oğuz haksever'in ntv'de hazırlayıp sunduğu ve insan adlı programın sonunda yer alan, içimizi bazen gıdıklayan bazen tırmalayan bazen hançerleyen ama her seferinde bir şekilde etkileyen fotoğraf seçkisinden oluşan bölüm.
6 tane resim ile (ve etkileyici perfore+müzik) dünya hayatına dair verdiği derslerle,basit bir diyet haberini manken ve bikinili hatunlarla süsleyen diğer reha muhtar ekolü haber bültenlerine nispet yaparcasına iç gıcıklayıcı ve dolu dolu program..bu arada kanal 6 da * bunu taklit eden ve ardarda sıralana resimlein altına "no comment" yazan bir programa rastladım.sanki kanal 6 da o resimleri yorumlayabilecek kapasitede haberci varmış gibi..
ntvmsnbc den de takip edilebilmektedir.
(bkz: ve insan)
ntv'de hafta içi hergün 18:35 te yayınlanan ve insan isimli programın çeşitli haber ajanslarından alınan anlamlı fotoğrafların müthiş bir fon müziği eşliğinde gösterildiği bölümüdür. fon müziğinin ismi mumbai theme tune olup bestecisi ar rahman dır.
sözün bittiği,görüntünün sabitleştiği, insanın kanını donduran sahnelerin insan yaşamındaki en akıllardan çıkmayacak sahnelere şahit olunan en kısa zaman dilimi.mutlaka her insanın zihninde canlanan bir kare vardir bunun gibi.
bütün bir yıl görmediğin, kışın, yokluğunda tek başına yürürken yanında olup sana sarılmasını delicesine istediğin, baktığın her yerde hayalini gördüğün sevgiliye sıcak bir yaz gününde kavuşma anı, seni sardığında dizlerinin titremesi, nefesinin kesilmesi, dünya üzerindeki diğer her şeyin o an anlamsızlaşması.
sensizliğin en sıcak mevsiminde,
hasretinle uzanırken sana;
bir pervasız "merhaba"
asıldı kulaklarıma.
sehpada bekleyen bir mahkum olup,
durdu zaman,
tam yaşamın sınırında.
bir an bakındım boşluğa,
anlamsızca...
kimin bu umarsız ses?
kimdi seni göremeyen beynimde.
kimin bu aşkı tanımayan yürek?
hangi beyhude mazeret,
seni hayallerimden,
apansız azad edecek kadar gerçek.
omzuma asılan bu el,
iğne iğne batıverdi ruhuma.
sen, hiç olmadığın kadar yok,
hiç olmadığın kadar benimken,
bir nefesle parçalanan resmini,
kim gözlerime,
nakış gibi işleyecek.
kim dokundu bam telime?
kim bu?
resitalin tam ortasında,
kemanımı kıran.
notaları çivi gibi,
kalbime kalbime batıran.
kim bu kim?
hayallerimdeki
saltanatını yıkan.
geldiğini anladığım
işte o an,
bir avuç kar olup,
eridi sevdan.
oğuz haksever'in fotoğrafların içeriğini, özelliğini anlatırken ve onları yorumlarken; çoğunlukla fotoğrafçının yaptığı sanattan ötesini ortaya koyduğu, "ve insan" programı içinde yer alan ve programın sonunda yer alan bölümdür. fotoğraflar başarısız olduğu için değil bu durum. metinleri kim yazıyor bilemeyeceğim ama, öyle bir edebiyat parçalanmış ki her birinde öyle kalakalıyorum. az önce oğuz haksever'in tabirlerine yine ağzım açık kaldı. fakat malesef, her biri topu topu ikişer üçer cümleden oluşsa da, seçilen kelimeleri bir araya getirmenin zorluğundan olsa gerek, hiçbiri tek dinlemede tamamen aklımda kalmıyor ve bir tam örneği buraya aktaramıyorum. yarım yamalak da yazarak etkileyeciliklerinden ödün vermek istemiyorum. aslında, burada benim satırlarımdan okumaktansa siz de hem fotoğraflar, hem de akıl almaz bu tanıtımlar için programı kendiniz izleyin ve dinleyin daha iyi olur...
