çoğu insan için basit bir durum gibi görünebilir. ama aslında işin iç yüzü göründüğünden çok ama çok farklıdır. hele hele dört kişilik bir odada kalınıyorsa eğer:
a long time ago in a galaxy far far away...
üniversite birinci sınıftayım. hazırlık döneminde tanıştığım ve kanka mertebesine yükselmiş üç arkadaşımla beraber aynı odada kalıyoruz(aslında yaptığımız eyleme kalmak denmez, tanımlayamıyorum nasıl bir şey olduğunu). oda tipik bir erkek odası: ayda bir yıkanan nevresimler, sağa sola saçılmış küller, kesif ayak ve göt kokusu...
bir gün oda arkadaşlarından biri kız arkadaşını haftaya okula getireceğini ve kız arkadaşı ile beraber odada kalacağını söylüyor. "kız arkadaş?!", uzun zamandır duymadığımız bir tamlama, şaşırıyoruz. üzerimizdeki şaşkınlığı attıktan sonra odaya bakıyoruz. aramızdan biri "oha mına koyim! insan değiliz lan" diyor, başımızla onaylıyoruz onu. sonra kız arkadaşı olan oda arkadaşına(kaooa) dönüp "tamam kanka, getir kız arkadaşını sen. başımızın üzerinde yeri var" diyoruz.
kaooa o hafta içinde hummalı bir restorasyon çalışmasına başlıyor oda içinde. herkesin sararmış nevresimlerini yıkıyor, masalarını siliyor, yerleri süpürüyor, odanın içine parfümler sıkıyor. temizlik olayını anlamama rağmen parfüm olayı kafamı kurcalıyor. yoksa maksat "biz erkeğiz ama çok temiziz, o kadar temiziz ki parfüm kokusu eksik olmuyor odamızdan" imajı mı vermek? sonra düşünüyorum "ulan acaba bizim bu saf bir gerizekalı ile mi çıkıyor?" diye. hangi kız yer ki bunu?
derken büyük gün geliyor, kız arkadaş odamıza teşrif ediyor. konuşkan, sıcak kanlı, hoş bir kız. "helal olsun lan bizim dallamaya" diyorum içimden. sonra masama geçiyorum.
oda keraneden farksız olduğu için dakka başı gelen oluyor. o akşam da gelenimiz çok tabii. bizim dallama kız arkadaşını unutup gelenlerle konuşmaya başlıyor. "ordinaryüs öküz!"... bu lafı sesli söylemeyi çok istiyorum, olmuyor. canı sıkılan kız en son çare olarak masama gelip kulağında kulaklık
wc3 oynayan otistiği
* izlemeye başlıyor. ben de öküzlük mertebesi olarak oda arkadaşımdan aşağı kalmadığım için kız yanıma gelmemiş gibi davranıp oyunuma devam ediyorum(mına kodumunun korelileri yenilmek nedir bilmiyorlar ki arkadaş).
gece yarısına doğru kaooa bize kaş göz yaparak odadan çıkmamız gerektiğini anlatıyor. biz de herhangi bir ibnelik yapmadan odadan çıkıyoruz, odamıza gelen müşteri... pardon elemanlarla beraber.
geceyi geçirebileceğimiz en uygun yer olan televizyon odasına geçiyoruz. koltuklar paylaşılıyor. kimileri masaya geçip batağa niyet ediyor. ben de bir kaç koltuğu birleştirip uzanıyorum.
"kurtarın lan beni!"
"hassiktir!" diye uyanıyorum bu feryadı duyunca. uyandığımda o an ayakta olan bir kaç arkadaşım bana bakıyor. biri yanıma gelip oturuyor, "iyi misin?" diye soruyor. "siktir git!" diyerek teşekkür ediyorum kendisine. bir manyaklık hakim bünyeme. ben de anlayamıyorum. "hayırdır olm, niye 'kurtarın lan beni!' diye bağırdın?" diye soruyor yanıma gelen arkadaş. "yok artık, ben miydim lan o bağıran!". onaylıyorlar. hatırlamıyorum ne tür bir kabus gördüğümü. ama çok kötü hissediyorum kendimi. gidip yüzümü yıkıyorum, kendime geliyorum biraz.
döndüğümde yeni uyanan arkadaşlardan birini "amına koyim lan! amına koyim noluyor lan!" diye bağırarak salonun içinde koştururken buluyorum. "çıkarın lan beni burdan!" diye devam ediyor bağırmaya, sonra salondan koşarak çıkıyor. o çıkarken sandalyede uyuya kalmış başka bir arkadaş uykusunda konuşmaya başlıyor:
"ben aziz
* başkanla konuştum. o transfer tamam.". noluyor lan?
milletin arada bir televizyon izlemek için geldiği odanın bir kız arkadaş yüzünden üç saat içinde nasıl tımarhaneye evrimleştiğini şaşkınlık ve korkuyla izliyorum. beş tane fidan eriyor gözlerimin önünde, göz göre göre.
sabah oluyor, kaooa sırıtarak salona giriyor. o anda linç edilmemesi için en ufak bir sebep yok. "iyi uyudunuz mu lan?" diye soruyor. "siktir lan!" diye cevap veriyorum ben. o şaşkınlıkla bana doğru bakarken ben odaya geçiyorum, yatağıma uzanıyorum.
kamera gökyüzüne doğru dönüyor ve ekran kararıyor.
daha sonra öğreniyoruz ki beyimiz ve kız arkadaşı, biz salonda alternatif bir
poltergeist senaryosu üzerinde çalışırken film seyretmişler ve sonra da uyumuşlar. dört kelime çıkıyor ağzımdan bunu duyunca:
"senin ben amına koyim!"
o gece arkadaşlık konusunda önemli bir şey öğretti bana: arkadaş için çiğ tavuk yenmeyebilir ama, kafanızı yemeniz normaldir.
ve hala neden "kurtarın lan beni!" diye bağırdığımı bilmiyorum. belki de "kurtarın beni bu abazanlıktan!" demek istedim, kim bilir. kısfmet.