 6 saat sonra.
her zamanki gibi çok hazırım. eksik bir şey yok.
ben çalışkan biriyim sevgilim
sanırım bu durum senin aksine olacak ama be yine de çalışkan olmanı diliyorum.
bugün yağmur yağdı şehre.
umutlarımı da alıp götürdü sanki bir sel...
çok garip uzun zamandır olmamıştı ama içimden ağlamak geldi gazete bayisinin önünden geçerken.
sonra bir lekerciye uğardım. renkli bon bonlardan aldım.
sen de sever misin bilmiyorum ama ben çok seviyorum.
sensiz yedim yine afiyetle.
bugün arkadaşım senin bir yalan olduğunu söyledi.
aşk falan bunlar hikaye dedi inanamak istemedim önce ama
çok haklı gerekçelerei vardı.
sen nasıl olacaksın bilmiyorum ama sana olan aşkımı egon için kullanma olur mu...
sadece sev yeter. çünkü ben bir tek bunu yapabiliyorum.
dün gece
yine gelmedin.
ben de
yine beklemedim.
(bkz:
sevgili ve türevlerine mektuplar)
"basım tarihi 2009
itü yayıncılıktan çıktı tüm kitapçılarda..."
(idiot, 16.04.2009 13:27)
ateistin duasıdır.