bir fotoğraf karesinin nasıl olupta bu kadar güzel, mânâlı ve anlamlı yorumlanabildiğini merak ettiğim fotoğraf galerisi.. umutsuzluğun pusuyla ve hüznün hayalî buğusuyla yürekleri dağlayan, yaşadığımız dünyada nelerin olup bittiğini bir evrim süreci gibi karanlık ve peynir-zeytin içtenliğinde yansıtan.. derken sevinç dolu, mutluluk kokan karelere de yer vermesiyle aslında insanlığın ortak paydasının bütün dünyada aynı olduğunu anlatabilen belkide direk bilinçaltına hitap eden; arka fonda çalan müziği de beni benden alan program
oğuz haksever amcamızın sunumuyla bütünleşik bir güzelliktir. oğuz haksever'siz bir o an düşünemem zira. sert-naif tonlamaları manayı seçmede yardımcıdır oğuz amcanın. mumbai theme and tunes adındaki o güzide eseri her gün altyazısında çifte kavurarak(yazılı ve müzikli manasında demek istedim sanırım) yâd eden/ettiren kıymetli hikayeler silsilesidir. kaybolmasın nolurdur.
kimi fotoğraf kareleri ile insanın yüreğini, kimisiyle de zihnini yaralayan program. savaş, kıtlık, çocuk olmak ya da ana olmak, ölüm ve yaşam, para ve insanlık derken kalbini kanatıyor kimi fotoğraflar. ve kimi fotoğraflar gösteriyorlar ki asla içinde yer alamayacağını bildiğin bu karelerde dünyanın bambaşka bir yerindeki gün batımı, kilometrelerce uzanan sahilde tek başına yürüyen bir insan ya da rengarenk paraşütüyle gükyüzünü şenlendiren bir adam kıskançlık ve özenti yaratıyor içinde, zihnin bir kez daha algılıyor ki bir ömür yetmeyecek büyük olasılıkla, yetmez...
kimi zaman da tebessüm ettirmiyor değil tabi. hoş şeyler de gösteriyor ama gülümsemeden geriye kalan bir iz olmadığından insan yarasını hatırlıyor.
malum fotoğrafları oguz haksever mi yorumluyor yoksa bir başkası yazıyor da o mu sunuyor bilmiyorum. ama bu nasıl bir üsluptur şaşıyorum. o fotoğrafları çeken kişilerin zaten o yorumları hayal edebileceğini düşünmüyorum, şaşırdığım şey o fotoğrafları yorumlayan kişinin çarpıcı üslubu. mesela fotoğraftaki sevimsiz küçük bir zenci olsun; amcam öyle bir anlatıyor ki resmen kelimelerle seks yapıyor.
o an ne ile ilgilenirsem ilgileneyim bu programla karşılaştığım zaman sanki karşıma nietzsche gelmiş te bana bir şeyler söylüyormuş gibi işi gücü bırakıp mayışıp onu dinliyorum.
amca, sen her kimsen harcanıyorsun. düzyazı çalışmaların varsa kanımca hemen roman yaz. seneye nobel senin.
oğuz haksever'in anlatım sanatı ve ses tonu, objeleri ve olayları anlatımda kullanılan kelimeler ve tüm bunları kucaklayan enfes müzikler ile 113 saat kanal değiştirmeden seyredilebilecek kalite. inanıyorum ki gece beni sokakta gördüğünde korkudan çocuğunu düşürebilecek bir hanımefendi, ertesi gün tek kare bir fotoğrafımı o programda yayınlanırken görse, ustanın anlatım tarzından dolayı hoşuna falan giderim. eminim. son kararım. varım diyor.
taş merdivenler gibi, aşınmış ayaklardan,
secde yerine çarpa çarpa alınım aşınsa
göklerin kamçısıyle yediğim dayaklardan,
erisem de, tabutum boşmuş gibi taşınsa
bir garip insan olsam, benzemez hiç kimseye;
tek hece bilmez, tek renk görmez, tek ses işitmez.
karanlığı, yoğursam nura döndüresiye.
tırmansam o ana ki, yek paredir ve bitmez.