bir insanın hayatında yaşayabileceği en büyük ikilemlerden birisi. seçeneğe sahip olmak bazen özgürlük değildir ki özgürlük bazen özgürlükten çıkıyorsa, o zaman hiç özgürlük değildir. bunu, bu bölüm, aslında belki insanlar ve ne yazık ki sevdikleriniz, size öğretebilir.
bir kaymakam olma düşünüz vardır. ya da durun, kimse minibüs muavini olmak istemez, aklı hep şoförlüktedir para kesen biletçinin. o hesapla, kaymakam olmak değil, belki bir vali, bir yönetici, bir kamuoyu zembereği olmak istersiniz. istiyorsunuz ve istediniz. devletin sizi göndereceği ücra kasaba köşelerine gitmeyi de göze aldınız. zorunlu hizmeti de yapacaksınız, amenna. kaç yıl olursa olsun, ne kadar zor gelirse gelsin, ne kadar çukura itilirseniz itilin, kaymakam olma düşünüz var. ama bir başınız vardır, herkese dert olur, nedendir anlamazsınız. kız başına kaymakam, kız başına sokaklarda yalnızlık, kız başına bu saatte antalya-bodrum arası, kız başına büyüyüp sonra "kadın başına nereye otur oturduğun yerde." ama yok, buna da inat edilir, haritalardan kasaba, mecra, nahiye bile seçilir. ama bir gün, bir sevdiğiniz olur, yan yana gelirsiniz, sonra gelecek düşünülür, onun sabit bir işi olacağından ve erkek olduğundan ve siz, o her köşeye mendebur başınızla, karar vermeniz gereken bir ayrıma gelirsiniz, kavşakta kaymakam olmak düşünüz ve sevdiğiniz insanla bir ömür görürsünüz. "ertele, nasıl olsa başka şansın var," denir. ertelemenin, yok say anlamına geldiğini herkes bilir. hayallerinizi kırar "peki," diyip seçtiğiniz kasabayı haritadan ezcümle bir zahmet siliverirsiniz.
neyse, bir seçeneğiniz daha vardır. siyaset yapabilirsiniz, dernek kurabilirsiniz, partiye katılabilir aktif olarak görev yapabilirsiniz, belki bakan hattâ başbakan olabilirsiniz. bunu da deneyebilirsiniz. ama sizin için seçilmiş rol modeller vardır. olmaz. illa allah olmaz. anneniz gelir, "ne işin var," der. babanız gelir "olaylara karışma," der ekşimiş yoğurt sesiyle. evinde oturmak ve yemek pişirmek ya da kavak polenlerinin sessizce doluştuğu akademisyen odasından kırmızı dutlara bakarak geçirebileceğiniz, kibar ve şık akademisyenlik odası verilir önünüze. sevdiğiniz ve aileniz için ne de garanti şeylerdir bunlar. yeriniz, yurdunuz ve e-mail adresiniz bile bellidir. büyük şehirde kalırsınız, çocuklarınızı kreşe verirsiniz, iyi ve mutlu bir evliliğiniz olabilir. büyüdüğünüz için artık kadın başınızın birçok yere sığamama ihtimali de vardır. sevdiğinizin işi iyidir ve istediği işi yapıyordur ama siz sadece, bir evi çekip çevirebilme kaymakamısınızdır; mutfak siyasetçisi, alışveriş bakanı ve olaylara karışmamış, sütliman
research assistant olmuşsunuzdur. kadın başınız, isim bile yapamamıştır.
öyledir. bu bölüm nezdinden başlayarak türkiye'de kadını, bir isim ya da sıfat hâline getirmek, en çok da insanın sevdiklerinden ve onu sevdiğini söyleyenlerden gelen bel altı yumruklarla yere serilir. "olur," dersiniz. "aman yeter ki kimse üzülmesin. ben isim olmaktan da vazgeçerim, sıfat olmaktan da. okuduğum disiplin gibiyimdir. arada, tek başına hiçbir anlamı olmayan ancak
şeyleri bir araya getirmeye yarayan ve ancak o
şeyler olduğunda bir anlamı olan
bağlaç da olurum. ne kaymakam ne siyasetçi olurum;
ve olurum anasını satayım. siz hiç merak etmeyin, sevdiğim insan kardeşlerim," dersiniz.